26 Mart 2012 Pazartesi

Mutlu Yıllar :)


Kadınların Tehlikeli Kelimeleri


1. Peki
İşte en tehlikeli kelime: Peki… Öyle bir söyleriz ki kavgada o küçücük kelimeyi, öyle anlamlar yükleriz ki üzerine, o an her şeyi bırakıp gitmek isteriz. Avına saldıran bir kaplan kadar hırçın ama bir o kadar da sessiz oluruz. “Peki” dedik, kavga bitti sandın di mi? Yok öyle bir şey. “Peki” demiş kadın matador karşısındaki boğadan bile daha tehlikelidir. Kırmızıyı kendine göster ve at kendini dışarı. Geriye dönerken en sevdiği şeylerden almayı sakın unutma. Ama unutma bu seni affettirmez sadece sonunu biraz geciktirir o kadar.

2. Tamam
Hele o “tamam”dan sonra susuyorsak, tehlike çanları çalıyor demektir. Her an büyük bir patlama olabilir. Sen her şeyin yoluna girdiğini sanabilirsin. Hazırlıklı ol, başın büyük belada. Fitil fitil gelecek her şey burnundan. Mümkünse göz önünde fazla bulunma, bir şeyler anlatmaya çalışma sakın, seni dinlemiyoruzdur. Zaten o yüzden tamam diyoruz ya. Ne anlatırsan anlat alacağın tek cevap “tamam”dır artık.

3. Anladım
Anladım çünkü çok zekiyiz.

4. Haklısın

Yok öyle bir şey. Haklı olan daima biziz. Haksız bile olsak bir yolunu bulup kendimizi haklı çıkartırız. O an ne olduğunu anlamaz, kendinden utanırsın. Sadece seni oyalıyoruz, haklı olduğun büyüsüne kapılıp gevşediğin anda bütün silahlarımızla saldırıp seni haksız çıkartmak için. Haklı olan biziz. Unutma.

5. Bilmem
Tabii ki biliyorum… Sadece kızgınım ve bilmem diyerek konudan kaçıyorum. Ama sanma ki bu konu kapanacak. Bence sen de şimdi konuyu kapat ve daha ılımlı bir anda gündeme getir. Yoksa sen de farkındasın bildiğimizin.

6. Nasıl İstersen
Aman bunu ciddiye alıp istediğin şeyi yapma, tuzaktır bu. Hele bir yap, gör bakalım sadece süpürgesi eksik olan bir cadı çıkıyor mu karşına çıkmıyor mu? Atıyorum lcd ekran tv istedin kavga çıktı, sonunda sinirden “sen bilirsin” dedik. Getir bakalım o tv’yi eve, bozmak için elimizden gelen her şeyi yapmıyor muyuz?

7. Boş ver
Sakın ha boş verme. Boş ver dediğimiz şey, inan bizim için çok önemlidir yine sinirden demişizdir. Eğer sen boş verirsen daha da sinirleniriz. Dar ederiz dünyayı başınıza. Her kavgada gündem olur o şey. Sadece biraz bekle sakinleşelim.

8. Sen Bilirsin
Hayır her şeyi ben bilirim. Şu an çok sinirliyim o yüzden seni baştan savma cevaplarla geçiştiriyorum. Sakın ha, havalara girme sen bilirsin dediğim için. Şu an o kadar iyi değilim, tek istediğim susman, o yüzden sen bilirsin.

9. Gerek Yok
Bunu genelde erkek “açıklamama izin ver” dediği zaman söyleriz. “Gerek yok” çünkü sen ne anlatırsan anlat ben yine bildiğimi okuyacağım. Senin söylediklerinden çok, benim düşünüp beynimde kurduklarım önemli şu an benim için. Gerek yok, sus sakinleşmemi bekle önce… Gerek yok.

10. Hı hı
Bu kelimeyi söylerken kesinlikle karşındakinin gözlerine bakmayız. Uzağa boş boş bakışlar atarak söyleriz ki o anlamsız iki heceye olabildiğince anlam yükleyelim. Dudakları birleştirip, başımızı yukarı aşağı sallayarak “hı hıı bittin olum sen” hissini uyandırırız karşı tarafa.

Tanımadığım Biriydi O


1. O 25. Mar. 2012 - 21:00
sanırım tutuklu bir gazeteci olmalısınız.
2. BEN 25. Mar. 2012 - 21:43
Hyır ben sadece üniversite öğrencisiyim :)
3. O 25. Mar. 2012 - 21:47
adalet istiyorum diyince bende dedim heralde tutuklu gasteci.
4. BEN 25. Mar. 2012 - 22:48
sadece tutuklu gazeteciler mi adalet ister ki :D
5. O 25. Mar. 2012 - 22:50
pardon ya ne kadar düşüncesizim cihan kırmızıgül vardı bi de sanırım siz de bi tutuklu öğrenci olmalısınız.
6. BEN 25. Mar. 2012 - 22:51
:D aman tamam. bu kadar dalga yeterli :)
7. O 25. Mar. 2012 - 22:53
o zaman ciddi konulardan bahsetme zamanı geldi nihayet.
8. BEN 25. Mar. 2012 - 22:53
haydi başla :)
9. O 25. Mar. 2012 - 22:55
nerden başlasam bilmiyorum ki.
10. BEN 25. Mar. 2012 - 22:56
kimsin nesin :D neden ben :D
11. O 25. Mar. 2012 - 22:59
başlık metnin dikkatimi çekti tutuklu gazetecilere ve öğrencilere ilgim var bi de hrant a onun için.
12. BEN 25. Mar. 2012 - 23:00
Ben sadece aşkın biraz adaletli davranması için onu yazmıştım. yoksa o tarz konularla pek bir ilgim yoktur
13. O 25. Mar. 2012 - 23:02
tatlım aşkın adaletli olması için tanrının adil olması gerekir.
14. BEN 25. Mar. 2012 - 23:04
kalbinin doğru insanı seçmesi de öenmlidir.
15. O 25. Mar. 2012 - 23:05
kalbin seçim yaptıgını sanmam seçim yapan gözlerdir ve gözlerden de kalp okunmaz.
16. BEN 25. Mar. 2012 - 23:06
yada karşımıza çıkan insanları yeterince seçemiyoruz. herşey bir tesadüf mü?
17. O 25. Mar. 2012 - 23:08
evet hayatta herşey tesadüftür yoksa canımızı hiçbişi yakamazdı.
18. BEN 25. Mar. 2012 - 23:11
canımın yandığına değil, değer verilmemesi gereken insanlara değer verdiğim için kendime kızıyorum. KÖR MÜYÜZ?
19. O 25. Mar. 2012 - 23:14
kızıyorsun ama değişen ne? tatlım maalesef insanlara muhtacız.aslında asıl sorun insanların bize sorumlu olduklarını düşünmemiz ama bence bu şekilde düşündüğümüz insanlar bize sorumlu değil.
20. BEN 25. Mar. 2012 - 23:18
Biz insanlara muhtacız da, o insanlar bize muhtaç değiller mi?
Gerçek aşkı bulduklarını zannedenler bile elbet bir gün ayrılıyorlar. Bu aşk gerçekten her zaman kalbimizi acıtacaksa, bir parçamızı alıp götürecekse, aşık olmanın ne anlamı var*
21. O 25. Mar. 2012 - 23:20
sanırım değiller.baki kalan dostluklardır ama onların da çivisi çıktı yalan dolan entrika bitmeyen bahaneler ele yüze bulaştırıp bulaştırıp bi de bişi olmamış gibi davranmalar.kayıtsızlığı cool luk sanmalar iğrenç işte.
22. BEN 25. Mar. 2012 - 23:26
Ben artık bütün hayatım boyunca uygulayacağım bir yöntem buldum zaten. UMURSAMAMAK! kim olursa olsun hiç bir şekilde takmayacağım. çok samimi dostluklar zamanında kurdum, bundan sonra yeni dostluklar kurmam zaten. bu umursamazlığımı kimse kaldıramaz artık. insanlar değişirler. değişmek zorunda kalırlar. insanları değiştirende öteki insanlardır :)
23. O 25. Mar. 2012 - 23:28
hoop geldin mi sözüme ne demiştim insanlar sorumluluk hissetmez sen onların sorumuluk hissettiğini sanırsın.girdiğin modda olan bir dostum var bu gün itibariyle artık tanımıyorum onu mesela:))
24. BEN 25. Mar. 2012 - 23:31
dostluklarında çok sağlam temellere ihtiyacı var bence. her önüne gelene dost dememelisin. dostlarının kişilik olarak değişmemesi lazım, yada değişse bile bunu benim kaldırabilmem lazım. amaaaan ne bileyim. insan ilişkileri çok ilgnç, bide işin içine aşk girince dahada işin içinden çıkamıyorsun.
25. O 25. Mar. 2012 - 23:33
evet dimi işin içine aşk girince iyice boka sarıyor.en dost dediklerinin bile bitmeyen sırları.sıkıldım artık.
26. BEN 25. Mar. 2012 - 23:34
evet bitmez tukenmez sırlar işiin içinden çıkılmaz durumlar. kafa iyice karışıyor
27. O 25. Mar. 2012 - 23:37
maalesef.neyse tatlım sohbet güzeldi tskkrle arkadaslık ettin bana iyi geceler dilerim sana
28. BEN 25. Mar. 2012 - 23:38
herşey buraya kadar mı :D kullanıodığımı hissediyorum :)
29. O 25. Mar. 2012 - 23:39
fikirlerimin bir öenmi yok mu senin için.anlıyorum ama napabilirim kişiliğim dişiliğimin önüne geçiyor her zaman bunu bende kabullenemiyorum bazen.
30. BEN 25. Mar. 2012 - 23:41
neyse iyi geceler :D gayet güzel bir sohbetti :)
31. O 25. Mar. 2012 - 23:42
mersi canım tekrar görüşmek üzere ,istersen telefon numaranı ver sohbet etmek istediğimde ararım ben seni:))
32. BEN 25. Mar. 2012 - 23:43
yok canım o kadar da değil :D burdan konuşmaya devvam ;) muck
33. O 25. Mar. 2012 - 23:46
peki o zaman yarın aynı saatte aynı yerde babay:)

23 Mart 2012 Cuma

Süpriz Hikaye - 2 & Bulduklarım vol5

Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; "Gayet iyi" dedi. Güzelliğinden emindi. Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi. Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşlarıyla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi.

- Alo.kızım, nasılsın?
- İyiyim anne. Ne oldu ?
- Sana bir surprizim var.
- Surpriz mi?
- Evet.Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize gelmiş..
- Eee kimmiş?
- Kim olduğu surpriz. Fakat, onu senin almanı istiyorum.
- Ben mi?
- Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parka gitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum.
- Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen.
- Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğinden tanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir.
- Amaaan. Peki peki. Nasıl tanıyacağım.
-Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim. O parkta bazı oturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak.
-Tamam anne..tamam.
- Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum. Üniversiteyi bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim.
- Hemen darılma, tamam dedim ya. O nasıl tamam demekse. neyse, hadi o zaman, izin al da çık, bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim.

Genç kız, izin alıp çıktı. Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı. Bu parkta daha önce hiç oturmadığını farketti. Arkadaşlarıyla hep paralı,lüks eğlence yerlerine giderlerdi. Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu, boş olan kısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti.

-"Annemin arkadaşı çabucak gelse de, şunlardan kurtulsam" diye düşündü. Köylü kadın çekinerek seslendi;
- Afedersin kızım, bir şey sorabilir miyim? "Kızım" diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu.
- Ne var, adres mi soracan! .. Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı;
- Hayır kızım, başka bir şey soracaktım.
- Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister.

Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü.

-"Nihayet." diye düşündü.

 Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu. Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü.Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü;

- Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla. Fakat ağlamayla benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı.

Kadın dayanamadı;
- Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim! .
 - Oooo... laf yapmayı da biliyormuş
-Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim.

Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi. Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi.

- Merhaba kızım, Zeynep teyzen nerde?
- Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dinlenmek için gelmiş biriymiş.
- Allah Allah! ... giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı. Genç kız bir an durakladı.
-Küçük bir kız mı?
- Evet
- Anne! . biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi?
- Kültürsüz değil ama zengin değil.
- Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme.
- Köyden gelen kadına ne denir ki! ..
- Oh. iyi iyi, köylü kadınları karşılmaya beni gönderiyorsun.
- Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. '
- Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım'. Dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı.
-Ne istiyormuş?
- Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.
- Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım? Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı;
- Kızım, sen bebekken biz köydeydik.
- Eee.
- Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri,atları,tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim.
-Evet, hatırladım.
- O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık.
- Herhalde şimdi anlatacaksın.
- Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rüzğar bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rüzğar bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler heryeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu.
- Niçin?
- Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. Hah! .. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı.

12 Mart 2012 Pazartesi

Scrabble oynadık da



Oyunu her oynadığımızda yeni kurallar koyduğumuz
 yada 
varolan kurallarını değiştirdiğimiz çok eğlenceli değişik bir oyun! 

"böyle bir kelime var mıydı?"

"böyle yazabilir miyim?

gibisinden sorular bile soruluyor.
 Sanki yabancılarla oynuyoruz oyunu, yada ben yabancıyım. 
Türkçe kelimeleri bilmiyormuş edasıyla hareket edilen bir oyun.

11 Mart 2012 Pazar

Küçük Hikaye "Bisiklet"









Yazım kötüdür kusura bakmayın. 
Bilgisayarda yazmaya üşendiğim için 
böyle bir yol seçtim umarım olmuştur.