Kulağa masum bir cümle gibi gelir ama aslında büyük bir saklanıştır. İnsan aşktan, sevgiden, bağlanmaktan, yaşamaktan korktuğunda bu sözün arkasına gizlenir. Çünkü bilir ki daha fazla severse, daha fazla bağlanırsa, sonunda kaybetmek ihtimali de büyüyecek. Bu yüzden kendini durdurur. Duygularını gizler, göstermemeyi öğrenir. Yüreği çığlık atarken yüzü suskun kalır. Gözlerinde sakladığı binlerce kelime vardır ama diline bir tanesi bile düşmez. Kaçınır, çünkü daha fazla sevmenin yükünü taşıyamaz. Daha çok ilgilenirse daha çok bağlanacağını, daha çok bağlanırsa bir gün daha fazla acıyacağını düşünür. Sever aslında… Ama sevgisinin fazlasını veremez. Bir yanını hep kapalı tutar. Çünkü aklının bir köşesinde hep şu düşünce vardır: “Ya giderse? Ya bir gün yalnız kalırsam?” İşte bu yüzden cesareti yoktur. Çünkü sevmek cesaret ister, kalmak cesaret ister, savaşmak cesaret ister. Kaçmak kolaydır, o yüzden kaçar. Belki bir kere yaralanmıştır, belki defalarca… Bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey vard...
Aptalsın. Bunu canını yakmak için değil, gerçeği yüzüne vurmak için söylüyorum. Seni bu kadar severken, sana bu kadar yakın dururken beni görmediğin, o mesafeyi kapatmadığın için aptalsın. Eğer görüp de fark etmediysen, o daha kötü. Yok eğer fark ettiysen ama hissettirmediysen, kendi duygularından köşe bucak kaçtıysan... yine aptalsın. Çünkü sevgi saklanacak bir suç değildir. Sevgi kendini belli eder; bazen küçük bir tebessümde, bazen kaçamak bir bakışta, bazen de gecenin köründe gelen o "Nasılsın?" mesajında. Ama sen hiçbirini yapmadın. Korktun belki, emin olamadın, bilemedin... Ya da en acısı: Biliyordun ama umurunda değildi. İşte o zaman, koca bir aptalsın. Kafan karışıksa, bana karşı net bir duygun yoksa, hâlâ geçmişin gölgeleriyle boğuşuyorsan ve sırf bu yüzden benden uzak duruyorsan... yine kaybedensin. Çünkü kaçtığın kişi ben değilim, kendi hislerin. Kalbinin sesini bastırıp aklının o soğuk doğrularına sığınmaya çalışıyorsan, günün birinde ikisinin arasında ezileceğini...
Bazen insanın içi, söylemekten korktuğu ama sustukça daha çok yakan cümlelerle dolar. Bugün benim içimde biriken o sözler, sonunda kendine bir kapı araladı. Bu satırlar; o kapının eşiğinde duran, sarsılmış ama iyileşmeye karar vermiş bir kalbin son itiraflarıdır. Seninle mutlu olmayı çok istedim. İnan, her şeyden daha çok... Birlikte gülmeyi, birlikte büyümeyi, birbirimizin yaralarını sarmayı hayal ettim. Ama olmadı. Bunu itiraf etmek içimi acıtsa da gerçek, bazen en sessiz çığlıklarımızda saklı: Sen bana iyi gelmiyorsun. Seninleyken kendim gibi hissetmiyorum. İçimde huzurdan çok, ismini koyamadığım bir ağırlık var. Kıskançlık, endişe, sürekli seni düşünme hali... Sanki yirmi dört saat senin yanına sığınmak isteyen muhtaç bir halim var ve bu beni benlikten çıkarıyor. Bu karanlık tutku, beni sana yaklaştırmıyor; aksine beni benden, kendi merkezimden uzaklaştırıyor. Umursamaz tavırların, sadece kendini önceleyen düşüncelerin... Yanındayken bile beni nasıl yalnız hissettirdiğini, bazen ne...
Yorumlar
Yorum Gönder