Aptalsın. Bunu canını yakmak için değil, gerçeği yüzüne vurmak için söylüyorum. Seni bu kadar severken, sana bu kadar yakın dururken beni görmediğin, o mesafeyi kapatmadığın için aptalsın. Eğer görüp de fark etmediysen, o daha kötü. Yok eğer fark ettiysen ama hissettirmediysen, kendi duygularından köşe bucak kaçtıysan... yine aptalsın. Çünkü sevgi saklanacak bir suç değildir. Sevgi kendini belli eder; bazen küçük bir tebessümde, bazen kaçamak bir bakışta, bazen de gecenin köründe gelen o "Nasılsın?" mesajında. Ama sen hiçbirini yapmadın. Korktun belki, emin olamadın, bilemedin... Ya da en acısı: Biliyordun ama umurunda değildi. İşte o zaman, koca bir aptalsın. Kafan karışıksa, bana karşı net bir duygun yoksa, hâlâ geçmişin gölgeleriyle boğuşuyorsan ve sırf bu yüzden benden uzak duruyorsan... yine kaybedensin. Çünkü kaçtığın kişi ben değilim, kendi hislerin. Kalbinin sesini bastırıp aklının o soğuk doğrularına sığınmaya çalışıyorsan, günün birinde ikisinin arasında ezileceğini...
Hepimiz hayatımızın bir döneminde kalbimiz kırıldı, derin yaralar aldık. Biten bir ilişkinin ardından gelen boşluk, acı ve kafa karışıklığı bazen öyle yoğun olur ki, bu duygulardan bir an önce kurtulmak isteriz. İşte tam da bu noktada, “yara bandı ilişkisi” kavramı ortaya çıkar. Peki nedir bu yara bandı ilişkisi? Acıyan bir yaraya geçici bir çözüm sunan bir yara bandı gibi, biten ilişkinin ardından gelen boşluğu doldurmak ve acıyı azaltmak için yeni bir ilişkiye başlamak. Ama gerçekten işe yarıyor mu? Neden Bir Yara Bandı İlişkisine İhtiyaç Duyarız? Biten bir ilişkinin ardından kendimizi yalnız, değersiz veya kaybolmuş hissedebiliriz. Bu duygularla başa çıkmak zorlayıcı olabilir ve yeni bir ilişki, bu olumsuz hisleri bastırmak için cazip bir seçenek gibi görünebilir. Yeni biriyle tanışmak, ilgi görmek, yeniden sevildiğini hissetmek, kısa süreli de olsa bir nefes alma alanı sunar. Bu, özellikle eski partnerimizi unutmak, onların yerini doldurmak veya onlara "bak ben sensiz de mutlu...
Bazen insanın içi, söylemekten korktuğu ama sustukça daha çok yakan cümlelerle dolar. Bugün benim içimde biriken o sözler, sonunda kendine bir kapı araladı. Bu satırlar; o kapının eşiğinde duran, sarsılmış ama iyileşmeye karar vermiş bir kalbin son itiraflarıdır. Seninle mutlu olmayı çok istedim. İnan, her şeyden daha çok... Birlikte gülmeyi, birlikte büyümeyi, birbirimizin yaralarını sarmayı hayal ettim. Ama olmadı. Bunu itiraf etmek içimi acıtsa da gerçek, bazen en sessiz çığlıklarımızda saklı: Sen bana iyi gelmiyorsun. Seninleyken kendim gibi hissetmiyorum. İçimde huzurdan çok, ismini koyamadığım bir ağırlık var. Kıskançlık, endişe, sürekli seni düşünme hali... Sanki yirmi dört saat senin yanına sığınmak isteyen muhtaç bir halim var ve bu beni benlikten çıkarıyor. Bu karanlık tutku, beni sana yaklaştırmıyor; aksine beni benden, kendi merkezimden uzaklaştırıyor. Umursamaz tavırların, sadece kendini önceleyen düşüncelerin... Yanındayken bile beni nasıl yalnız hissettirdiğini, bazen ne...
Yorumlar
Yorum Gönder