25 Eylül 2012 Salı

Kurbağa Prens (Zeliha Sunal)



Zaman seni beklemez
Gecikirsen hiç iplemez
İzin vermezsen eğer
Kimse seni üzemez

Her şart her koşulda
Kendini elden bırakma
Eylemsiz olma
Her şeye susmaDengemi bozmaE fazla konuşma

Her aşk için bin kere öldük
Dimdik kendimize döndük
İçinden prens çıkacak diye
Bilsen kaç kurbağa öptük

Söz: Neslihan DemirtaşMüzik: Neslihan Demirtaş

Öz Eleştiri: Umursamazlık

Bu "umursamaz" kelimesi ölsün gebersin istiyorum. Bana yapışıp kaldı resmen. Çıkartamıyorum üzerimden. Neler neler kaçırdığımın farkında değilim. Farkındayım aslında... Ne kadar lanet bir huy bu!

Umursamaz olmayı ben istemiştim. O zaman daha az acı çekeceğimi düşünmüştüm. Evet aynen öyle...Daha az acı çekiyorsunuz. Tabi sadece ilk başlarda... Sonra bu umursamazlık yerinde durmuyor. Sürekli seviyesini yükseltiyor yükseltiyor yükseltiyor... Bir yerden sonra gerçekten durdurulamaz bir hal alıyor. Büyüyor git gide. Ve hiç bir şekilde buna müdahale edemiyorsun.

Bulaşıcıdır umursamazlık. Umursamazlılığı kabul edenlere bulaşıverir. Çabukcak öğrenirler onlarda bu huyu. Kabul etmek istemeyenler zaten uzaklaşırlar. Yavaş yavaş insanları kaybedersin. Kaybettiğin insanlar çoğalır çevrende... Çoğu zaman yalnız kalırsın. Bunu kendim istemiştim. Umursamaz olmayı ben seçtim. Ben yaptım bunu. Acısını ben çekiyorum tabikide...

Yeni edindiğim arkadaşlarımı da bu yüzden kaybediyorum işte... Umursamaz oluşum onlara fazla geliyor. Normal bir insanda olması gerekenden daha fazla çok daha fazla umursamazlık var bende.

Bir zamanlar "umrumdışı" kelimesini duymuştum. Uzun bir süre bu kelimeyi kullanmıştım. Beni gerçekten çok etkilemiş olmalı ki bu kadar derinlerde bir yerde onu besleyip büyütmüşüm. Nasıl kurtulacağım bundan? Kim bana bu konuda yardımcı olacak? Nasıl aşacağım?

İnsanların kalplerini kırmaktan başka bir şey yapmıyorum. Her yeni tanıştığım insanla ilk başlarda her şey normalmiş gibi gidiyor. Ama sonrasın da benim "umursamazlık" devreye giriyor ve her şey yerle bir oluyor. İnsanları incitiyorum, kırıyorum... Bu artık bana rahatsızlık vermeye başladı. Hemde çok fazla. Bir psikologa danışmam gerektiğini düşünüyorum artık. Çünkü yazın başından beri bu "umursamazlık"ımın yok olması için denemelerde bulunuyorum. Olmuyor. Tek başıma yapamadım, beceremedim. Yardım almalıyım "umursamaz" olmayan birinden. Tabi bu kişi benim über büyük umursamazlığımla baş edebilecek biri olmalı.

"Herkes ikinci bir şansı hak eder." Bence bu cümleyi söyleyen kişinin çevresinde hiç "umursamaz" biri olmadı. Verilen ikinci hakkı da aynı şekilde "umursamazlık" yerdi. Önce umursamazlığı yok etmeli daha sonrasında ikinci bir hakkı vermelisiniz.

Nefret etmeye başlıyorum kendimden. Ben böyle bir insan değildim. Neden böyle oldum? Ne yaşadım da bu kelimeyi benimsedim. Beni "umursamaz" yapan şey basit bir kelime olamaz. Düzelmeye ihtiyacım var. Normal bir hayat sürmek istiyorum. Bende aşık olabilirim. Bende dost olabilirim. Sadece bunu şu an gerçekleştiremiyorum. Çünkü "UMURSAMAZIM!"


Bu bir öz eleştiridir. Egemen ENGİN

21 Eylül 2012 Cuma

Gün İçinden

Sabah olur gün ağırır
Bir yanın hala uykuludur
Gözlerin kapalıdır hala
Her yanın uykuludur aslında
Üşürsün o yok diye yatakta
Yıkarsın elini yüzünü
Duş alıp kahvaltını yaparsın
Bir kahveyle açarsın uykunu
Otobüse binersin tıklım tıklım
Ondan ayrılınca arabanı sattığını hatırlarsın
Üç durak önce inersin
Yürüyüp temiz hava almak için
Önceden öyle yapardın çünkü
Arabanı üç sokak öteye park ederdin
Onun bıraktığı bir alışkanlıktı
Rüyanı hatırlarsın
Neden uyanmak istemediğini hatırlarsın
O vardı rüyanda güzellikler içinde
Masana oturursun aklın bir karış havada
Bazen işleri karıştırırsın
"Aman boşver!" dersin
Kapatırsın gözlerini 
Onun hayali....
Aynaya baktığında
5yıllık geçmişin bıraktığı izleri görürsün
Yan masanda oturan kişiyi o zannedersin
Telefonda konuşan sanki o
Delirdiğini düşünüyorsun
Çıldırmadın sen ama
Sadece aşıksın hala
Gidenin arkasından ağlama
Artık hiç bir zaman dönmeyecek sana...

9 Eylül 2012 Pazar

Başlıksız

sade kahve 
gece ışıkları 
sokak hayvanları 
çikolatalarım
kaldırım üstü kafeler
şehirler arası otobüs yolculukları
deniz kıyısı
fahişeler
arabam
bol mayonez ve ketçaplı makarnalar
canını acıttıklarım
canımı acıtanlar
yanlış anlaşılmalar
kitaplarımdaki dükkanlar
çantam
üstü kapalı sohbetler
zoraki gülümsemeler
peşimdekiler
yetişmeye çalıştıklarım
geç kaldıklarım
her sabah uyanmak zorunda olmak
kırmızı ışıkta bekleyen dilenciler
gökdelenler
parfüm kokuları
kuşlar
hafta sonu tatilleri
yarım kalan hikayelerim
balıkçı ahmet amca
tuzlu fıstık ve bira
trafikte dur kalk yapmaktan ağrıyan bacaklarım
arkadaşlarımın üzerimde bıraktığı fondoten ve ruj izleri
sessiz kalmayı beceremeyen telefonum
aradığım huzur
"farkında olmak" her şeyin
ve empati yaparken
içini okuduğumda insanların
gözlerine baktığımda
gördüğümde bütün yaşadıklarını
ve hayat
hayat
hayat
kendimi hep kaçarken buluyorum...