Bazen yaşadığımız hayal kırıklıklarında suçlayacak birini arıyoruz. Kalbimizin kırıldığını düşündüğümüz her anda, bütün suçu karşımızdakine yüklüyoruz. Oysa bazen mesele, birinin kalbimizi gerçekten kırması değil. Asıl mesele, bizim o kişiden neler beklediğimiz. "Gerçekten kalbini mi kırdı, yoksa beklentilerini mi?" Bu soru işte tam da bu yüzden önemli. Çünkü çoğu zaman insanlar, bizim zihinlerimizde kurduğumuz hikâyelere ayak uyduramazlar. Biz onları olduğundan başka biri yapmaya çalışırız: Daha ilgili, daha düşünceli, daha duyarlı… Beklentilerimizle onları büyütürüz. Sonra o kişi kendi gerçeğiyle karşımıza çıkınca, sarsılırız. Aslında bize zarar vermek gibi bir niyetleri yoktur çoğu zaman. Onlar sadece kendi yollarında yürürler. Ama biz, onların bizim yanımızda nasıl olmaları gerektiğine dair sessiz beklentiler üretiriz. Ve işte kırılan da tam olarak budur: Beklentiler. Kalp, düşündüğümüz kadar narin bir şey değildir. Aşırı beklentilerle şişirilen hayaller patladığı...
Kulağa masum bir cümle gibi gelir ama aslında büyük bir saklanıştır. İnsan aşktan, sevgiden, bağlanmaktan, yaşamaktan korktuğunda bu sözün arkasına gizlenir. Çünkü bilir ki daha fazla severse, daha fazla bağlanırsa, sonunda kaybetmek ihtimali de büyüyecek. Bu yüzden kendini durdurur. Duygularını gizler, göstermemeyi öğrenir. Yüreği çığlık atarken yüzü suskun kalır. Gözlerinde sakladığı binlerce kelime vardır ama diline bir tanesi bile düşmez. Kaçınır, çünkü daha fazla sevmenin yükünü taşıyamaz. Daha çok ilgilenirse daha çok bağlanacağını, daha çok bağlanırsa bir gün daha fazla acıyacağını düşünür. Sever aslında… Ama sevgisinin fazlasını veremez. Bir yanını hep kapalı tutar. Çünkü aklının bir köşesinde hep şu düşünce vardır: “Ya giderse? Ya bir gün yalnız kalırsam?” İşte bu yüzden cesareti yoktur. Çünkü sevmek cesaret ister, kalmak cesaret ister, savaşmak cesaret ister. Kaçmak kolaydır, o yüzden kaçar. Belki bir kere yaralanmıştır, belki defalarca… Bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey vard...
Yalnızlık, çoğumuzun zaman zaman hissettiği bir duygu. Ancak bazılarımız için bu duygu, geçici bir ruh halinden çok daha fazlası olabilir. 35 yaşına gelmiş ve hayatına uygun birini bulamamış olman seni endişelendiriyor, belki de yoruyor. Hissettiğin bu döngü - birine bağlanmaya çalışmak, ama sonunda uyuşmazlık hissedip yoluna devam etmek - oldukça tanıdık. Peki, bu gerçekten bir sorun mu, yoksa kendini daha iyi tanımaya çalıştığın bir sürecin parçası mı? Öncelikle, yalnızlık kötü bir şey değil. İnsan doğası gereği birilerine yakın olmayı arzulasa da, hayatımızın her döneminde mutlaka bir eşe ya da romantik bir ilişkiye sahip olmamız gerektiği düşüncesi bize dayatılmış bir beklenti olabilir. Oysa yalnız olmak, bazen bir boşluk değil; bir alan yaratmaktır. Kendi sınırlarını, değerlerini, isteklerini ve kim olduğunu gerçekten anlaman için bir fırsattır. Ancak yalnız kalmak istemiyor ve bir ilişkiye ihtiyaç duyuyorsan, bu konuda düşünmen gereken bazı şeyler var. Öncelikle, bir ilişkiye gir...
Yorumlar
Yorum Gönder