28 Aralık 2013 Cumartesi

2013 Son



2013 yılının sonuna geldik artık. Genel olarak ilginç bir yıl yaşadım. Dört sevgili sığdırdım bu seneye. Bir ölüm, bir diriliş. Kavgalar sığdırdım. Ayrılıklar, barışmalar. Dost kazandım bu yıl, en güzelinden. Mutlu oldum, üzüldüm, ağladım, depresyona girdim-çıktım, çılgınlar gibi eğlendim, dostlarımla vakit geçirdim, bilgisayarımla ilgilendim. Genel olarak sıkıcı bi yıldı. 

2013'e girerkenki dileklerimin bi kısmı gerçekleşti. Sanırım çok fazla dilek dilememek gerekiyormuş. O yüzden bu sene sadece bir tane dilek dileyeceğim. Artık işim dileklere kaldı çünkü. Tek bir dileğim var ama bu sefer buraya yazmayacağım. Kendi içimde saklayacağım. Umarım hepinizin dilekleri kabul olur. Yolunuz hep aydınlık olsun.

23 Aralık 2013 Pazartesi

Aşkımsı Bir İlişki !

Gene isim vermeden yazacağım çünkü öyle daha eğlenceli oluyor. Alınmak isteyen, hemen alınıveriyor üzerine. Ya bir anda hayatından çıkartabiliyor ya da hayatıma dahil olabiliyor.

Neyse ben bu gece yaşadığım bir olaydan bahsedeceğim. 
Çok sıcak bir gelişme, son dakika haberi.

Telefonum çaldı. Arayan numarayı tanımıyordum. Öncesinde açmak istemedim ama merak ettim "KİM?" olduğunu ve açtım telefonu. Önce bi süre sustu sesimi falan dinledi sandım. Ama ben konuşmaya devam ettikçe o da konuşmaya devam etti. Konuşan kişiyi tanımıyordum. Ama bana "Eski sevgilin seni çok seviyor, seni çok özlemiş. Ona geri dönmeni istiyor." gibisinden bir sürü cümle kurdu. Bende kibarca istemediğimi söyledim. Israr etmeye devam etti. Ben de hayır barışmayacağım diye direttim ve kazanmış olacağım ki yanında ki aldı bir anda telefonu eline. Bu sefer bir erkek ses konuşmaya başladı. Bu konuşanı da tanımıyorum. Bu da saçmalama sınırlarını son derece zorladı. Daha fazla zorlayamazdı herhalde. Dediği şey "Zaten senin, onu istemediğini duymak istiyordu. bunu duyduğunda daha iyi olacak". Bense zaten bu cümleyi ona yüzlerce defa söyledim. "Seni istemiyorum, seni sevmiyorum, seni görmek istemiyorum" insan biraz laftan anlar yani. Ben bunları söyledikten sonra, erkek ses ağzından bir şey kaçırdı ve beni şok etti sağolsun. "Eğer sen onu sevmediğini söylersen bende onunla ilişki yaşamaya başlayacağım. Ama onun aklı hala sende bu yüzden sevgili olamıyoruz bir türlü."

Olay ne kadar ironik değil mi? Önce bi bayan telefonda onu affetmemi, ona geri dönmemi ve ona bir şans daha vermemi söylüyor. Aynı telefonu hemen bir erkek alıyor ve "Biz onunla ilişki yaşayacağız, aramızdan çekil" diyor.

Bende ona "Sesimi kaydet hemen, ben duyurmak istediğin şeyleri seve seve söyleyeceğim. Ona bunları dinlet. Sende onunla güzel bir ilişki kur. Sizlerde mutlu olun, bende mutlu olayım" dedim. Aynen de öyle yaptım. Kaydettiğini söyledi ama ne kadar doğru bilmiyorum.

İnsanlara anlam vermek çok zor. Ne yapmaya çalışıyorlar anlamadım.

17 Aralık 2013 Salı

Bundan Sonra Böyle, Yersen!

Aslında hiç kimseyi umursamıyorum. Hayatım boyunca yanımda olacak olan kişiler zaten belli. Çünkü oturmuş o kadar güzel dostluklarım var ki... Hepsini de çok seviyorum. Ailem gibi hepsi. Birbirimizi arayıp sormasak bile bağlarımız sayesinde hiç bir sorun yaşamıyoruz.

Hayatımın bazı dönemlerinde bazı arkadaşlarım hayatımdan çıkarlar. Çıkmak isterler. Nedenini onlara sormak lazım. Benden mi artık sıkılıyorlar tam bilmiyorum. Ama bir yerden sonra tekrar hayatıma girmek istiyorlar ve bende buna izin veriyorum. Hayatımda olmadıkları zaman dilimindeki kaybettikleri şeyleri kazanmak için mi geri dönüyorlar bilmiyorum. Bilmiyorum dedim ya bilmiyorum.

Böyle bi hayat yaşıyorum işte gidenlerin arkasından ağlamamayı öğrendim. Çünkü geri dönüyorlar bi zaman sonra. Bu yüzden de geri döneceklerini bildiğim için ağlamanın anlamı yok. Her gittiklerinde ağlarsam oohhhoooo!!! Geri dönmelerini de beklemiyorum ben onların. Ama izin veriyorum tekrar geri dönmelerine. Büyüklük bende kalsın diyorum ve kabul ediyorum onları.

Bundan sonra eskisi gibi olmayacak hiç bir şey. Hayatıma tekrar girmek isteyen arkadaşlarım olabilir. Buyursunlar gelsinler kapılarım onlara açık. Ama artık derin sularımda yüzemezler, sığ sularımda takılmaları gerekecek. Bu onları ne kadar mutlu eder bilmiyorum. Onlar gittiğinde ben hiç bir şey demiyorsam, kendi isteklerini yerine getirip gidiyorlarsa geldikleri zaman da benim kurallarımın geçerli olduğunu anlamaları lazım. Bundan sonra böyle, yersen...

11 Aralık 2013 Çarşamba

Ebru Gündeş - Ben Olmayınca


ben olmayınca hemen bulmuşsun birini 
yol ayrımında unuttun yeminlerini 
sen bitirdin hem kendini hem de beni 
şimdi git artık, dönme geri 

kime gidersen git beni unut artık 

bir gün aşklar biter, hatıralar kalır, 
kimi seversen sev hep hatırlatır 
sanma bir başkası yerimi alır 
gelenler gideni elbet aratır 

ben olmayınca "ondan kurtuldum" demişsin 
benim yerime bir başkasını sevmişsin 
beni zaten aslında hic sevmemişsin 
üzülmedim hiç, dönme geri 

kime gidersen git, beni unut artık 

bir gün aşklar biter, hatıralar kalır, 
kimi seversen sev hep hatırlatır 
sanma bir başkası yerimi alır 
gelenler gideni elbet aratır

4 Aralık 2013 Çarşamba

Aşk Acıtır

Şu an ki sorunsalımı çözdüm sanırım. Evet, aşık oldum diyebilirim. Onunla konuştuk, sohbet ettik, güldük, eğlendik, içtik. Bunların çoğunu da zaten bir gecede hallettik. Ama durum biraz karışık. Çünkü onun bi sevgilisi var. Hemde onu çok seviyor. Onu hala "ÇOK" severken, kalbin de bana da yer açabilmişti. Değişik bir durum dimi? Nasıl olduğunu merak ettiniz şimdi.

Onunla tanıştığım zamanlarda sevgilisinden daha yeni ayrılmış, duygusal bir boşluğa düşmüş. O boşluğu benimle doldurmaya çalışmaya çalışmıştı. Sürekli mesajlar atardı bana. Sohbet ederdik ottan boktan. İlk başlarda ben yüz vermezdim hatta. Çünkü kendimi ağırdan satmayı severim ben. İlk zamanlarda çok trip atardı. "Niye yazmıyorsun?", "Sana zorla mesaj attırıyorum sanki", "Benimle ilgilen yaa" gibisinden mesajlar gelmiştir tabiki.

Kendime kızıyorum aslında. "Neden ağırdan sattım ki kendimi?" diye. Çünkü belki o zamanlar onunla daha çok ilgilenseydim daha farklı olacaktı herşey. Keşke demiyorum. Çünkü keşke demek çok saçma olurdu. Eğer biz sevgili olsaydık, görüşemeyecektik bile. Uzaktan uzağa da sevgili olmak istemiyorum açıkçası. O yüzden bizim için neyse hayırlısı o oldu zaten. Böyle arkadaş olmak en güzeli.

Gerçi şimdi konuşmuyoruz bile. Çünkü ben ona hala aşığım. Onunla ilgilenmek, onunla sohbet etmek, yaptıklarını bilmek istiyorum. Ama rahatsız etmekten çok korkuyorum onu. Hemde çok... Çünkü onun bi sevgilisi var ve onu çok seviyor, beni değil...

Ne kadar saçma salak bi durumda olduğumu düşünün artık. Ben ona aşığım, o başkasına aşık. Ama zaten biz birlikte olamayız. Birlikteliğimiz mutlu ilerlemez. Sürekli bi uzaklık olur aramızda. Mantık çerçevesinde düşündüğüm zaman "ARKADAŞ" kalışımızın en iyi hareket olduğunu düşünüyorum. Ama acı çekmekten de kalbim vazgeçmiyor.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Hayatım Şelale Gibi

Hayatı akışına bırak gitsin. Su akar yolunu bulur... Gibisinden bir sürü cümle... Bu cümleler herkes için doğru cümleler. Herkesin hayatı bir akarsu gibi, ilerliyoruz sürekli. Deniz ve ya okyanusa ulaşmaya çalışıyoruz, yahut bir göle.

Son zamanlarda benim hayat akışım da uçurumun içine doğru. Görkemli bir şelale aslında. Işıl ışıl parlıyor. Bi yerden gökkuşağı çıkıyor falan. Tam bir görsel şölen anlayacağın. Gören insanlar tekrar tekrar bakıyorlar, büyüleniyorlar. Ne kadar güzelmiş diye imreniyorlar belkide.

Belkide yanlış bir seçimle başkasının akması gereken yere yöneldim. Belkide başkasının hayatıdır yaşadığım.

Halbuki ben o tepeden aşağı düşerken kayaların nasıl canımı acıttığını görmüyorlar, hissetmiyorlar. Yere çarpışımın sesini duyuyorlar ama ne denli ağrılar yarattığının farkında değiller. Az da olsa buharlaşıp yok olduğumu da görmüyorlar. Onlar sadece bakıyorlar ama görmüyorlar.

Çünkü ben o şelaleyim. Görkemli, gösterişli ve ihtişamlıyım. Ama içimdeki fırtınalardan kimsenin haberi yok. Soğuk kış günlerini nasıl atlattığımı bilen yok. O kayaların ne kadar keskin olduğunu bilen yok. Ne denli canımın yandığını bilen yok. İçimin kan ağladığını gören yok.

Tek görülen uçurumun kenarından ağaşı doğru akan ihtişamlı bir su kütlesi. Çevresinde harika bi tabiat olan doğanın en güzel yerlerinden biri. Güneşli günlerde gökkuşağının eksik olmadığı cennet köşelerinden biri...

Artık farkına varın. Ne kadar mükemmel görünürseniz görünün anca başkalarını kandırırsınız, kendinizi değil... O yüzden yalan söylemeyi bırakın ve olduğunuz insan olun. İnsanlar size baktıkları zaman gerçeği görsünler, baktıklarıyla kalmasınlar.

Daha çok ondan - Daha az bundan

Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz:

Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız
Daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz
Daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz
Daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var.
Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz
Daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.
Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz
Daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.

çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, 
çok savurganca para harcıyoruz, 
çok az gülüyoruz, 
çok hızlı araba kullanıyor, 
çok çabuk kızıyoruz, 
çok geç saatlere kadar oturuyor, 
çok yorgun kalkıyoruz, 
çok az okuyor,
çok fazla tv izliyoruz 
ve 
çok ender şükrediyoruz.

Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık.
Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.
Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık.
Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.
Dış uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik. daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. atoma hükmettik, ama ön yargılarımıza edemedik.
Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz.
Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik. 
Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.

Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir.

Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız. Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.
Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür. Paylaşmak özel ve güzeldir, yaşamı paylaşmak, özel gün ve anları paylaşmak, değer verip değerinizi bilen birileri olduğunu bilmek, onunla paylaşmak ne kadar lüks artık. Onu bulmak ve kaybetmemek, dostluğu, sevgiyi, hüznü paylaşmak, ne güzeldir tüm bunların tarihe karıştığı bir dönemde elde etmek ve yaşamak..

4 Kasım 2013 Pazartesi

Aşk Sessiz, Sevgi Dilsizdir


Bir adam anlatıyor..

Karımı 1998'in sonbaharında kaybettim.Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik.

Karım , her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, "Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri" derdi.. Öldüğünde,yedi tane resmimiz vardı.

97'in bir gecesinde, onu aldattım.Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece "Biliyorum" dedi.

İzmir'e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim.Fotoğraflarımıza bakıyordum yine.. Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün farkettim.A.R.K.A.S.I.N. Gerisi için yılları yetmemişti.Ama sanırım "Arkasına bak"yazmaya filan niyetlenmişti.

Hemen çerçevelerin arkasına baktım.Hiçbir şey yoktu.Sonra bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. İnanabiliyor musunuz, herbirinin arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı.1997'deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı.

Ve içinden şu sözler çıktı: "14 Mart1997/ Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı / Söylemene gerek yok,biliyorum..." 2002'deyiz. Onu kaybedeli 4,aldatalı 5 yıl oluyor.İçim acıyor şimdi. Sadece paylaşmak istedim. Sana boş gözlerle bakıp seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et. Çünkü;

Aşk sessiz,sevgi dilsizdir.

3 Kasım 2013 Pazar

Bir Daha Doğurma Beni

Hayat pamuk şekeri değilmiş anne
Çok zor meslekmiş insan olmak.
Yaşayabilmek boynuna geçirilen binlerce halatın düğümleri çözülür umuduyla,
Tabureye nekadar sıkı basarsam, okadar korkmalıymışım meğer tekme atılmasından..

Büyüdükçe küçülüyormuş etrafındakiler..
Büyüdükçe çirkinleşiyormuş, yalanlar yorgan oluyormuş ihanetlere.
Zedeleniyormuş güven dedikleri kan damlamadığından farketmiyormuşsun olanları..
Sadece derin bir sızı hissettiriyormuş, senelerce neden aratan bir ağrı.

Ve küçükken senden uzaklaşma hissim,
Büyüdükçe daha çok bağlıyormuş beni sana.
Tek gerçeğim olduğunu kanıtlıyormuş, öğrendiğim yalanlar..

Hayat gazoz kapağından bozma kesici oyuncaklardan korkmak değilmiş anne..
Dönen atlı karıncalardan daha miğde bulandırıcı bir Dünya varmış dönüp duran.

Ve kırmızıklı başlıklı kız, kurtulamazmış hiçbir kurdun elinden..

Hayat masal değilmiş anne..
``Mutlu son`` dedikleri sevişme seanslarının salon ağzı gerçekte.

Adalet ``Çıplak Krala`` benziyor anne.
Soytarıların dilinde..

Hayat yok olan binbir umudun ardından dökülen gözyaşlarının son damlasına kadar saymak zorunda olduğun hiç bilinmeyenli bir denklemmiş..
Hep doğru cevap verdiğini sanarken kadere,
Tüm soruların yanlış olduğu gerçeği tokat gibi çarparmış yüzüne..

Bir gidene yanmıyor artık içim, bir sevgiliye,
Onlara değil anne, inan sevdadan değil bu halim..
Ki hepsi haklıydı, ki hepsi yorgun, hepsi kırılmıştı, hepsi borçlu çıkarılmıştı..
Hepsinin bir yarası vardı aldığı nefeslerin karşılığını öderken sahiplendirildiği..
Üzmek istemediler beni, biliyorum anne..
Kızmıyorum.
Hepsi iyi insanlardı, çirkinleşmeyenlerden. Güvenleri zedelenenlerden.
Kahkahalardan sıyrılıp, Çıplak Krala sahiplenenlerden..
Buyüzden okadar halsizdi yürekleri, buyüzden okadar korkak, buyüzden okadar kaçak oynuyorlardı..
Bana benziyorlardı anne.
Bana benziyorlardı.

Hayat yordu hepimizi..

Ölüyorum anne
Bir daha doğurma beni !

aLi Yaman..

2 Kasım 2013 Cumartesi

Kelimeler Şahane

İnsanların kullandığı kelimeler aslında daha çok şey anlatır. Kendinize yakın hissettiğiniz kişilerin cümlelerinde ki alt yazıları bile okursunuz. Bu olay işte cümlelerin duygularını yansıtır. Eğer az ve öz konuşarak alt yazıları okuyabiliyorsanız, ne mutlu size!

"Trip atma" olayını saçma bulurum ve hayatımda kolay kolay trip atmam. Hatta hiç atmam. Ama işte bu olaya benzetebiliriz biraz. Size birinin trip attığını düşünün; sizden yapmanızı istediği şey "alt yazıları okumanızdır". Başka bir şey değil. İşte bu yüzden alt yazıları okumak biraz zordur. Eğer bu okuma olayını herkese uygulayabiliyorsan, senden iyisi yok.

Ama herkese uygulamanızı tavsiye etmiyorum bunu. Neden mi? Çünkü; herkesi çok daha iyi tanımaya başlıyorsun. İlk tanıştığın birinin ne mal olduğunu anlayabiliyorsun. O yüzden bazen her şeyi akışına bırakmak lazım. Alt yazıları boşverip hayatın akışına bırakmalı insan kendini. Tat almaya bakmalı. Bazense tadı damağında kalmalı.

Kelimeler şahane
Kullanmak bahane
Oynaşırım cümlelerimle
Bunlardan sanane

26 Ekim 2013 Cumartesi

Ağlamak Güzeldir

Ağlamak güzeldir 
Dökülürken yaşlar gözünden 
Sakın utanma... 

Bu sözlerle başlamak istedim sözlerime bu sefer. Ağlamaktan utanmadım dün gece. Ağladıkça ağladım, gözyaşlarım içime aktı, hıçkırıklarım içimde yankılandı. Utanmadım bunları yaparken. Ona kavuşamayacağımı bile bile ağladım. Ona dokundum, sevdim, öptüm, okşadım. Ama ona sahip olamayacağımı biliyordum. Her ne kadar ağladığım sırada yanımda da olsa, o bana ait değildi. Bir başka kalpte çarpıyordu kalbi onun. Bense bi hevestim onun için belkide. Onun adına konuşamam aslında. Yanımdaydı ağladığımda, elimi uzatsam ona dokunurdum.

Ağladım ağladım... Göz yaşlarım içime aktı sanmıştım ama kafamı yastıktan kaldırdığımda sırılsıklamdı yastık. Ama kimse hıçkırıklarımı duymamıştı. O bile duymamıştı. çünkü alkolün etkisiyle baya bir derin uykuya dalmıştı yanımda. Nasılda güzel uyuyordu... saatlerce onu izledim aslında. Saçlarını okşadım, öptüm kokladım. Çünkü tekrar benim olamayacaktı. O an hiç bitmesin diye dua ettim. Ben ağladım, izledim. O rüyalara daldı, uyudu.

Ağlamak şu gelip geçici dünyada 
Her şeye rağmen varolmak demektir 
Ağlamak yaşayan binlerce duygu 
İnsanca güzel bişeydir 


24 Ekim 2013 Perşembe

Emir - Tutuşmayan Kalmasın



Yaşanması gerekiyorsa yaşanır
Ne yani şimdi benden çekiniyor musun?
Herkes ne düşünür diye susamam
Ben ne isen oyum.

Yaşanması gerekiyorsa yaşanır
Ne yani şimdi benden çekiniyor musun?
Herkes ne düşünür beni bağlamaz
Anlıyor musun?

Yarını görmeyi kim garanti ediyor?
Yıllar ayak altından kayıp da gidiyor
Hesap kitapla kalbi kimse dizginleyemez
Aksini söyleyen aşka ayıp ediyor

Bir öpücükle yangın çıkarmaya var mısın?
Sen de yan, beni de yak tutuşmayan kalmasın
Umrumda değil kim anlarsa anlasın
Nefessiz kalalım kurtaran da olmasın
Bir öpücükle yangın çıkarmaya var mısın?
Sen de yan, beni de yak tutuşmayan kalmasın
Umrumda değil kim anlarsa anlasın
Nefessiz kalalım kurtaran da olmasın

7 Ekim 2013 Pazartesi

İntihar Mektubu | Bulduklarım vol.19

Hiç tak ettiği oldu mu canınıza birşeylerin?
Kendinizi şu şehirden ya da dünyadan hatta evrenden dışarı atmak istediğiniz yapayalnız hissettiğiniz benliğinizi kimsesiz bir sokak kedisi gibi? Ya da izbe bir parkın bankında çiseleyen bir yağmurun altında geceyi geçirmek istediniz mi?Hayatı hergün değişen ve karmaşıklaşan dertler yumağı olarak gördüğünüz sabahlara kadar gözünüzü hiç kırpmadan efkarlı ve çaresiz bir vefasızı düşündüğünüz?Ahh keşke diye umutsuzca iç çektiğiniz?Sonra ağladığınız yorulana kadar bitiverir diye…
Kahrolası aşk masalını bir kalemde silmek istediğiniz oldu mu?
Her geçen gün biraz daha umudunuz kırıldı mı yarınları düşünürken bir başınıza?
Sonra bir dost aradınız mı hep sadık güvenilir ve samimi…
Uzaklara bakıp derin derin daldınız mı mutsuz ve umutsuzca?
Uçan kuşlara imrendiniz mi ne kadar özgür temiz ve saflar diye…
Geçmiş günler canlandığında gözünüzde neden diye sordunuz mu hiç kendinize?
Şimdi için kaygılandınız mı?
Ve gelecek içinse satmışım anasını diyip boşverdiniz mi herşeye?
Sizi bilmem ama ben bunların hepsini yaptım Anlayacağınız HAYATI DENEDİM…Ama olmadı olamadı…Gönlümdeki öksüz çiçeği büyütemedim soldu gitti ruhumdaki mistik melodi sustu gitti..
Açıkçası ben beceremedim galiba umarsızca yaşamayı…
Mutluluğu bir çocuğun gözlerinde aramayı bilemedim kuşların cıvıltısındaki o dinmez coşkuyu duyamadım..
Korkarım ben hiç kimseyi ölümüne sevmedim sevemedim.O yüreği görmedim kendimde kahretsin göremedim…
Önemli değil nasılsa artık bunların hiçbiri…
Biraz sonra dinecek bu feryatların hepsi hayatını bitirecek bu şanssız bahtsız kişi..
Yalan dünya;SONSUZA DEK ELVEDA.

5 Ekim 2013 Cumartesi

Çarşaf Hayaller

Çamaşır makinesinden yeni çıkmış bir çarşaf gibiydi hayali. Onu önce ütüleyecekti, yani gerçekleştirecekti. Çünkü gerçekleştirmeyi çok istiyordu. Sonrası için daha büyük planları vardı. Başladı ütülemeye ama çok zor gelmişti ütülemek. Yarıda bıraktı hayalini katlayıp kaldırdı, buruşuk bir vaziyette dolaba. Tekrar kullanmayacaktı da, bunun da farkındaydı.

Günler aylar belkide yıllar geçti ardından. O süre içerisinde daha basit haller kurup gerçekleştirmişti. Aslında hiçbiri hayal denebilecek bir özellik taşımıyordu. İnsanların günlük yapabilecekleri şeylerdi. Canına tak etmeye başlamıştı son zamanlarda. Tekrar hayal kurup, bu sefer kurduğu halleri gerçekleştirmek istedi.

Tekrar çamaşır makinesinden çıkardı hayallerini. Ütülemeye başladı. Ütünün buharları arasında kaybolmuş hissetti kendini bu sefer. Boğuluyordu sanki. Önünü görememeye başlamıştı. Onu da bitirmeden kaldırmak zorunda kalmıştı.

Bütün hayallerini aldı, hepsine birer birer ağladı. gözyaşlarıyla yıkadı resmen hepsini. Ve kurusunlar diye balkona astı hepsini. İnsanlara, komşularına sergiledi hayallerini. Bir gece kalacaklardı sadece balkonda. O gece büyük bir fırtına koptu. Bütün hayalleri uçtu. Bir ağacın en yüksek dallarına dolanmış bir vaziyette buldu hayallerini. Ve hepsi hemen hemen yırtılmıştı. Daha büyük sorunları vardi şimdi karşısında.

Hayallerini o ağacın tepesinden alıp, eve götürüp onları yama mı yapmalıydı? 
yoksa orada mı bırakmalıydı? 

Yamalı hayallerle ilerlemek onu ne kadar mutlu edebilirdi ki? 

Biraz düşündükten sonra kararını verdi. Bıraktı oracıkta hayallerini. Kendi monoton, sıkıcı ve küçük halleri olan boktan dünyasına geri döndü.

4 Ekim 2013 Cuma

Değiştirdim

"Sanki gemisini başıboş bırakmış bir kaptan gibiydim. Öylesine sürükleniyor, kontrolü elimde tutmak bir yana hep durumu kurtarmaya çalışıyordum. Ve hayat bir dümenin başında, gemiyi kullanmayı öğrenemeden geçip gidiyordu.
Ama bir gün bildiğim her şeyin başkalarının doğrusu olduğunu ve çektiğim her acının bildiklerimle ilişkisini anladım. O an, beni memnun etmeyen hallerden yavaş yavaş sıyrılmaya başladım.

Ve fark ettikçe değiştirdim:

Hayır dersem insanlar beni sevmez zannederdim, 
değiştirdim.
Sınırlar koymadan yaşardım, 
değiştirdim.
Temel önceliğim karşımdakinin memnuniyetiydi, 
değiştirdim.
Kendimi tanımaz, kendimle zaman geçiremezdim, 
değiştirdim.
Alışkanlıklarım bağımlılığa dönüşürdü, 
değiştirdim.
Kafamın içinde sürekli konuşan başka bir ben vardı, 
değiştirdim.
Anda olmanın keyfini her zaman çıkaramazdım, 
değiştirdim.
Eski eşyaları, anılarıyla saklardım, 
değiştirdim...

Bir de baktım ki artık kaptan benim!

3 Ekim 2013 Perşembe

Özür Dilerim, AFFETMEYECEĞİM !

Özür dilerim
Buluşacağımız günü sabırsızlıkla beklediğim için.
Özür dilerim
Buluştuğumuz da gözlerinin içine bakarken heyecandan saçmaladığım için.
Özür dilerim
Elini tutmaya çalışırken 2 kere düşündüğüm için, incinirsin diye.
Özür dilerim
Seni öpmeye kıyamadığım için.
Özür dilerim
Diğerleri gibi gece başımı yastığa koyduğumda senle yatma hayalleri kurmadığım için.
Özür dilerim
Sana sarıldığımda gözlerimi kapatıp hiç ayrılmamanın hayallerini kurduğum için.
Özür dilerim
Seni yanımdayken dahi özlediğim için
Özür dilerim işte ADAM GİBİ SEVDİĞİM İÇİN
Ama duuuur! Affetme.

Şimdi sen özür dile;
Başka bedenlere anlık zevk olduğun için
Şimdi sen özür dile;
Gözlerime bakıp 'yalandan da olsa' seni seviyorum dediğin için
Şimdi sen özür dile;
Tutamadığım o el ile başka tenlere dokunduğun için
Şimdi sen özür dile;
Yanımdayken bile başkalarını düşündüğün için
Şimdi sen özür dile;
Başkasıyla yatma hayalleri kurmayı bırak, başkalarına ait olduğun için.
Şimdi sen özür dile;
Sevmeyi bırak, İNSAN OLAMADIĞIN İÇİN
Ama duuur!

Özür dileme affetmek, büyüklük ise siktir et küçük ben olayım AFFETMEYECEĞİM. !

2 Ekim 2013 Çarşamba

Öğrendim ki Ben Hayata

Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki, bir de
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.
"Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek"
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki bazen
'Bittim' dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor. Ah ah!!!
Para ucuz bir başarıymış....

Öğrendim ki
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki birde ...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!
Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki gerçekden...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

...çok düşünmek lazım karar vermek için...

14 Eylül 2013 Cumartesi

Sadece İlk Kararı Vermekte Özgürsün | Bulduklarım vol.18

Adamın biri bilge bir kral olmakla ün salmış kralın yanına gider. Krala şunu sorar "Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?" Kral "Elbette" der "Kaç bacağın var senin?" Adam soruya şaşırarak "İki efendim" der. Kral "Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin?" "Elbette" diye cevap verir adam. Kral "O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver". Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir. "Tamam" der kral "Şimdi de öteki bacağını kaldır." Adam şaşırır "Bu imkansız kralım" der. "Gördün mü?" der kral " Özgürlük budur. Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil."

Tiziano Terzani'nin Atlıkarıncada Bir Tur Daha adlı kitabında okuduğum bu küçük öykü yıllardır tartışılan özgürlük kavramı üzerinde bir kez daha düşünmeme yol açtı. Hayat gerçekten böyleydi. İlk kararı alıyordun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak gerçekleşiyordu. Hayat hata kabul etmiyordu. ilk kararın doğruysa işler yolunda gidiyordu ama eğer yanlış bir karar aldıysan, herşey zincirleme yanlış gidiyordu.

Mesela mesleğini seçerken... Hasbelkader, iyi düşünmeden, yeteneklerinin farkında olmaksızın bir meslek seçtiğinde ömür boyu işini zorla yapmaya mahkum oluyordun. İşinin başındayken başka bir iş yapmayı özlüyordun. Ama biliyordun ki; özgürlüğünü kullanmış ilk kararı vermiştin ve yeniden başlama cesaretin yoktu. Bazı insanlar vardı hayatta...Onlar ise herşeyi ardlarında bırakıp yeniden başlayacak kadar cesurlardı. Ama sen onlardan biri olamıyordun. Bunca emek bunca çalışmayı sanki çöpmüş gibi bir çırpıda atıveremiyordun. Oysa göz ardı ettiğin bir şey vardı. Hayat çok kısaydı ve mutsuz olduğun işlerle zaman öldürmek aynı zamanda ruhunu öldürmekle eş anlamlıydı.

Evlilik konusunda da iyi karar vermek gerekiyordu. Yanlış bir karar aynı evde yaşayan iki düşman yaratabilirdi. Aşk zorunluluğa dönüşebilir ve hayatını cehenneme çevirebilirdi. İlk kararı alıyordun, bu konuda özgürdün ama devamında senin kararına bağlı olmayan pek çok şey gerçekleşiyordu.

Hayat kararlardan ibaretti ve kararlar birer kibritti. Doğru yerde ateşlediğinde seni ısıtacak ateş, çorbanı kaynatacak ateş oluyordu, yanlış yerde ateşlediğin vakit ise içinde bulunduğun evle birlikte seni de yakıyordu.

Hayat öyle basite alınacak bir oyun değildi. Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyordu. Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyordu. Çok daha önemli olan başka bir şey vardı. Kendini bilmek... Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler yapabileceğini bilmek zorundaydın. Ancak o zaman doğru kararlar veriyor ve mutlu bir hayata sahip oluyordun.

Ve kararlar birer kibritti... Ya kendini yakıyordun ya da ısıtıyordun...

12 Eylül 2013 Perşembe

Hayatla Oynama Çocuğum | Bulduklarım vol.17

Hayatla oynama çocuğum; düşün öldürmeden, öldürmeye karar vermeden önce: İstediğin zaman katil olabilirsin ama istediğinde masum olamazsın. Bir canlıyı öldürebilirsin ama bir ölüye can veremezsin. Canın çektiği zaman hapse girebilirsin ama canın çekti diye dışarı çıkamazsın. İstersen kirlenirsin ama her lekeyi temizleyemezsin.

Hayatla oynama çocuğum; hayatı bugünden ibaret sanma. Hayat dediğin değişir. Dikkatli bakarsan görürsün nasıl değiştiğini. Hiçbir şeyi görmüyorsan kendine bak. Daha dün, “off, bir an önce sakalım çıksa da hava atsam” diye geçiriyordun aklından, bak bugün ne kadar da hızla uzuyor yüzündeki o kıllar. Bu defa da kesmekle başedemiyorsun. İnaçların değişir. Bugün doğru bildiğin şeyin yarın o kadar da doğru olmadığını anlarsın. "O zaman ne kadar da cahilmişim!" diye gülersin kendine. Ama bunları düşünüp gülebilmen için yaşaman ve geri dönmenin mümkün olduğu bir yerde bulunman gerekir. Unutma, ölümün çaresi yoktur sadece.

Dostların değişir; tabii düşmanların da.. Bugün dost bildiklerinin aslında sana pek de öyle dost olmadığını görürsün. Öte yandan aslında dünyada hiçkimsenin düşmanın olmayabileceğini de... Ya da bugünkü dostunun asıl düşman, düşmanın asıl dostun olduğunu. Ama bunları anlaman için önce hayatta, masum ve özgür olman gerekir.

Hayatla oynama çocuğum. Kimsenin hayatıyla oynama. Döktüğün ya da dökmeyi göze aldığın o kan öyle çıkmaz bir lekedir ki hiçbir temizlik malzemesinin gücü yetmez arıtmaya. İnanmazsan lafımı unutma da son nefesini verirken ellerine bak, o zaman göreceksin.

Öyle herşeye kolay inanma çocuğum. O reislerin, abilerin, "serok"ların, hocaların, yazarların, şeyhlerin sana bir emir verdikleri zaman onu kendilerinin yapmasını iste mesela. Bakalım yapabilecekler mi?

Kendini dört yanın düşmanla çevrilmiş gibi hissedersen, şehrin dışına çık şöyle bir... Doruğu bulutlarla dans eden dağların heybetine bak. Uzanıp giden bozkırın sonsuz genişliğine bak. Ömrünü kimseyi öldürmeden bitiren ağaçların bir müjde verir gibi çiçek açışına, kimseden bir şey beklemeden meyve verişine bak. Kıpır kıpır devinen masmavi denize bak. İnsanın doymak bilmez açgözlülüğüne bereketiyle karşılık veren toprağa bak. Hiçbir yere çıkamıyorsan kaldır da başını gökyüzüne bak, onun sana vaat ettiği özgürlüğe bak.

Kitaplara fazla inanma çocuğum; o gazeteci - yazar abilerinin her gün köşelerinden üzerine üzerine kustuğu paranoyalara kapılma. Onların geçim kapısıdır paranoya ticareti. “Biz bu kadar tehlikedeysek, siz de bunu bu kadar iyi biliyorsanız siz ne duruyorsunuz?” de mesela. Bakalım kuruldukları köşeden kalkabilecekler mi?

Hayatta hiçbir şeyin kolay cevabı yoktur çocuğum. Sana reçete sunanlara inanma. Onlar kocakarı ilacıdır en yararsızından. Zehirdir hatta, kanına işler, farkında bile olamazsın. Ah bir bilsen, "Beyaz Türklerin Büyük Sırrı"na niçin o kadar kolay vakıf olabildiğini... Basit bir matematik problemini bile çözmekte zorlanırken birden hayatın anlamını kavradığını hissettiren adamlara kanma. İşin püf noktasını bilirler; o kitapları yazarken kaç baskı yapıp ne kadar kazanacaklarını hesaplar onlar sadece...

Hayatla oynama çocuğum, hayatını zindan etme. Zindana düşünce anlarsın ancak sokaklarda başıboş yürümenin değerini. Etrafa baktığın zaman bir duvardan başka şeyler de görebilmenin değerini. Sabah sevdiklerinle kahvaltı yapabilmenin sıcaklığını... Oraya düşünce anlarsın ancak günlerin yıl, saatlerin gün, dakikaların saat kadar yavaş geçtiğini. Ama senin bu yavaşlığın tersine büyük bir hızla yaşlandığını...

Hayatla oynama çocuğum. Öldürdün, bak hepimiz daha kirliyiz şimdi; daha günahkâr, daha zalim. Sen cana kıydığın için; o çok sevdiğin büyüklerin teşvik ve azmettirdiği için; biz de seni onların eline bıraktığımız için... Uğruna gırtlak kestiğin, kurşun sıktığın Allahın huzuruna çıktığında o öldürdüklerinin affına sığınmaktan başka da çaremiz yok aslında.

Hayat değişir, insanlar, fikirler, saflar değişir. Bir gün birine yakın hissedersin kendini bir gün bir başkasına. Devrim için yola çıkarsın. Belki bu yolda ölmeyi öldürmeyi göze alırsın bir bakarsın devrim diye bir şeye aslında gerek de yokmuş. Tanrı için öldürdüğünü sanırsın, ama öldürmekle aslında tanrının en önemli eserini öldürdüğünü anlarsın zamanla.

Kahramanlara fazla inanma çocuğum. Kahramanlığa özenme. Hayal üründür hep Süpermenler, Polatlar... Yine de amacın kahramanlıksa eğer, unutma; yaşatmak en büyük kahramanlıktır. Hem hepiniz kahraman olmaya kalkarsanız hangi birinizi besleyeceğiz biz?

"Hayat"la oynama çocuğum, hayatınla oynama. Kimsenin dolduruşuna gelme; gaza gelme, saza gel. Saz çalmayı öğren mesela. Bu hayatın sekiz notaya bile ne sonsuz bir ezgi sığdırabildiğini düşün de kendi sesinden başka sese tahammül edemediğin için utan...

11 Eylül 2013 Çarşamba

Göz Ameliyatım

Neler oldu neler?
Gözlüğümle eskisi kadar iyi göremediğim için doktora gittim. Ben sadece gözlük numaralarımın büyüdüğünü düşünmüştüm. Ama velev ki öyle değilmiş. Çünkü doktor hangi merceği takarsa taksın, benim görüşüm düzelmedi. Meğersem bende keratokonus diye bir rahatsızlık varmış.

Hemen kısaca anlatayım bu rahatsızlığı size. Gözün önünde bulunun kornea dediğimiz kısımda bozulmalar varmış. Daha sivri ve inceymiş normalde göre. Bunun üzerine ben bir iki doktora daha gittim. Göz topografısi falan çektirdim. Gözle alakalı  çok makineye girdim işte. Sonunda bana her doktor ameliyat dedi. Crosslinking ameliyatı olacakmışım. Ben iğneden korkan adama, sen gel "ameliyatı olman lazım" de. önce bi yusuf yusuf oldum tabi. Günlerce ameliyat moduna girmekle uğraştım. Ameliyat öncesi iki gece uyuyamadım.

Gel gör ki ameliyat günü geldi çattı. Bana "saat 11:00'de ameliyathane önünde ol seni çağırırız biz" dediler. Ben beklemeye başladım. Beklerken de uyumuşum zaten. Saat 14:00'da uyandım. Ameliyata aldılar beni. Girdim içeriye. Aman öyle korkulacak bişi değilmiş. Hatta hiç korkulacak bir şey değilmiş yani. Beni soydular yatırdılar. Gözüme "tel" diye bir şey geçirdiler. Gözümü kırpmamam içinmiş. Sonra zaten damla damlatmaya başladılar. Önce uyuşturdular damla damlatarak. Sonra B2 vitaminini damlatmaya başladılar. İlk yarım saat böyle geçti. İkinci yarım saatte UV ışınını gözüme doğru yönelttiler. Tabi damla damlatmaya devam ediyorlardı. Sonrada gözüme kontak lens yerleştirdiler ve ameliyat masasından kalktım. Korkulacak hiç bir şey yokmuş aslında. Ben biraz güzümde büyütmüşüm olanları.

Tabi bu ameliyat herhalde en basit ameliyattır. Hatta bence ameliyat bile denmemeli ya neyse...

7 Eylül 2013 Cumartesi

Altıncı His

Boşuna üzülmüşüm, boşuna ağlamışım. Hiç birinden farkın yokmuş seninde. Aynı şeyler başıma gelecek diye korkuyordum. Korkularım gerçekleşmeye başladı. Nereden başlasam bilemiyorum anlatmaya. Değişecek hayatım sanmıştım. En önemlisi de sana inanmıştım. İnanmak istemiştim koşulsuz şartsız. Bunu da sana söylemiştim.

Senin de isteğin benim istediğim gibi bi hayat ise neden o zaman bu tarz bi olayla beni karşılaştırıyorsun? Artık ağzımdan çıkan her "aşkım" kelimesi yalan. Sana söylediğim bütün sevgi dolu cümleler yalan. Çünkü ben artık sana güvenmiyorum. Güvenmek hayatımın en önemli parçası. Ve altıncı hissim beni hiç bir zaman yanıltmaz. Aldatıldığımı hissediyor oluşum, benim için bir ilişkinin bitmesi demektir. Ki sen bu hissi çoktan hissettirdin bana.

Neden böyle davrandığını kestiremiyorum. Kafam karıştı. Boş yere ümitlenmişim ben yine. Senle yaşadığım herşey boşmuş, yalanmış. Bundan sonra da ben yalan olacağım. Dişe diş kana kanla cevap vermesini iyi bilirim aşkım.

6 Eylül 2013 Cuma

Kıskan & Sev & Özle

Kıskan ya. 
Biriyle konuştuğumu görünce trip at bana. 
Bi tek benimle konuş de. 
Gecenin bir yarısında uyandır, sesini özledim de. 
Hep senin sesinle uyuyup senin sesinle uyanayım. 
Olmuyor başka türlü, rahat uyuyamıyorum de. 
Benden bir saat haber alamadığında ortalığı ayağa kaldır. 

Yap yani. 
Sahiplen. 
Kıskan. 
Sev. 
En çokta özle. 

Yüzünü görmek istiyorum de. 
Görüşelim olmuyor sensiz de. 
Haberim olmadığında kapıma kadar gel, çık dışarıya de. 
Tek başıma evin önüne bile çıkarma beni. 
Hep benden bekleme, biraz da sen özle. 
İhtiyacım var sahiplenmeye sahiplenilmeye. 
Hep bir şeyler eksik oluyor aradığım O kisi olmayınca . 
Hadi çıkta gel artık...

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Ajda Pekkan ft. Ozan Çolakoğlu - Ara Sıcak


Çok mu şey istemiş olurum senden bilmem.
Zaten hep çok isterim ben azla yetinmem.
Başka bir hayat var dışarıda ama sensiz.
Şöyle bir hava alsam da gelsem..
Ya da gelmesem..

Kuş havalandı kaçış mübahtır,
İntikam soğuk bazen ara sıcaktır.
İçimdeki okyanusta aşksız yüzmesi tehlikeli ve yasaktır.
Beni ben bile tutamadım hayat boyu elimde.
Her geliş sebebim aşk, geri dönüş mazeretimde…

Çok mu şey istemiş olurum senden bilmem
Zaten hep çok isterim ben azla yetinmem.
Başka bir hayat var dışarıda ama sensiz.
Şöyle bir hava alsam da gelsem..
Yada gelmesem..

Kuş havalandı kaçış mübahtır,
İntikam soğuk bazen ara sıcaktır.
İçimdeki okyanusta aşksız yüzmesi tehlikeli ve yasaktır.
Beni ben bile tutamadım hayat boyu elimde.
Her geliş sebebim aşk, geri dönüş mazeretimde…

9 Ağustos 2013 Cuma

Hangi Burç Nasıl Terk Eder | Bulduklarım vol16

El atmadığım bir burç muhabbeti kaldı diyerek, size kaynağı götüm olan bir olayla manitanızın burcuna göre nasıl terk edileceğinizi söyleyeceğim. Üstelik öyle hiç anlamadığınız laflar da yok, Mart ayında sağ taraftan kakalayan Venüs’ün sizi darlaması. Yok, efendim çaprazlama giden Uranüs’ün Mayıs ayında sizi etkisi altına alıp Ay denilen melankolik gezegenin sizi çarpması. Diğer satıra geçerken bir öncekini unutuyorum yahu, iyi bişi mi dedi kötü mü dedi diyerek bir garip oluyorum... O sayfa sayfa yorumlarda para, aşk meşk ararken, gram anlamadığım 45 derecelik açı ile kapsama altına girdiğimiz Merkür’ü anlatırsa olacak olan bu! Ben de kendimce burçlarla ilgili birtakım kaynakları araştırarak bu sene sizi terk edecek burçların bunu nasıl yapacağını yazacağım. Ona göre artık önleminizi alırsınız.



Koç:

Koç burcu erkeğinin daima kafası karışıktır. Ne istediğini bilmeyen koç burçları, bu gün sizi ister yarın pişman olur, yarın yine ister ama haftaya yine pişman olur. Koç burçları garantici oldukları için ilişkiye başlamadan önce “Heyy kadınım ben ilişki kafası yaşayan bir erkek değilim” telkininde bulunur. Terk ederken size rahatlıkla “Ben söylemiştim baştan” diyebilir. Siz bu burçla kavga etmek isteseniz de beceremezsiniz. Öyle kayıtsız kalır ki, siz sinir krizi geçirirken size “Ama ben böyleyim” diye, soğuk karşılık vermesi mümkündür.


Boğa:

Boğa burcu erkeğini 100 metreden tanımanız mümkündür. İlişkiye başlarken siz tamamen Afrodit’sinizdir. Size tapma derecesinde âşıkmış gibi davranır. Duyguları o kadar hızlı hareket eder ki, size âşık olan adam kısa bir süre sonra bir bakmışsınız Ares oluvermiş. Sizden beklentileri yüksektir. Sizin de onu şımartmanızı ve ona tapmanızı ister. Siz ona tapsanız bile muhakkak bir hata görecektir. Lakin boğa burcu erkekleri ayrılma özürlüdür, bunun yerine yaşamı size zindan ederek sizi kaçırmanın yollarını bulacaktır.


İkizler:

İkizler burcu değişkendir klişesini bir kenara bırakalım, bu burçla bir ilişki yaşamak harikuladedir, sizi sever ama size olan sevgisini nefretiyle göstermekten haz alır. Sizi oyuncağıymışçasına kullanır, bir süre sonra bu oyuncaktan sıkılınca başka bir oyuncağa geçmesi olağandır. Sizden ayrılmak istemez, istemediği gibi birçok ilişkiye de açık davranır. O sizi tüketmeden, ayrılık sinyali aldığınızda arkanıza bakmadan kaçmanız gerekir.


Yengeç:

Garantici yengeçler “sorun sende değil bende” kafası yaşarlar. Bütün klişeleri bu duygusal burçta görmeniz mümkündür. Seni istemiyorum, ama hayatımda varlığını istiyorum. Hiçbir zaman tam olarak sizi terk etmez. Yalnızlık korkusu bu burçta daha yoğundur, kendine yeni birini bulana dek sizi gel-gitlerinde boğar. Yeni bir ilişkiye başladığı anda adamdan ne ses gelir ne soluk.


Aslan:

Aslan burçları hep imkânsızı ister, kolay gördükleri şeylerle uğraşmazlar. Sizi terk ederken alaycı ve arkadaşça görünürler. Sizi teselli etmek bir kenara dursun ilişkide ki bütün suçun sizde olduğuna, ilişkinin bitme sebebinin tamamen sizin yüzünüzden olduğuna sizi bile inandırırlar. Siz harikulade bir ilişkiniz olduğunu zannederken bir bakmışsınız adam ardı ardına suçlamalarda bulunmuş, elbette siz hatayı kendinizde aramaya başlarken, aslan yeni avının peşine çoktan düşmüştür.


Başak:

Başak burcu mükemmeli arayan burçtur. Siz ne kadar ben doğruyum deseniz de adam kafasına ayrılığı koymuşsa siz yanlış kadınsınızdır. Sizi terk ederken hafızası resetlenir. Umursamaz, alaycıdır ve asla yalnız kalmadığı sürece size açık kapı bırakmaz. Taktik nedir bilmez bu burç, o an ayrılmak mı istedi canı “olmuyor bitti-git” diye haykırır. O an sizi mi istedi canı “gel özledim” diye yaklaşır. Bu burçtan ince düşünce en azından bir ayrılık konuşması beklemeyin.


Terazi:

Terazi burçları tamamen despottur. Eğer onu uyum sağlamaz onun kuralları ile hareket etmezseniz sizden çok kolay vazgeçebilir. Gerçekçi bir burç olduğu için ilişki boyunca görmezden geldiği hatalarınızı ayrılık günü yüzünüze vurmaktan çekinmez. Eğer terazi bir ilişkiyi bitirecekse, sebep her ne olursa olsun canınızın yanmasını derin bir aşk acısı çekmenizi sağlayacaktır.


Akrep:

Eğer bir akreple ilişkiniz var ve size soğuk davranmaya başlamışsa aman dikkat! Ayrılık günü gelip çatmıştır. Akrep burcu ayrılmadan önce sizi ayrılığa hazırlar. Artık yanınızda kahkaha atmaz, depresif hallere bürünür, soğuk ve kararlıdır. Geçmişle yaşamayacağını size anlatmadan sizi terk etmek istemez. Çünkü en tahammül edemeyeceği şey, geçmişten bir kadının gelecekte hortlayıp karşısına çıkmasıdır. Bunun için bütün koşulları sağlar ve sizi ondan sonra terk eder.


Yay:

Yay burcu gaddardır, ayrılırken sanki sevgilisini değil kanlı bıçaklı düşmanını yok ediyormuşçasına iştahla cümleler kurar. Sizin zavallı olduğunuza sizi inandırır. Yayın kuralları, yayın yaşamı, yayın ilişkisi bu ilişkiyi tek başına sırtlanmış gibi davranması çok normaldir. Sizi terk ederken yeniden onu arzulayacağınıza çok emindir, bu yüzden sizi üzmekten, size hakaret etmekten çekinmez.


Oğlak:

Oğlak burcu daha evcimen daha yumuşak bir burçtur. Ayrılırken vicdan azabı çeker, bu suçluluk duygusu ile zannedersiniz ki sizi terk etmiyor sizinle yeniden sevişiyor. Sakın aldanmayın yalnızca kendini aklamaya çalışıyor. Oğlak burcu aşka fazlasıyla inanan ama çok çabuk aşık olduğunu zanneden bir burçtur. Sizi terk ediyorsa tek sebebi size aşık olmadığını anlamış olmasıdır.


Kova:

Enfestir kova burcunun terk etmesi, hatta ilişki sürecinden daha keyif alırsınız. Eğer bir kova ile ilişkiniz varsa siz onu terk etmeyin, bırakın başrol onun olsun. Bir tiyatro sahnesinde gibi hissedeceksiniz kendinizi. Sizi terk ederken “Seni ölene dek seveceğim ama gitmem lazım” gibi beylik laflar edecektir. Size hala aşık bir adamın acı çekerek gidişini izlemekten çekinmeyin. Bütün klişeleri alt üst eder kova burcu erkeğinin terk edişi.


Balık:

Balık burçları ilişkiye başladığı gibi ayrılır. Neden ayrıldığını bilmez, ne kendini suçlar ne sizi. Hatta sizi arayıp ayrılık konuşması bile yapmaya tenezzül etmez. Onun için bitmiştir, ve inanır ki bir ilişki biterse bir dostluk başlar. Fakat bunu sizinle paylaşmaz, bilinçli olduğundan değil, sizin de onun gibi düşündüğünüzü zanneder. Size neden ve sebepler sunamaz, işyerinden çıkıp kepenk kapatır gibi ilişkiyi de kapatır ve hayatına kaldığı yerden devam eder.

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Bana Aşık Olabilir Misin ?

Uyanmak istemediğin bir saatte uyanıp tavana baktığında aklına gelen ilk kişi ben olabilir miyim ?
Durup dururken içinden kendine ; " şimdi o napıyordur? " diyebilir misin benim için ?
Bir yerlerden çıkma saatimi beklersen Dünya sana daha da yaşanamaz bir yer gelebilir mi ?
Sabah mesajımı gülümseyerek okuyabilir misin ?
İki dakika geç cevap verirsem , kafan da beni türlü cinayetler oluşturarak öldürür müsün ?
Geceleri senden önce uyuduğumda beni terk edilmekle tehdit eder misin ?
Bana , ailemle kavga edersem onların ne olursa olsun haklı olduğunu , onlardan özür dilemem gerektiğini söyleyebilir misin ?

Bundan sonra bişeyler olup , sana sarılabilir miyim ?
Ben Dünya'nın en güzel hissini hissedebilir miyim seninleyken ?
Seni şımartabilir miyim ?
Ayakkabılarını Bağlayabilir miyim ?
Defterinin kenarına benin adımı yazabilir misin ?
Eline de çocuk gibi beni sevdiğini yazabilir misin ?
Kötü şeyleri anlattığımda bana hepsinin çözümünün sadece siktir etmek olduğunu ve beni her şeyden çok sevdiğini söyleyebilir misin ?

Annemle tanışabilir misin ?
Ailemle tartıştığımda arayıp anlatacağım tek kişi sen olabilir misin ?
Telefonda beni ararken eğer ben biraz geç açarsam bana çok fena sinirlenebilir misin ?
Öpebilir miyim seni ?
Dayanamayıp en tenha köşe de seni öpebilir miyim ?
Peki ya sen bana aşık olabilir misin ? 

4 Ağustos 2013 Pazar

Kelebek

Yanlış bir zamanda doğmuştu
Daha küçücük bir tırtıldı
Yeni bir umut büyütüyordu kendiyle birlikte
Çok uzun yolu vardı önünde
Aç kalmamalıydı
Kış günü yumurtasından çıkması onun suçu muydu?
Az biraz yaşadı ilk evresini
Tırtıl olmak zorlamıştı onu
Kısa bir zaman sonra örmeye başladı kozasını
Kışı çabuk ve kolay atlatır diye düşünmüştü
Halbuki içinde büyüttüğü umut
Onu daha çok ısıtmıştı
Onu daha çok hayata bağlamıştı
Ve gene hiç ummadığı bir anda çıkmıştı kozasından
Hep yanlış zamanı seçmişti
Rengarenk kanatlarını çırptı önce
Kendisinin büyüsüne kapılmıştı
Çirkin bir tırtıl iken
Bu kadar güzel bir kelebeğe döneceğini tahmin edememişti
Kanatlarını bir kez daha çırptı
Havanın soğuğuna aldırmadı
Uçmaya başladı rüzgarla birlikte
Umuduyla birlikte savrulmaya başladı rüzgarda
Uçup ilerlediğini düşünüyordu o
Ama tek yapabildiği acemice kanat çırpmaktı
Rüzgarın ritmine kapılmıştı
Bir ağaca çarptı ve durdu
Daha iyisini yapabilirim düşüncesine kapıldı
Ağacın en tepesine doğru tırmanmaya başladı yavaş yavaş
Kanatlarını tekrar rüzgara doğru açtı
Ve uçmaya başladı bu sefer
İçindeki umut ona ilham vermişti
Ama hep yanlış zamanları seçmişti
Yağmur bastırmıştı bir anda
Kanatlarına vurmaya başlamıştı damlalar
Yavaş yavaş düşmeye başlamıştı
Ömrünün sonuna geldiğinin farkında mıydı?
Farkında olsaydı inadına uçmaya çalışmazdı
Uçmak istedi yağmura rağmen
Yapamadı, yenik düştü
Kanatlarını hareket bile ettiremiyordu artık
Yağmur yağarken akıp gitmişti bütün umudu
Ölüyordu artık
Hep yanlış zamanların kelebeği olmuştu
Yağmur onun sonu olmuştu

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Senle Doğmuş Gibiyim, Senle Ölmek İstiyorum

Yine yaptın yapacağını, aklım sende kaldı. Her gece olduğu gibi... Bu geceki farklıydı ama. Çünkü hem aklım onda kalmıştı, hem de ruhum... Resmen kalbim onun yanında atıyordu. Bedenime ait hiç bir şey bende değilmiş gibiydi. Nefesini hisseder olmuştum dudaklarımda. Nasıl oldu da beni bağlamıştı kendisine bir anda.  Onu hissetmeye başlamıştım en derinimden. Söylediği her cümle kalbimin süzgecinden geçip beynime iletiliyordu sanki. Dokunsa ağlayacak bir moddaydım. Ama dokunamazdı çünkü çok uzaktaydı. Bir tek kelimeleri dokunabilirdi, dokunuyordu da... 

Sesim titremeye başlamıştı onunla konuşurken. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Bir gece daha onsuz geçecekti. Her onsuz geçen gecede kabuslar görüp, güneşin daha yeni doğmaya başladığı zamanlarda, aniden uyaniveririm. Ve o hiç bir şey anlamasın diye "günaydın hayatım" diye mesaj atardım. Halbuki korkarak başlar olurdum ben güne. Yanımda olmadığı her gün onu kaybetme korkusuyla yaşardım. Gün bittiğin de bir "oh!" çekip "iyi ki varsın hayatım" demek kadar güzel bir söz yoktur benim için. Bunu ona her gün söylemesem de, beni bırakıp çekip gitmesinden çok korkuyorum. 

Senle doğmuş gibiyim, senle ölmek istiyorum.

2 Ağustos 2013 Cuma

Bir Varmış Bir Yokmuş

bir varmış, bir yokmuş
evvel zaman içinde kalbur saman içinde
deve tellal iken, pire berber iken
ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken

Peri masallarında yaşamaya benzemez gerçek hayat. İnsanları kandırmak ve avutmak için yazılmış bir dizi saçmalıktan ibarettir bazıları. İnsanların hayal dünyasını genişletirler. Mutlu olmak için insanların kendilerini kandırmalarına zemin hazırlar peri masalları. Kim ne için yazmış olabilir ki?

Çocukluğumuzda annemiz bize gece yatmadan önce masal okurdu. Diyar diyar dolaşırdık. Hep iyiler kazanır, kötüler kaybederdi. Ve hepsi mutlu sonra biterdi. Sonsuza kadar mutlu yaşarlardı. Şimdilerde ise onlara özenir oldum. Mutlu sonla biten bir masalın baş kahramanı gibi hissediyorum kendimi. Elmayla beni zehirlemeye çalışanlardan kaçıyorum. Kaleye hapsedilmiş bir kızı ejderhadan kurtarıyorum. Uyuyan güzeli uykusundan ben uyandırıyorum.

Masalları yazanlar acaba hayatlarında hep olmasını istedikleri şeyleri mi yazmışlardır? Bende mi masal yazmaya başlasam acaba? Yok ya, kendini kandırmaktan başka bir şey değil masal. Hem masallar içinde kaybolmak istemiyorum. Polyanna olmak istemiyorum. Neyse hayat onu yaşamak istiyorum.

Sonsuza kadar mutlu yaşamak istiyorum...


15 Temmuz 2013 Pazartesi

Yasin Keleş feat. Tan Taşçı - Ara Ara



Sen sevip öptün diye senin mi oldu
Çiçekler taktın diye gelin mi oldu
En süslü yalanlarla aldattın onu
Geçmişler olsun geçmişler olsun

Ara ara belki de bulursun
Gündüz gece yalvar yakar olursun
Sende sıra ne denir ki sana
Geçmişler olsun

Bir köşede unuttun başkası kaptı
Aşkı çabuk öğrettin çok canlar yaktı
Göz açıp kapadın baktın ki kaçtı
Geçmişler olsun geçmişler olsun

Ara ara belki de bulursun
Gündüz gece yalvar yakar olursun
Sende sıra ne denir ki sana
Geçmişler olsun

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Klavyeye Döküp Yazmak

Seviyorum ama bu sefer ki ötekilerden biraz daha farklı. Farkı nerede diye sorarsan eğer; bu sefer yazmak gelmiyor içimden. Mutluluğum içimde kalsın istiyorum. Yazdıklarımla sonsuz değil yaşadıklarımla sonsuz kalsın istiyorum. Sonsuza kadar sürsün istiyorum.

Bu aşkın neden yazı yazdırmadığını bilmiyorum. Mutluyum, huzurluyum, seviyorum ama yazamıyorum. Yazmak istedim, yazmayı denedim, uğraştım. Olmadı bir türlü bu aşkı kaleme döküp yazamadım. Gerçi artık hangi yazı kaleme dökülüyor ki... Klavyeme döküp yazamadım demeliydim. Klavyede ki harfler, oluşturulabilecek kelimeler, o kelimelerden kurulan cümleler bu aşkı anlatmaya yetmedi. Yada ben başaramadım.

Belki yazamamamın sebebi O'dur. Uzaklarda, benden ayrı başka bir diyarda. Belki de saklamak istemişimdir içimde bir yerlerde bu aşkı. Belki o yüzden yazamıyorumdur. Daha bir sürü sebep sayabilirim aslında ama şimdilik sebep olarak bile bu kadarını yazabiliyorum. Körelmekten korkuyorum....

5 Temmuz 2013 Cuma

Çok Israr Etti

En garip tanışma olayım idi aslında bu tanışma. Çünkü birbiri ardına bir sürü mesaj gelmişti o gün. Hepsini de o göndermişti. "Tanışmak istiyorum seninle" gibisinden bir sürü mesaj atmıştı. Bende "o kadar ısrarlı bi şekilde tanışmak istemiş, o zaman tanışayım" diye düşünerek "olur, tanışalım" dedim.

Biz tabi konuşmaya başladık. En başta ben takmamaya, cool olmaya falan çalıştım. Hatta bir sürü yalan söyledim. Çünkü bunun da ötekiler gibi ciddi olmadığını, lay lay lom olduğunu düşünmüştüm. Bir kaç gün geçtiğinde muhabbetimiz koyulaşmaya başlamıştı ve ben söylediğim yalanlar için pişmanlık duymaya başlamıştım. Bir gece ansızın otobüse bindim ve onun yanına gittim. Onun hiç bir şeyden haberi yoktu. Çünkü benim zaten o şehirde olduğumu sanıyordu. Artık buluşmak istediğimi söyledim.

Akşam üzeri saat 16:00'da bar'da buluştuk. Buluştuğumuz da bir tek biz vardık mekanda. Etraftaki garsonlarda sanki sürekli bize bakıyorlardı. Bizde ordan burdan bahsedip gülüyorduk. Söylediğim yalanlardan vicdan azabı çektiğim için bütün doğruları anlattım. Çünkü konuşmaya başladığımız 3-4 gün içinde onun ne kadar ciddi olduğunu görmüştüm. Başlamak istediğim ilişkinin yalanlarla dolu olmasını istemediğim için bütün doğruları anlatmıştım ve o gün ona söz vermiştim:

"bir daha sonucu ne olursa olsun, sana yalan söylemeyeceğim"

Aslında 2-3 ay öncesine kadar kendime bu sözü vermiştim. Gerçekleştirmeye başlamak için göz bebeklerinde kendimi gördüğüm birine ihtiyacım varmış. Sonsuza kadar o göz bebeklerinde kendimi görmek istiyorum. Saf, şeffaf ve derin...

4 Temmuz 2013 Perşembe

Yapayalnız Fırtınada

Aslında kimse hiç kimse bilmez içimdeki fırtınalardan. Çünkü hiç kimseye anlatmam fırtınalarımı. İnsanların zaten kendi dertleri başlarından aşkın, bir de benimle uğraşmalarını istemem doğrusu.

Hep kendi kendime kurtuldum fırtınalardan. Kendi gemimim hem kaptanıydım, hemde tayfası. Çok zorlandım gerçekten. Ama her şeye yetişebildiğimi gördüm. Yalnız değildim aslında çevremde çok arkadaşım vardı ve yeteri kadar dostum... Yardım istemedim onlardan. Yalnız halledebildim çünkü hepsini. Belki bir gün başa çıkamayacağım bir fırtına karşıma çıkarsa biliyorum ki hiç bir dostum beni yalnız bırakmayacak. Hepsi benim arkamda olacaklar.

Ben yine kaptan olacağım kendi teknemde... Belki kahve içmeye gelen arkadaşlarım oldur güvertede... Birbirimize anlatacak uzun ve bol kahkaha dolu anlılar anlatırız. Gülmek çünkü güzel şey. Ben birini mutsuz görmeye dayanamam. Çok arkadaşımı dinlemişimdir geceler boyunca. Dertlerini dinleyip neler yapması gerektiği konusunda tartışmışızdır. En azından onun kafasındaki fırtınayı dindirip sapasağlam demir atmasını, mantıklı kararlar alabilmesi için güneşli bir ortam yaratmışımdır.

Ben severim fırtınadan kurtaran insan olmayı. Dert dinleyip derman olmayı... O yüzden çevremde en güçlü, en heybetli, en mutlu, en kafası rahat insan benmişim gibi görünürüm. Kimse bilmez o yüzden içimdeki fırtınaları. Ben kendim sağlam çıkarım fırtınalarımdan.

Merhaba fırtına ve yine kaldık biz seninle başbaşa...

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Mavi Patikliler | Bulduklarım vol.15


'Erkekler ağlamaz.'
'Erkekler korkmaz.'
'Erkekler karı gibi gülmez.'
Derken ortalık dul kadından geçilmiyor. Zira erkekler genç yaşta
Hakk'ın rahmetine kavuşuyorlar.
Siz hiç kapı komşusuna sabah kahvesine gidip karısinı çekiştiren erkek gördünüz mü?

Fare görünce bağıran?
'Bu ara sinirlerim zayıf' deyip habire ağlayan?
Oysa onlar da kadınlarla aynı duygulara sahip olarak geliyorlar dünyaya.
Lakin daha ilk gün ayaklarına mavi patik giydirmek suretiyle 'Ağır ol
bakalım! ' diyoruz.

'Ne alákası var mavi patikle? ' demeyin. Mavi soğuk ve ciddi bir renktir.
Kime isterseniz sorun. Ve katiyen tesadüf değildir o patiklerin rengi.
Düşünülmüş, taşınılmış, seçilmiştir.
Ayağa giydirildiği anda kulağa şunlar fısıldanmış demektir: Sen
erkeksin.
Erkek olmanın gerekleri vardır. Ömrünün sonuna kadar bunları yerine getirmekle yükümlüsün.

Ömrünün süresi ise çatlama kat sayına bağlı. İçine ata ata ne kadar
yaşayabilirsen artık.
Bize sorarsan pek uzun süreceği kanaatinde değiliz.
Dikkat edeceğin husus, en dramatik hallerde bile mavi patikli olduğunu unutmamandır.

Misal,
Ásık oldun.
Sakın belli etme. Bırak karşındaki yansın tutuşsun. Sen ağır ol. Molla
desinler yeter ki aşık demesinler.

Misal,
Sevgilinden ayrıldın.
Sakın ağlayıp sızlama. Yine bırak karşındaki yıkılıp sürünsün.
Gözyaşı dediğin kadın kısmına yakışır.
Zaten senin gözyaşı bezlerin mavi patik operasyonuyla alınmış
bulunuyor.

Misal,
Eve hırsız girdi.
Tıkırtı duydunuz ya da hırsızla burun buruna
geldiniz.
Kim boğuşacak adamla? Bak bakalım karının ayaklarına! Ne renk
patikleri?

Pembe.
Ya hırsızınkiyle seninki? Mavi.

Kural,
Mavililer boğuşacak.
Pembeliler bağıracak.
Herkes görevini bilsin. Ta doğumhane de yapıldı bu iş bölümü.

Misal,
Eşinle kavga ettin.
Ne yapacaksın? Hiç. İşine gidip hiçbir şey olmamış gibi çalışacaksın.
'Ay İsmail çok sinirim bozuk, benimki sabah sabah anneme laf etti'
diyemezsin.

Karın o esnada telefonun başında, bir sigara ve bir kahve eşliğinde
arkadaşlarına seni çekiştiriyor olabilir.
Olsun. Onun mazereti var, patikleri pembe.

Misal,
Evde aniden bir böcek peydahlandı.
Kim gidecek üstüne? Tabii ki sen. Zira karının gitmesi hiçbir işe
yaramaz.
Böcek renk körü mü? Maviyle pembeyi ayıramaz mı?
Ve sorarım sana, hangi böcek pembeden korkar?
Ama mavi... Birrrrr.

Misal,
Savaşa gidilecek.
Kim gidecek? Tabii ki Mehmetçik. Sen hiç 'Vatan sağolsun' diye
bağıran
Ayşecik gördün mü?
Benim bildiğim Ayşecik kameranın karşısında 'Size baba diyebilir miyim
amca? ' diyordu.

Ve hatırladığım kadarıyla omuzunda tüfek falan da yoktu.
Diyeceğim, Mavi patikli olmak zor zanaat.

Özellikle de seviyorken...

2 Temmuz 2013 Salı

Kendine İyi Bak Sevgili! | Bulduklarım vol.14


Yarım kalan bir hikayeyiz artık seninle
Ayrı yollara yürüyoruz
Hayat bu...
Serseri bir rüzgar gibi estin sen şimdi uzaklara
Ben göğsümde solgun bir gülle yaşarım yıllarca
Yaşamaksa bu!
Ayrı akşamlara yatıp
Ayrı sabahlara uyanırız bundan sonra
Hataları aşk sanıp
Başka tenlerde avunuruz boşuna
Ve gizli gizli yaralanırız
Şunu bil ki daima
Ben, en güzel yeri hatırana saklarım
Talan olmuş gönül bahçemde
Saçlarımda tel tel hüzünlerle
Gözlerimde azalan güneşlerle
Ben hep seni beklerim bu şehirde
Bir gün dönersin diye

Kendine iyi bak ey sevgili!

14 Haziran 2013 Cuma

Yalın - Keyfi Yolunda Aşkı Sonunda


Gözlerim gözlerine açılıyor
Başka manzara istemem ki ben
Muhabbeti ruhumu bahara götürüyor
Aşk hikâyeme dur diyemem ben

Geceleri uyurken sen
Sabahı zor getiren ben
Şarkılar susuyorken
Şarkılar yazdıran sen

Eve senle dönüyorsam
Evden senle çıkıyorsam
Aklını alamıyorsam aşksın
Eve senle dönüyorsam
Evden senle çıkıyorsam
Yine de doyamıyorsam
Aşksın…

Ellerim ellerine kavuşuyor
Başka mevsime yaz diyemem ben
Esiyor aşkın rüzgarı kalbime esiyor
Bir güneş düşün hiç gitmiyor

Geceleri uyurken sen
Sabahı zor getiren ben
Şarkılar susuyorken
Şarkılar yazdıran sen

Eve senle dönüyorsam
Evden senle çıkıyorsam
Aklını alamıyorsam aşksın
Eve senle dönüyorsam
Evden senle çıkıyorsam
Yine de doyamıyorsam aşksın

Geceleri uyurken sen
Sabahı zor getiren ben
Şarkılar susuyorken
Şarkılar yazdıran sen

Eve senle dönüyorsam
Evden senle çıkıyorsam
Aklını alamıyorsam aşksın
Eve senle dönüyorsam
Evden senle çıkıyorsam
Yine de doyamıyorsam aşksın

Eve senle dönüyorsam
Evden senle çıkıyorsam
Aklını alamıyorsam aşksın
Eve senle dönüyorsam
Evden senle çıkıyorsam
Yine de doyamıyorsam aşksın
Keyfi yolunda aşkı sonunda

11 Haziran 2013 Salı

Dolmuşçu'dan Kavga Yorumu

Pek sık okulda kavgaya şahit olmamışımdır. Bu herhalde ikinci gördüğüm kavga diyebilirim. "Bunu neden anlatıyorsun ki?" diyebilirsiniz. Bence gerçekten trajikomik bir olayla sonuçlandı.

Otobüs durağının önünde yüzlerce kişi minibüsleri bekliyordu. Herkesin amacı okuldan uzaklaşıp bir an önce yapacakları işe koşmaktı. Otobüse biner binmez şoför geç kaldığını söyleyerek hızlı bir şekilde içeriye girip yerleşmemizi söyledi. Hatta benim hemen önümden binen kıza;

-Kızım kartını hala çıkarmadın mı? Acele etmenizi söyledim anlamıyor musun? diye azarladı...

Beni çok şaşırttı bu durum. Sonuç olarak buraya geç gelmen bizim hatamız değil ve sen bu geç kalışının biletini kimseye kesemezsin. Neyse herkes hızlı bir biçimde minibüse binerken birden durakta kavga çıktı... Önce bir tartıştıklarını görmüştüm. Sonunda kavga edeceklerini tahmin etmemiştim. Olay ciddileşmiş ve kavga ettiler. Yumruklar havalarda uçuştu resmen. İki kişi daldılar bi çocuğa... Aralarında husumet nedir beni ilgilendirmez. Kim haklı kim değil bunu da bilmiyorum. Gel gelelim bu kavga sonucunda minibüs şoförünün söylediklerine;

-Arkadaşları minibüsün önünden çekilin, çocuklar içeriye giremiyorlar. Hızlı olmamız lazım iki dakika geç kaldım... Hadi sizlerde biraz hızlı geçin. Kavga izlemeyin...

Adam resmen beni kahkahalara boğmuştu. Kendini düşünen bencil birinden başkası değildi. Geçen bir dakika içinde çocuklar ayrıldılar. Kavga bitti. Minibüste hareket etmeye başladı çarşıya doğru... Yolu hemen hemen yarıladığımız zaman şoförün telefonu çaldı, konuşmaya başladı. Büyük ihtimalle telefondaki adam şoföre neden geç kaldığını soruyor olsa ki; adamın verdiği cevaba minibüsteki öğrenciler gülerek cevap verdiler...

-Ya okulun önünde olay çıktı. Öğrenciler kavga ettiler belki duymuşsundur. Benimde gelmemi engellediler. Minibüsün dolması o yüzden biraz zaman aldı. Ama geliyorum şimdi yoldayım.

Geç gelmişti zaten otobüs ve bir de geç kalkmasının sebebini öğrencilere kesmişti. Bu kadar düşüncesizlik olmaz bence... İnsanların biraz hoşgörü, nezaket ve efendilik öğrenmeli gerekmekte...

10 Haziran 2013 Pazartesi

Seni Özledim Ben

Bazen düşünmeden edemiyorum.
Onun hatırladığı acaba yakın geçmiş zaman mı?
Yoksa daha eski bir geçmiş mi?
Hangi geçmişi özlüyor?
Kimi özlüyor?
Beni mi özlüyor?
Benim onu özlediğim gibi o da beni mi özlüyor?
Yoksa başkasını mı özlüyor?
Bunu ona gidip soramam.
Çok sorum var kafamda
Bu kadar çabuk unutamaz gibime geliyor
Kesin beni düşünüyordur diyorum içinden
Ama ya benden öncekilerden birini düşünüyorsa diyorum içinden
İçinden çıkamadığım bir dürü soru var
Ona sorsam bunları cevaplar mı ki?
Ben çok özledim onu
Tekrar gelsin geri bana.
Ben onun gibisini bulamadım daha.
Peki ben bunu yazarken hangi geçmişten bahsediyorum?
Yakın geçmiş mi?
Eski geçmiş mi?
Ne fark eder ki...
Sende onlardan birisin işte...
Boş bir bekleyiş...
Sen bir daha benim olmayacaksın hiç
Ne önemi var ki zaten bunu kimin için yazdığımın
Alınmak isteyen bütün geçmişler alınabilir, alınsın
Özledim çünkü ben.
Sen sen sen!!!

9 Haziran 2013 Pazar

Karalarım Bir Şeyler

Sıkışmış durumdayım bu küçücük şehirde. Yapabilecek herhangi bir şey bulamıyorum. Gezip tozabileceğin, eğlenebileceğin, vakit geçirebileceğin doğru düzgün herhangi bir yer yok malesef... O yüzden buradayken yapabileceğim en güzel şeyi yapıyorum... Yazıyorum...

Yazmak hoşuma gidiyor burdayken. Tek aktivitem bu diyebilirim. Yazarak huzur buluyorum burada. Memleketimde arkadaşlarımla vakit geçirmekten, eğlenmekten, gezmekten, alışveriş yapmaktan yazamaya vakit bulamıyorum. Aslında bu olaylar sırasında yazabileceğim onlarca şey yaşıyorum. Ama eve geldiğim zaman harap ve bitap düşmüş olduğum için yazamaya konsantre olupta yazamıyorum. Gerçekten memleketteyken yazmaya vakit ayıramıyorum. Bulunduğum ilden daha büyük bir ilde olsaydım belkide içimde ki bu yazabilme olgusu ortaya çıkmayacaktı. Yaşadıklarımı hep içimde kalacaktı ve belkide unutulup yok olacaktı. Şimdi herşeyim bu blog'da... Bazen yazdıklarımı tekrar tekrar okuyorum. "Neler yaşamışım be?" diyorum.

Tıpkı bir günlük gibi yazıyorum buraya. Tam anlamıyla bir günlük olmasa da, yazıyorum işte... Çok büyük bir okuyucu kitlemin olduğunu sanmıyorum. Ama var olanlar bana yetiyor şimdilik. İleride ne olur tabiki bilemem. Burada olup yazmaya devam edeceğim. Son zamanlarda beni en çok mutlu eden şey çünkü bu; yazmak...

1 Haziran 2013 Cumartesi

Dinle Sevgilim


Gözlerinin gözlerime değdiği o ilk anda çatırdattın yüreğimin aynasını. Yüreğimin sevmekle görevlendirilmiş en hassas noktasına dokundun seni gördüğüm gün. Ruhuma beni seveceksin diye emir veren kıdemli asker gibiydi güzel gözlerin. Kirpiklerinin her bir teli, beni göz hapsine aldığında nöbet tuttular kaçmamam için. Oysa yeryüzünün en mutlu esiriydi o an gözlerinin esiri olan gözlerim. İşte o günden beri sen ve ben yokuz, biz varız, deli dolu sevgimiz, unutulması güç anılarımız var.

Şimdi senin sesinden defalarca dinlediğim şiirin dizeleri çınlıyor kulaklarımda. Sevgileri yarınlara bıraktınız? Biz bırakmadık, bitmeyen işler yüzünden yanlış tanımadık birbirimizi. Doğan her yeni gün bizim için el değmemiş yepyeni bir tuval oldu. Her defasında farklı bir şekilde birbirine karıştırdık ruhumuzun renklerini. Bir fırça darbesi senden, sonraki benden. Bendeki kırmızı sende ki beyazla, ikimizin pembesiyle hatta bize ait olmayan siyahla harmanlandı çok zaman. Ne çıktıysa ortaya ikimizin eseriydi. Mutluluk, hüzün, tutku, özlem, sevgi, aşk tabloları çizdik beraber.

Düşünüyorum da; ne çok şey yaşadık seninle ve ne çok güzel şeyi sığdırabilmeyi başardık geçen zamana. Şimdi sana ait ne varsa aşkı çağrıştırıyor bende. Senin kokun beraberinde aşkı getiriyor uzaklardan. Her sözünde bir aşk hikayesi saklı haberin yok. Gözlerin! Gözlerin ölümsüz aşk şarkılarına ilham verecek güzellikte. Bundan olmalı ki; uzun zaman aralıklarında düşünüyorum seni. Bir şeylerin ertelenmiş halisin sen. Tüm sıkıntılarıma mola verdiren dakikalarda saklı senin hayalin. Ne zaman aklıma gelsen aydınlanıyor karanlıklarım. Umutsuzluklarımı, korkularımı, mutsuzluklarımı göz ardı edip, seni düşünüyorum büyük bir haz duyarak. Henüz kendime dahi izah edemediğim bir duygu bu. Adını koymayı başaramadığım, daha önce yaşanmamış türden duyguların başkahramanı oldun sen.

O, zırhlara bürünmüş, kabuğunun çatlamasından korkan adamı yok etti geçen zaman. Zırhlarımı eritti aşkın ateşi, şimdi kırılan kabuğun altında yatan seni yaşıyorum günbegün. Nasıl sıcaksın, nasıl sevgi dolu, ne kadar şefkatli ve ne çok sevilmeye değer. İşte bu yüzden beni sana getiren adımlar birbirleriyle yarışıyor çoğu zaman. Sırt çantama ikimize de yetecek kadar umut, mutluluk ve tebessümü sığdırarak geliyorum yanına. Ve sen yalnızlığımın üstünü örten sıcacık bir sevgi oluveriyorsun içimde. Bana dost oluyorsun, bana yoldaş, bana sırdaş oluyorsun, bana yar, bana yar oluyorsun daha ilk günden beri.

Şimdi sen yanı başımda şarkılar söylüyorsun, gitarının telleri ağlıyor, ve ben yazıyorum. Sana ve seni yazıyorum bu gece, dinle sevgilim dinle?

Bastırılmış duyguların, eğitilmemiş ruhların, sindirilmiş yüreklerin harcı değildir aşk.

Sınırları önceden belirlenmiş sevdalara örnek olalım diye zorladım sınırları. Tel örgüleri aştı, mayınlarla çarpıştı yüreğim seni sınırsız sevebilmek için. Sende kendimi buldum ben. Bendeki seni sevdim delice. Şimdi ikiniz beraber büyüyorsunuz, bir sen birde sevda.

Bak; her şeyden geçtim, cevabını bilmediğim sorulara yanıt aramıyorum artık. Nereye varacağımızı bilmesem de huzurla aynı yolda yürüyorum seninle. Dünü boş verdim, yarınlar önemini çoktan yitirdi yanında olduğum bu günü yaşarken. Belki sonu olmayanım belki de sonsuza kadarımsın kim bilir? Seni Seviyorum...

19 Mayıs 2013 Pazar

Eurovision Song Contest | Copenhagen 2014




Eurovision 2013'ün galibi, benimde favorim olan Danimarka temsilcisi Emmelie de Forest'ın seslendirdiği "Only Teardrops" şarkısı kazandı.

İkinci olan Azerbaycan'ı da canı gönülden tebrik ediyorum.






Eurovision Song Contest | Copenhagen 2014 



2013 Kazanan Şarkı:

Emmelie de Forest - Only Teardrops


17 Mayıs 2013 Cuma

Eurovision Song Contest 2013 | Büyük Final




4 ülke haricinde finalde bu ülkelerin yarışacağını tahmin etmiştim. 
Bende finalde olmaması gereken ülkeler; Ermenistan, Estonya, İzlanda, Litvanya.
Diğer 16 ülkenin şarkıları zaten güzel şarkılar. Onlara hiç bir şekilde lafım yok :)
Bu Sene 10 Balkan ülkesinden sadece 3 ülke (Yunanistan, Molvoda ve Romanya) finale kalabildi. Eski Yugoslavya ülkelerinin hiç biri finale kalamadı ve oylarının nereye gideceğini pek kestiremiyorum.
Çok farklı bi final ve puanlama bizi bekliyor olacak cumartesi gecesi göreceğiz neler olacağını.
Tabi çoğu eurovision takipçisinin birinci olacağını düşündüğü ülke vardır. Benim tahminim Danimarka! Bence bu yıl Danimarka birinci olur.

3 Mayıs 2013 Cuma

Eurovision 2013 My Top Ten


Krista Siegfrids - Marry Me | Finland 2013




Original Lyrics

Eurovision Song Contest 2013 Semi-Final (2)
Flag of Finland Finland (YLE)

Performer: Krista Siegfrids
Song title: Marry Me
Song writer(s): Krista Siegfrids, Erik Nyholm, Kristoffer Karlsson, Jessica Lundström
Song composer(s): Krista Siegfrids, Erik Nyholm, Kristoffer Karlsson, Jessica Lundström

Spying on you undercover 
Drinking coffee with your mother 
Am I getting closer? 


Baby I feel like a sinner 
Skipping dinner to get thinner 
Where is my proposal? 



I’m your slave and you’re my master 
Oh, baby come on take a shot! 



Marry me, I’ll be your Queen Bee 
I’ll love you endlessly 
I’ll do it for you, for you, for you 
Yeah I’ll do it for you 
Marry me baby! 



I’ll play your game, I’ll change my last name 
I’ll walk the walk of shame 
I’ll do it for you, for you, for you 
Yeah, I do it for you 
Marry me baby! 



Oh, oh, oh, oh, oh ding dong! 
Oh, oh, oh, oh, oh ding dong! 



I know where the future’s heading 
I can see my perfect wedding 
Isn’t that just bracing? 



I don’t think there are no ladies 
Who will give you cuter babies 
Isn’t that amazing? 



I’m your slave and your my master 
Oh, baby come on take a shot! 



Marry me, I’ll be your Queen Bee 
I’ll love you endlessly 
I’ll do it for you, for you, for you 
Yeah I’ll do it for you. 
Marry me baby! 



I’ll play your game, I’ll change my last name 
I’ll walk the walk of shame 
I’ll do it for you, for you, for you Yeah I’ll do it for you 
Marry me baby! 



Oh, oh, oh, oh, oh ding dong! 
Oh, oh, oh, oh, oh ding dong! 
Oh, oh, oh, oh, oh ding dong! 
Oh, oh, oh, oh, oh ding dong! 




This is the day 
I don’t wanna wait much longer now 
If you run away 
I’m gonna find you anyhow! 



What you waiting, what you waiting, what you waiting, what you waiting for?! 



Marry me, I’ll be your Queen Bee 
I’ll love you endlessly 
I’ll do it for you, for you, for you 
Yeah I’ll do it for you 
Marry me baby! 



I’ll play your game, I’ll change my last name 
I’ll walk the walk of shame 
I’ll do it for you, for you, for you 
Yeah, I do it for you 
Marry me baby! 



Oh, oh, oh, oh, oh ding dong! 
Oh, oh, oh, oh, oh ding dong! 
Oh, oh, oh, oh, oh ding dong! 
Oh, oh, oh, oh, oh ding dong!