6 Kasım 2013 Çarşamba

Hayatım Şelale Gibi

Hayatı akışına bırak gitsin. Su akar yolunu bulur... Gibisinden bir sürü cümle... Bu cümleler herkes için doğru cümleler. Herkesin hayatı bir akarsu gibi, ilerliyoruz sürekli. Deniz ve ya okyanusa ulaşmaya çalışıyoruz, yahut bir göle.

Son zamanlarda benim hayat akışım da uçurumun içine doğru. Görkemli bir şelale aslında. Işıl ışıl parlıyor. Bi yerden gökkuşağı çıkıyor falan. Tam bir görsel şölen anlayacağın. Gören insanlar tekrar tekrar bakıyorlar, büyüleniyorlar. Ne kadar güzelmiş diye imreniyorlar belkide.

Belkide yanlış bir seçimle başkasının akması gereken yere yöneldim. Belkide başkasının hayatıdır yaşadığım.

Halbuki ben o tepeden aşağı düşerken kayaların nasıl canımı acıttığını görmüyorlar, hissetmiyorlar. Yere çarpışımın sesini duyuyorlar ama ne denli ağrılar yarattığının farkında değiller. Az da olsa buharlaşıp yok olduğumu da görmüyorlar. Onlar sadece bakıyorlar ama görmüyorlar.

Çünkü ben o şelaleyim. Görkemli, gösterişli ve ihtişamlıyım. Ama içimdeki fırtınalardan kimsenin haberi yok. Soğuk kış günlerini nasıl atlattığımı bilen yok. O kayaların ne kadar keskin olduğunu bilen yok. Ne denli canımın yandığını bilen yok. İçimin kan ağladığını gören yok.

Tek görülen uçurumun kenarından ağaşı doğru akan ihtişamlı bir su kütlesi. Çevresinde harika bi tabiat olan doğanın en güzel yerlerinden biri. Güneşli günlerde gökkuşağının eksik olmadığı cennet köşelerinden biri...

Artık farkına varın. Ne kadar mükemmel görünürseniz görünün anca başkalarını kandırırsınız, kendinizi değil... O yüzden yalan söylemeyi bırakın ve olduğunuz insan olun. İnsanlar size baktıkları zaman gerçeği görsünler, baktıklarıyla kalmasınlar.

Daha çok ondan - Daha az bundan

Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz:

Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız
Daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz
Daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz
Daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var.
Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz
Daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.
Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz
Daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.

çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, 
çok savurganca para harcıyoruz, 
çok az gülüyoruz, 
çok hızlı araba kullanıyor, 
çok çabuk kızıyoruz, 
çok geç saatlere kadar oturuyor, 
çok yorgun kalkıyoruz, 
çok az okuyor,
çok fazla tv izliyoruz 
ve 
çok ender şükrediyoruz.

Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık.
Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.
Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık.
Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.
Dış uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik. daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. atoma hükmettik, ama ön yargılarımıza edemedik.
Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz.
Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik. 
Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.

Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir.

Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız. Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.
Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür. Paylaşmak özel ve güzeldir, yaşamı paylaşmak, özel gün ve anları paylaşmak, değer verip değerinizi bilen birileri olduğunu bilmek, onunla paylaşmak ne kadar lüks artık. Onu bulmak ve kaybetmemek, dostluğu, sevgiyi, hüznü paylaşmak, ne güzeldir tüm bunların tarihe karıştığı bir dönemde elde etmek ve yaşamak..

4 Kasım 2013 Pazartesi

Aşk Sessiz, Sevgi Dilsizdir


Bir adam anlatıyor..

Karımı 1998'in sonbaharında kaybettim.Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik.

Karım , her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, "Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri" derdi.. Öldüğünde,yedi tane resmimiz vardı.

97'in bir gecesinde, onu aldattım.Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece "Biliyorum" dedi.

İzmir'e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim.Fotoğraflarımıza bakıyordum yine.. Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün farkettim.A.R.K.A.S.I.N. Gerisi için yılları yetmemişti.Ama sanırım "Arkasına bak"yazmaya filan niyetlenmişti.

Hemen çerçevelerin arkasına baktım.Hiçbir şey yoktu.Sonra bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. İnanabiliyor musunuz, herbirinin arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı.1997'deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı.

Ve içinden şu sözler çıktı: "14 Mart1997/ Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı / Söylemene gerek yok,biliyorum..." 2002'deyiz. Onu kaybedeli 4,aldatalı 5 yıl oluyor.İçim acıyor şimdi. Sadece paylaşmak istedim. Sana boş gözlerle bakıp seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et. Çünkü;

Aşk sessiz,sevgi dilsizdir.

3 Kasım 2013 Pazar

Bir Daha Doğurma Beni

Hayat pamuk şekeri değilmiş anne
Çok zor meslekmiş insan olmak.
Yaşayabilmek boynuna geçirilen binlerce halatın düğümleri çözülür umuduyla,
Tabureye nekadar sıkı basarsam, okadar korkmalıymışım meğer tekme atılmasından..

Büyüdükçe küçülüyormuş etrafındakiler..
Büyüdükçe çirkinleşiyormuş, yalanlar yorgan oluyormuş ihanetlere.
Zedeleniyormuş güven dedikleri kan damlamadığından farketmiyormuşsun olanları..
Sadece derin bir sızı hissettiriyormuş, senelerce neden aratan bir ağrı.

Ve küçükken senden uzaklaşma hissim,
Büyüdükçe daha çok bağlıyormuş beni sana.
Tek gerçeğim olduğunu kanıtlıyormuş, öğrendiğim yalanlar..

Hayat gazoz kapağından bozma kesici oyuncaklardan korkmak değilmiş anne..
Dönen atlı karıncalardan daha miğde bulandırıcı bir Dünya varmış dönüp duran.

Ve kırmızıklı başlıklı kız, kurtulamazmış hiçbir kurdun elinden..

Hayat masal değilmiş anne..
``Mutlu son`` dedikleri sevişme seanslarının salon ağzı gerçekte.

Adalet ``Çıplak Krala`` benziyor anne.
Soytarıların dilinde..

Hayat yok olan binbir umudun ardından dökülen gözyaşlarının son damlasına kadar saymak zorunda olduğun hiç bilinmeyenli bir denklemmiş..
Hep doğru cevap verdiğini sanarken kadere,
Tüm soruların yanlış olduğu gerçeği tokat gibi çarparmış yüzüne..

Bir gidene yanmıyor artık içim, bir sevgiliye,
Onlara değil anne, inan sevdadan değil bu halim..
Ki hepsi haklıydı, ki hepsi yorgun, hepsi kırılmıştı, hepsi borçlu çıkarılmıştı..
Hepsinin bir yarası vardı aldığı nefeslerin karşılığını öderken sahiplendirildiği..
Üzmek istemediler beni, biliyorum anne..
Kızmıyorum.
Hepsi iyi insanlardı, çirkinleşmeyenlerden. Güvenleri zedelenenlerden.
Kahkahalardan sıyrılıp, Çıplak Krala sahiplenenlerden..
Buyüzden okadar halsizdi yürekleri, buyüzden okadar korkak, buyüzden okadar kaçak oynuyorlardı..
Bana benziyorlardı anne.
Bana benziyorlardı.

Hayat yordu hepimizi..

Ölüyorum anne
Bir daha doğurma beni !

aLi Yaman..

2 Kasım 2013 Cumartesi

Kelimeler Şahane

İnsanların kullandığı kelimeler aslında daha çok şey anlatır. Kendinize yakın hissettiğiniz kişilerin cümlelerinde ki alt yazıları bile okursunuz. Bu olay işte cümlelerin duygularını yansıtır. Eğer az ve öz konuşarak alt yazıları okuyabiliyorsanız, ne mutlu size!

"Trip atma" olayını saçma bulurum ve hayatımda kolay kolay trip atmam. Hatta hiç atmam. Ama işte bu olaya benzetebiliriz biraz. Size birinin trip attığını düşünün; sizden yapmanızı istediği şey "alt yazıları okumanızdır". Başka bir şey değil. İşte bu yüzden alt yazıları okumak biraz zordur. Eğer bu okuma olayını herkese uygulayabiliyorsan, senden iyisi yok.

Ama herkese uygulamanızı tavsiye etmiyorum bunu. Neden mi? Çünkü; herkesi çok daha iyi tanımaya başlıyorsun. İlk tanıştığın birinin ne mal olduğunu anlayabiliyorsun. O yüzden bazen her şeyi akışına bırakmak lazım. Alt yazıları boşverip hayatın akışına bırakmalı insan kendini. Tat almaya bakmalı. Bazense tadı damağında kalmalı.

Kelimeler şahane
Kullanmak bahane
Oynaşırım cümlelerimle
Bunlardan sanane