29 Aralık 2011 Perşembe

Korktugum için

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.

Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.

Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için...!!!

21 Aralık 2011 Çarşamba

Yanlıs Numara!

Mışıl mışıl uyuyordum yatağımda. Kabus gördüm galiba, çünkü birden bire gözlerimi açmıştım. Sabah 08:00 idi. Gözlerimi açmamla beraber telefonum çaldı. Kayıtlı olmayan bir numara. Uyku sersemiyim ben hala. Beni normalde sabahleyin arayan olmaz. "Kim bu ?" diye sordum kendi kendime.

"Alo?" dedim.
"Kardeş kusura bakma yanlış numarayı aradım. Çaldırıp kapatmak istemedim ayıp olmasın diye o yüzden aradım" dedi.


Kim ne için arar? böyle bir cümleyle karşılaştım. Adam resmen dalga geçti benimle. Şaşırdım tabi doğal olarak. Diyecek söz bulamadım. Telefonu suratına kapattım. Zaten uyku sersemiyim. Bide gelmiş bana dediği lafa bak. Kim bilir daha kimleri kimleri arıyor.



Yanlış numarayı aradığını bile bile arıyor. Acaba sesimi falan mı duymak istedi. Yada bir tepki ile karşılaşacağını mı zannetti, bilmiyorum. Ben gayet relax bir şekilde telefonu kapattım. Bir dahada aramadı. Haa bak şu var adam dürüst adam. En azından neden aradığını söylüyor. Bazılarımız bundan bile yoksun.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Sadakat & Ihanet | Bulduklarım vol4

İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş,
Sadakatin adı ise; bir serçeye
Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca küçük köyün üstünde uçmuş,
serçeyle beraber.
Küçük sinekleri, kurtları yemişler,
Kış yagmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler.
Masmavi gökyüzünde dans etmişler,
Çiçek açan agaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler...
Birbirlerine söz vermişler kuşlar;
Ayrılmayacagız diye.
Ama kış gelmiş,
Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,
Serçe herzamanki gibi sadık
Ama sevdigi de yabana atılmaz bir gerçek
Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için
Yaşamaksa önemli imiş göçmen için.
O, baharların tatlı eglencesiymiş sadece
Gel demiş serçeye benle beraber...
Başka bir bahara uçalım.
Serçe ise burda bekleyelim demiş yeni baharı
Ama kış acımasızdır, demiş göçmen
Yaşayamayız burda, aç kalırız üşürüz.
Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın, beraber
Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.
Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadıgı yere
Kalmaksa aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye.
Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş
Uçacakmış yeni bahara...
Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,
Ama serçe zayıflamış,
Onun kanatları uzun uçuşlar için degil.
Dayanamayacakmış bu yola
Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş.
Çünkü hep kaçarlarmış kışlardan
Hep giderlermiş zorluklarından kışın, yeni baharlara
Bir fırtına yaklaşıyormuş
Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış
Ama serçe iyice zayıflamış, yavaşlamaya başlamış
Göçmene duralım artık demiş
Biraz dinlenelim
Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz.
Birazdan okyanusa varacagız.
Kurtuluşuymuş bu büyük deniz
Göçmen için , çok iyi bilirmiş buraları.
Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki
Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi
Serçe artık dayanamayacakmış,
Son bir sevgi ile seslenmiş göçmene
Artık gidemiyorum... Göçmen serçeye bakmış,
Bakmış ve devam etmiş......
Okyanus çok büyükmüş, serçe ise küçük
Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmen küçük...
Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT...
Yeni bir baharın koynunda koca bir İHANET...

Üçüncü Tekil Sahısım Yüreginde | Bulduklarım vol3

Kalemim "Artık yaz'ma o'na" diye haykırıyor adeta.... Tam artık sana yazmıyacağım diyorum.. Aklımda tasarlıyorum yazacaklarımı. Tam yazmaya başlıyorumki, gene 'sen' dökülüyosun kalemime.. Kalemimden kağıdıma.. Ve Ardından arta kalan gözyaşlarım... 

Saçmalıyorum gene işte.. Yazacak birşeyim kalmadı sana dair.. Tükettin tüm cümleleri.. 
Ben gözyaşlarımla yazdım seni.. Sakladım yüreğimi.. Dökülüpte, yarmasın diye sevgimi .. 

..ve bitişler.. gidiş ve bitişler .. her gidenin ardından ağlamalar, hüzünler .. sebepsiz yere haykırışlar .. ve biten umutlar.. 

Ağlamam sana değil, sessizliğime.. 
Her gidişinden arta kalan sessizliğime .. Suskunum sebepsiz yere.. 
Sonsuzluğuma son notum bu belkide .. 

Sen benim Birinci TekiL Şahsı'm oldun hep.. Ben=Sen. ne farkeder.. Ha Ben, ha Sen. Ha Sen, ha Ben. Ama senin için Ben, asla Sen olamadım.. 
Yandığımı hissediyorum.. Yokluğun yakıcı.. 
Ben ağlarken yokluğunda, sen yüreğime damlalar düşürmeye devam ediyorsun.. 


Düşürdün kalbimi elinden. Yüreğim yokluğunda yerlerde pusu kurmuş seni özlüyor... Seni arıyor köşe bucak.. Harf harf, kelime kelime yokluğunun adını koymaya çalışıyor; 

Tüm tümcelerimde soru işareti bıraktı yalnızlığın .. 

..ve bitişler.. gidiş ve bitişler .. her gidenin ardından ağlamalar, hüzünler .. sebepsiz yere haykırışlar .. ve biten umutlar.. 

Kayıp giden mutluluğumda ;sen' vardın sadece.. Senin için ise sadece gözyaşlarım; 

Kağıdım ıslak, yüreğim buruk.. Çıktığım bu yolda seni arıyorum.. Nerden başladıysam, ordan bitirmeye kararlıy'dım' 
Geriye; gidişinden arta kalan yaşlar; 

Aslında sen hiç yoktun 
Sevgim çizdi yüzünün güzelliğini 
Tutkularım şekillendirdi bedenini 
Özlemlerimdi mütevazi yapan seni 
Önce var et,sonra ona tutkun 
Zavallı yüreğimi derde soktun 
Ama aslında sen hiç yoktun ....... 

Ben zaten yoktum sende.. Tanımadın ! Bilmedin ! Sevmedin ! Ve en önemlisi beni hiç Hissetmedin ! 

Kaybolup giderken yalnızlığında, sen beni hiç tanımadın.. Oysaki bütün çabalarım;sen'din. . ANLAMADIN! ! 

Çünkü ben; Üçüncü TekiL ŞahıS'ım Yüreğinde ..

16 Aralık 2011 Cuma


Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.
Benden bu kadar. Pes ediyorum artık.

11 Aralık 2011 Pazar

Gök gürültüsünden korkar her çocuk

Gün güneşin doğmasıyla başlar. Gökyüzüne yükselir büyüyerek ve daha fazla ışıldayarak. Son zamanlarda buna pek rastlayamıyorum. Çok fazla bulut, çok fazla kara bulut. Yağmur bitmiyor. Gök nasıl üzülmüşse artık, ağlaya ağlaya dökemedi içini. Çok kötü bir durum. Üzülüyorum aslında. Yok la üzülmüyorum aslında. Gök bu ağlar ağlar susar diyorum. Zırlarken çok sesi çıkar.

Hatta korkutur çoğu insanı. Çocuklar saklanırlar yorganın altına. Annelerine sarılırlar. Onlara üzülüyorum aslında, bir yandan da gülüyorum. Büyüdükleri zaman anlayacaklar korkmamaları gerektiklerini. Büyüdükleri zaman kendileri bile gülecekler.




Anneleri anlatacak onlara "sen küçükken ...........".
"vay be ben neymişim, ne salaklıklar yapmışım küçükken" diyeceksin. 7




Bazı anılarını arkadaşlarına anlatacaksın ve hep birlikte güleceksiniz. Onlarda anlayacak ne kadar gülünç bir çocukluk geçirdiğini.





Şimdi gökyüzü biraz gülümsese insanlar daha mutlu olsa. korkutmasa kimseyi. Herkes iyidir aslında. Bazıları ne kadar kötü görünseler de... Herkesin içinde küçükte olsa bir iyilik vardır. Saf ve masum bir yanı vardır. Neden onu dışarı çıkarmak yerine, daha kurnaz olmayı seçmişlerdir insanlar? Kurnazlık daha mı iyidir? Çıkarları için arkadaşlık kuranlar var. Neden ?

Yeniden çocuk olsam, annemin kucağına yatsam. Bana bir masal anlatsa. Ben yine gökyüzünden korkmadan uyusam. Kendimi güvende hissettiğim kollarda... Her anne söyler "Sen ne kadar büyüsende benim çocuğumsun". Evet öyle ben annemin hala bebeğiyim. Nasıl görmek isterlerse öyle görürler. İşlerine geldiği gibi. Bazen "koca adam oldun" ya da "kazık kadar adam oldun!". Bunlar hap lafta aslında. Ne kadar Büyürsek büyüyelim. Sonuçta biz annelerimizin küçük çocuklarıyız.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Bir Maktul'ün Günlüğünden

Hiç bir farkı yoktu bugününde. Yine güneş doğudan doğmuştu. Parlıyordu, aydınlatıyordu. Sade bir kahve içmişti, çabuk ayılabilmek için. Elini yüzünü buz gibi soğuk suyla yıkamıştı. Sabahları soğuk su yüzü gerer, kan dolaşımını hızlandırır. Üzerinden çabuk atarsın uyku halini.

Herkes bir maktuldür. Çünkü herkes aşık olmuştur hayatında. Hiç olmayacak birine bile tutulmuş olabilir. Kendi katilini kendisi tutmuştur. Daha doğrusu bunu kalbi yapmıştır.

O sabah ilk önce sevgilisiyle buluşacaktı. Bir yerlerde çay içip simit yiyeceklerdi. Tipik bir sabahtı yani. Ama bu bile onu mutlu ediyordu. Sonuçta vakit geçirdiği insana sırılsıklam aşıktı. Her gördüğünde onu daha da güzelleşiyordu gözünde.

Bir sabah aradığında bir daha görüşmek istemediğini söyledi. Nasıl olabilirdi bu? Hani aşk? Hani sevgi? Neredeydi? Bitebilir miydi gerçekten bunlar? Oyunun adı aşk. Bitmişti... Gitmişti o... Bir daha geri gelmeyecekti. Kendi ölümünü kendisi yapmıştı. Belkide bile bile bu oyuna başlamıştı. Demiştim ya kendi katilini kendisi tutmuştu. Her zaman yanındaydı. Kim bilir ne zamandır sevmiyordu onu.

Bir gün arkasını döneceğini bile bile elinden tutmuştu. Onunla en güzel günlerini geçirmişti. Arkasından hançerlenmişe dönmüştü duyduğunda. Aslında her şey biter. Buna şaşılacak bir şey yok.

Tıklayarak şarkıyı dinleyebilirsiniz :Yüksek Sadakat - Katil&Maktul

Nasıl olsa "O" cepte

Öylesine bakmıştım aslında. Hiç bir kötü niyetim yoktu. Kötü bir şey göreceğimin farkında değildim. Gayet rahattım. Sadece biraz uykum kaçmıştı. Herkes gibi vakit geçiyordum bende.

Arkadaşlarıyla olan konuşmalarını fark ettim, merak ettim sonra. Açtım okudum. Sanki sevdiğim değildi o konuşan. Ben başka birini tanımışım, sevmişim... Gülüşmeler, eğlenmeler ona ait değildi sanki. Cepte olan biri varmış. BEN! başkaları da girip çıkabilirmiş ben varken onun hayatına. Bu normalmiş onun için. Bunları okuyunca kendimden geçtim. Titredim. Gözümden yaş geldi. Kalbim ilk defa böyle çarpı ona karşı, nefret doluydu. Sevgimden eser yoktu. Kendi kendime bağırdım çağırdım. gecenin bir yarısı olduğu için uyumaya çalıştım. Ama başaramadım. Bunu ona anlatmalıydım. Yoksa içimdekiyle kendi kendimi yiyip bitirebilirdim. O derece güçlü bir duygu kazandırdı bana okuduklarım.

Neyse aramaya cesaret bulduktan sonra aradım. Daha uyumamıştı. "Uykunu kaçıracak bir şey söyleyeceğim" dedim. "Hay hay buyur söyle hayatım" dedi. Aslında söyleyeceğim şey hakkında en ufak bir bilgisi bile yoktu. Aklının ucundan bile geçmezdi bu şey. Gecenin bir yarısı, onun arkadaşlarıyla olan konuşmalarını okumak. Evet, belki yaptığım yanlış bir şey. Yapmamam gereken bir şey. Ama meraklıyım ben. Araştırmak huyumda var. İncelemeliyim, yoksa uyuyamam.

Söyledim. Böyle böyle konuşmuşsunuz. "Beni gerçekten sevmemişsin, hiç bir zaman" dedim. Herkes gibi inkar etti. Aslında önce bağırdı çağırdı. "Sen nasıl böyle bir şey yaparsın" diye. Özeliymiş, okuyamazmışım. Haklı da... Ama onun yaptığı bence daha ayıp. Beni aldattığından bahsetmiş arkadaşına. Kimler gelmiş kimler geçmiş aslında... Konuşmaya cesaret buldum ya kalbimi devre dışı bıraktım. Söylediğim bütün kelimeler, kurduğum bütün cümleler mantığımın eseriydi.

İkna kabiliyeti çok gelişmiştir onun. Çok iyi laf çevirir. İstediği yerden bakılmasını sağlar konuya. Bunu bu sefer yaptırmadım. Benim gördüğüm yerden bakmalıydı olaya. Yaptıklarının yanlış olduğunu anlamalıydı. Çünkü yaptıkları zaten yanlıştı! Hangi insan aldatmayı doğru bulur ki? Güvenimi kaybetmiştim daha fazla. Bu kadar büyük bir darbe alacağımı sanmamıştım. Sadece masumane bir göz atma olacaktı benim yaptığım. Ama öyle olmadı. Bir tokat gibi çarptı gözüme bütün yazdıkları. Gece saat 03:00'lerde barlarda başkalarıylaymiş... Ben onu uyudu zannederken o başkalarının kollarındaymış.

Ne demek lazım böyle yapana? Cepte olmak ne demek peki? Benim cepte olduğumu düşünerek ne demek istemişti o? Bana en çok koyan cümle o olmuştu okuduğum zaman. Kaçamaklar normalmiş onun için. Kullanıldığımı hissettim. O inkar etti bunu. "Cepte olmak" cümlesini ben yanlIş anlamışım meğersem. O bir sevgi sözcüğüymüş. Hadi ordan! Kim sevgilisi için "Cepte o zaten" der!

Kullanıldığımı hiç bu kadar hissetmemiştim. Ama şöylede bir şey var aynı tuvalet kağıdını sürekli kullanamazsın. Ya gerçekten biter ya da sen temizlediğini zannettiğin zaman bütün pisliği sana geri iade eder.

6 Aralık 2011 Salı

Ruhum Nerede Ben Neredeyim?

Aslında şimdi istediğin yerde, istediğin kişiyle/kişilerle olsan. Nasıl iyi olurdu değil mi? Aklına ilk olarak ne geldi?

Ailenle güzel bir mangal keyfi...
Arkadaşlarınla bir bar'da disko'da sabaha kadar süren bir parti...
Yada yalnız başına geçireceğin küçük bir tatil...



Ben isterdim ki; bir ırmak kenarında küçük bir kulübede bir hafta temiz hava ve doğal yaşam! Böcekleri sevmem aslında, toz toprakta bana göre değildir. Hele yalnızlık hiç bana uygun bir şey değildir. Ama her şeyi denemek lazım. Uzun süre TV'den uzak durmalı, takip ettiğin dizilerden,filmlerden mahrum kalmalı bir süre. Bazen bilgisayarını kapatmalı internetten kopmalı. Arkadaşlarını takibi bırakmalı sanal hayata veda etmeli... Cep telefonunu kapatmalı, kontör almamalı, TL yüklememeli... Kimseye haber verme zorunluluğun yok zaten. Aramak isteyen arasın, elbet bir şekilde ulaşır. Yerini yurdunu bilirler. Değişiklik iyidir, zarar vermediği sürece...

Bunları yazarken malzeme bilgisi dersindeydim.Bir yandan dinliyordum, bir yandan bunları yazıyordum. Bu derste bu tarz bir konuyu yazmamı bence kimse yadırgamaz. Herkesin böyle düşündüğü anlar vardır. Çünkü bu derste herkes sıkılır. Ben sıkılmayan bir kişiyle daha tanışmadım. Herkes zoraki gelir. Zoraki not tutar. Geçmek için nokta virgül ne varsa ezberlenir.

Şu an burada olmamalıydım. Ruhum burada değil. Sadece fiziksel olarak buradayım. Ulaşılması güç şeyler geliyor aklıma. Hayal gücü geniş bir dünya. Buradan daha hiperaktif. Çizgi film dünyası gibi. Çizgi filmi kim çizerse onun hayal dünyası gerçekleşir. Neyse ben fazla oyalandım.


Bazen insanı bulunduğu ortam tatmin etmez, başka diyarlarda, başka alemlerde olmak ister. Benimde aklıma geldi ve yazmak istedim sadece.

Şimdi son kez gözlerini kapat ve derin bir nefes al...
En sevdiğin insanı ve mekanı aklından geçir...
Gerisi sana kalmış...

15 Kasım 2011 Salı

VİZE!

vizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVizevizeVİZEvizeVizeVİZEviZEVizevİZEVİZEvizeVize

KORKU DOLU DAKİKALAR!

23 Ekim 2011 Pazar

ADELE - Someone Like You



I heard that you're settled down,
That you found a girl and you're married now,
I heard that your dreams came true,
Guess she gave you things I didn't give to you,
Old friend, why are you so shy?
Ain't like you to hold back or hide from the light,

I hate to turn up out of the blue uninvited,
But I couldn't stay away, I couldn't fight it,
I had hoped you'd see my face,
And that you'd be reminded that for me it isn't over,

Never mind, I'll find someone like you,
I wish nothing but the best for you, too,
Don't forget me, I beg,
I remember you said,
"Sometimes it lasts in love,
But sometimes it hurts instead,"
Sometimes it lasts in love,
But sometimes it hurts instead, yeah,

You know how the time flies,
Only yesterday was the time of our lives,
We were born and raised in a summer haze,
Bound by the surprise of our glory days,

I hate to turn up out of the blue uninvited,
But I couldn't stay away, I couldn't fight it,
I had hoped you'd see my face,
And that you'd be reminded that for me it isn't over,

Never mind, I'll find someone like you,
I wish nothing but the best for you, too,
Don't forget me, I beg,
I remember you said,
"Sometimes it lasts in love,
But sometimes it hurts instead,"

Nothing compares,
No worries or cares,
Regrets and mistakes, they're memories made,
Who would have known how bittersweet this would taste?

Nevermind, I'll find someone like you,
I wish nothing but the best for you,
Don't forget me, I beg,
I remember you said,
"Sometimes it lasts in love,
But sometimes it hurts instead,"

Nevermind, I'll find someone like you,
I wish nothing but the best for you, too,
Don't forget me, I beg,
I remember you said,
"Sometimes it lasts in love,
But sometimes it hurts instead,"
Sometimes it lasts in love,
But sometimes it hurts instead

22 Ekim 2011 Cumartesi

Hosgeldin 25!


uyuyamayacaksın
ben geleceğim aklına
yataktayken
duvara döneceksin
belkide yastığa sarılacaksın
ama bu gece uyuyamayacaksın
duvarın soğuğu vuracak yüzüne
yorganı çekeceksin yüzüne kadar
ayakların dışarıda kalacak bu sefer
karnına çekeceksin ayaklarını
belki bir iki damla gözyaşı gelecek gözünden
gözlerini kapatacaksın sımsıkı
yavaş yavaş ısınacaksın
sonra beni hissedeceksin
rüyana gelmiş olacağım
yanağına bir buse konduracağım
hızlıca uzaklaşacağım oradan
daha fazlası rüyalarda olmaz diye
bu kadarı seni mutlu edecek
sırıtacaksın uyurken
sonra uyanacaksın
aynaya bakacaksın
artık 24 yaşında olmayacak o yüz
yüzünü yıkayacaksın
tekrar bakacaksın aynaya
alışabileceğini düşüneceksin
alışacaksın da
hoşgeldin 25 !

18 Ekim 2011 Salı

İsteğe Bak Be!


Kavga edelim istiyorum dışarda bağıralım 
çağıralım, sana tokatlar atıyım ama sen bana 
vurmaya kıyma kıyama elin kalkmasın 
bana.Sonra tam ben arkamı dönüp gidecek 
ken kolumdan sıkıca tutup çek kendine öp beni 
sarıl bana "Sen benimsin nereye gidiyosun sen 
aptal" de susayım özür dilercesine bakıyım 
sana ama sen beni çoktan affetmiş ol . Öyle bir
aşkımız olsun ki kavga ederken bile insanlar 
kıskansın bizi öyle sevelim ki birbirimizi herkes 
aşkın anlamını bizde bulsun. hani derler ya bi 
mesajınla havalara uçur beni atmadığında 
dayanamayayım triplere giriyim ama ne olursa 
olsun hiç bir tartışma kavgada asla bitti 
denilmesin hadi yazdık sinirle oldu diyelim 
özür dileyelim ama sakın başkasının olma..

13 Ekim 2011 Perşembe

Sen Degilsin

Abartıyorum
Yeri geldiği zaman değil
İstediğim zaman
Gülüyorum
Kahkaha atıyorum
Komik olan sen değilsin
Her zaman bu böyle
Cebimde beş kuruş yok
Yüzümde tebessüm
Elimde sıcak bir el
Yok.....

Ağlıyorum
Yerine göre değil
Acıdığı zaman kalbim
Yazıyorum
Kişiler önemli değil
Özel olan sen değilsin
Her zaman bu böyle
Cebimde beş kuruş yok
Yüzümde tebessüm
Elimde sıcak bir el
Yok.....

Anlamıyorsun
İşine geldiği zaman
Açık konuşsam
Ne fark eder?
Kalbim hep kırık
Hayallerim desen 
Birazcık gülümsesen
Ne fark eder?


9 Ekim 2011 Pazar

Hayattan Bir Parça

.. Aradı. Hiç bir şey olmamış gibi buluştuk. Sanki canımı yakmamış, sanki silüeti hiç dövmemiş gibi gözlerimi, sanki kulaklarımı hiç aşındırmamış gibi sözleri.. buluştuk işte..Daha önce yüzlerce kez beraber gittiğimiz bara gitmiş, gene aynı masaya oturmuştuk işte. İki bira söyledi. Sessizce içtik.
Birileri bizim yerimize konuşuyor,gülüyordu. Biz değildik.
Geçmişimiz dolanıyordu masanın etrafında.Geçmişimizi izliyorduk,onlardı el ele tutuşan.
Onlardı fıstık kavgası yapan,onlardı birbirine gülen..Havada uçuşan ölü sevgiyi görebiliyordum.Onlardı buna sahip olan.Biz değildik..Artık değildik..
Biralarımız yarılanmıştı,o hep hızlı içerdi zaten.Yavaş içen bendim.Ölü ilişkimizi yavaş yaşayan da bendim zaten.Bana hızlı içmemi söylerdi.Öğrenmiştim.İlişkiyi hızlı tüketen de bendim ama.Kendi öğretisi yüzünden olmuştu tüm bunlar.Gözümün önünden,ayrılığımız sonrası tuttuğu eller geçiyordu,arkadaşlarımın elleri..
Tutamadığı sözleri tutuyordum omuzlarından. Bana bağırışlarını hatırladım, gözlerimi acıtan bakışlarını.. komik, yalnızca önüne bakabiliyordu şimdi..
Konuşmaya başladı sonra,havadan sudan işte. Sevgilisinden bahsetti. Müzikten konuştuk, biraz edebiyat, güncel konular.. Ben susuyordum. Konuşursam içimdeki ölünün dirileceğinden korkuyordum..
Biralarımız bitti.
Bana,
" Sen nasılsın, neler yapıyorsun? " dedi.
Gülümsedim.. Neler yapmamıştım ki her şeyi düzeltmek için.. Hiç bir şey eskisi gibi değildi ki..
" Zamanımın çoğunu senden nefret ederek geçiriyorum.. " dedim.
Zaman dondu sonra. Boş bira bardakları dondu, insanların gülüşmeleri dondu, geçmişimiz ağlamaya başladı parçalanarak,müzik sustu,onunsa yüz ifadesi silindi..dondu..
" Neden geldin öyleyse buraya? Neden telefonuma cevap verdin? " dedi.
Haklıydı,ne diyebilirdim ki.Diyebileceğim tüm sözleri,anlatabileceğim tüm hikayeleri unuttum. Bugün dürüst olacaktım çünkü. Onun beceremeyeceği tek şeyi yapacaktım..
Gene gülümsedim.Takındığım yeni maskenin en önemli özelliğiydi gülümsemek. - Hiç bir şey olmamış gibi davran - hissetme ve yalnızca gülümse -

" Her katil cinayet mahaline geri dönmek ister, yalnızca maktülünü gör istedim.. O kadar.. "

Sonra. Sonrası aynı işte.. Uyandım rüyamdan. Tamamlayamadığım rüyamdan. Biraz ağladım,sonra geçti. Taktım maskemi,gülümsedim ve çocukluğumun çimlerine koştum..

4 Ekim 2011 Salı

Mutluluk!

Mutlu olabilmek için belkide elimizden geleni yaptık
Mutluluktu kovalamamızı isteyen kendisini
Biz abarttık seninle bu işi
Mutluluğu pes edene kadar kovaladık
Yakaladık ve dövdük...
Biz çok fazla ileri gitmiştik
Artık mutluyuz biz demiştik
Birbirimizin yanındaydık ne de olsa...
Bir süre sonra birbirimize aşık olduğumuzu düşünmüştük
Aşk bence uğramamıştı bile yanımıza
Yağmamıştı aşk zerreleri üzerimize
Biz hep mutlu olduğumuzu düşünmüştük
Halbuki ne kadar çok kavga ederdik
Sonra unuturduk...
Hayal gücümüz genişlemişti
Hep mükemmel giden bir şey vardı ortada
Uzanırdık uçsuz bucaksız görünen çayırlara
Bilmezdik bir uçurum son verir yeşilliğe
Öğrendim o uçurumun yerini
Yeşilliğin bittiği yeri
İttirdim mutluluğu...
Artık bir saplantı olmuştu bende o
Mutlu olduğumu sanıyordum onun yanında
Aşıktı sözde bana...
Ne aşktı ama...
Mutluluğu dövmüştük birlikte
Kaç sevgili yapmıştı ki bunu acaba?
Yoksa biz tek miydik bu dünyada?
Hayal gücüm genişledi
Belkide yeni bir maceraya yelken açtım
Bir liman ararken
Bu aralar fırtınada savruldum
Canım acısada tek avuntum var
MUTLUYDUK!

2 Ekim 2011 Pazar

Bir AŞK Hikayesi

 Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil. Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!", Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş. Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim." Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var." Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş: "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir“demiş.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Saçma

Bir dokunuştu belki insanları birbirine bağlayan. Belki bir ses, bir söz...
Konuştukça mı çoğalır insan ?
Sustukça mı büyür?
Gezerek mi fark eder çevresinde olup biteni?
Duydukça mı anlar ?
Okudukça mı aklında yer eder?
Sevdikçe mi mutlu olur?
Yoksa sevilirken mi daha mutludur?
Aşık olunca mı tadar zevki?
Bildikçe mi anlaşılır olur?
Anlattıkça mı bilmiş olur?
Ya yemek yerken ağzını şapırdatırsa?
Saçma olur
Soğursun belki
Belki daha çok bağlar bu seni ona
Seversin onun bu saf hallerini
Belki saf olduğunu düşünürsün
Belkide zannettiğin kadar saf değildir
Ayılığından yapıyordur bütün olanları
Sana dokunması bile yalandır belki
Sevdiğini söylemesi
Sadece seni üzmemek içindir
Anlasana bir tek sen kalsan
Anca gönlüme o zaman taht kurarsın
Nereden nereye geldi?
Bütün düşünceler değişti

11 Eylül 2011 Pazar

Ben Her Eylül Aşık Olurum

Ben her eylül aşık olurum.
Uzun zamandır bu böyle.
Değiş dedim kendime
Beceremedim
Ben sonbahar aşkını severim
Doğa kaybeder gücünü
Benim aşkım büyür
Dallanır budaklanır sevdam
Yaz gelir sanki çöle vurur aşkım
Biter . . .

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Yepyeni bir gün!

Yepyeni bir hayat

Yepyeni bir gün

Yepyeni bir sabah

Güneş, rüzgar, bulutlar...

Güzel bir balkon sefası...

Kulaklıkta bangır bangır çalan  müzik. Ne çaldığını söylemeyeceğim. Sabahtan beri ritmi yüksek şarkılar dinliyorum. Bazen böyle oluyor bana. Sabah kalktığım anda (nedendir bilinmez) bir mutluluk sarıyor çevremi. Kalktığım anda açıyorum hareketli şarkıları. Bir yandan söyler gibi yapıp bir yandan da yapmam gereken şeyleri yapıyorum. www.fizy.com sağ olsun istediğim müziği istediğim an çalabiliyorum. Bilgisayarımda olmamasına rağmen. Sen olmasaydın ne yapardık biz :P

Bugün plan yapmıştık biraz deniz havası almak için Kandıra'ya gidecektik arkadaşlarla. Olmadı gidemedik. Onun yerine ne yaparız bilmiyorum. Saat 12buçuk şu anda. Biraz daha evde kalırım herhalde. Sonrasında ver elini İzmit. Bazen soruyorlar "İzmit'te ne buluyorsun böyle sürekli oraya gidiyorsun?" diye. Bilmem ki seviyorum orayı. Orada olmak hoşuma gidiyor. İzmit'in neresinde olursam olayın orası bana huzur veriyor.

Güzel kokan sardunyalar

Rüzgarda sallanan söğüt

Ve dans eden kuşlar...

Bulduklarım vol.1

Hiç inanmamıştım aşkım, hem de hiçbir zaman inanmamıştım. Beni kendime düşman edip kalbimin bir yarsını söküp alıp gideceğine... Benden başka herkes biliyordu oysa, senin günün birinde beni yarı yolda bırakıp gideceğini. Şu kahrolası dünyada bir ben vardım zaten sana inanan, güvenen, seven ve her zaman her şartta destek olan. Ama sen sana inanmayanları haklı çıkardın ve beni terk ettin.

Seninle birlikte kurduğum dünyayı yerle bir edip gitmene ne sebep oldu bilmiyorum. Ben yalnızca sana aşık değildim sen benim en iyi dostumdun. Neler yapacaksam danışırdık birbirimize, hayatımızı paylaşırdık. Ağlamaktan korkmazdım. Biliyordum ki ağladığımda sen yanımda olup göz yaşlarımı silerdin. Artık ağlamıyorum bile. Seninle ilgili her hatıra acıtıyor yüreğimi.

Seninle birlikte hayallerimi de kaybettim ben.Tek katlı bahçeli ve bahçesinde köpekleri olan bir evim olmayacak artık. Seni aramıyorum diye, bu kez peşinden gelmedim diye unuttuğumu zannetme. Her zamankinden daha çok seviyorum seni. Şu an şu saniye uğrunda ölebilecek kadar çok seviyorum. Öfkem de aşkımda dinmek bilmiyor.

Senden sonra ben nasıl yaşarım bilmiyorum, ama senin hep mutlu olmanı isterim. Birlikte geçirdiğimiz yıllar içinde seninle yaşadığım her an özeldi, her anı doyasıya yaşadım. Beni çok mutlu ettin. Zaman içinde kızgınlığım geçince seni hep o güzel günlerimizdeki hatıralarla anacağım. Yıllar sonra ben eğer aklına gelirsem bil ki pencerenin önünde en sevdiğin şarkıyı mırıldanıyorumdur yıldızlara “Dün akşam yine benim yollarıma bakmışsın...”

16 Ağustos 2011 Salı

Üzgünüm


Kemal DOĞULU - Üzgünüm


Üzgünüm ama cevap veremem duygularına
Sen sevdigini sanıyorsun
Küskünüm al kalbini
Senin istedigin bende yok ki
Vaktimi boşuna harcıyorsun

Derman degilim inadina
Gönül yarana, yalvarma
Lütfen beni bundan sonra
Bir daha arama
Derman degilim inadina
Senin yarana, yalvarma
Lütfen beni bundan sonra
Bir daha arama

Ben bir kez sevenlerdenim
Ölümsüz bir ask ariyorum
Aradigin adam ben degilim
Hiç sanmiyorum 

7 Ağustos 2011 Pazar

Güle Güle

Göksel- Güle güle sana


Daha önce sadece kıyıdan izlediğim o uçsuz bucaksız denizi keşfe çıkıyorum. Bu limandan demiri alma vakti geldi. Yeni bir liman bulunmalı. Daha güzel, daha ferah, daha rahat. Kızlarının güzel olduğu bir liman olsa daha makbul olur aslında. Bir maceraydın işte geldi geçti. Demirlenmiştim oysa ki sana. Görmüyordu gözlerim. Belkide görmeme izin vermiyordun. Meğer ne kadar da körmüşüm. Ne kadar bedbaht bir yermiş o liman.

Gidiyorum. Belki isteksizce bir gidiş olacak bu. Belki yarın ki yeni sevdalara yelken açacağım. Yeni bir liman bulup seni unutacağım.

31 Temmuz 2011 Pazar

Aldatılmak

     Yoktun yanımda, mutlu olmaya çalışıyordum buralarda sensiz. Uzaktayken yakın etmeye çalışıyordum seni kendime. Mutluydum da...

     Her ne kadar uzun bir süredir görmesem de seni senden uzaklarda mutluydum ben. Ta ki beni aldattığını duyana kadar. Şokta kalmaktan üzülmeye vakit bulamadım. Kalbim acıyor. Gerçek kalbim acıyor. Canımı yaktın. Duyduğum andan itibaren herkese agresif davranmaya başladım. Üzülecek miyim? Neye üzülmeliyim? KENDİME!?  Evet kendime üzülmeliyim tabi ki de.

     Ben bu kadar severken, başımın tacı ederken, onda umursamaz tavırların doruk noktası var.

     Yeni kararlar alır ya insan. Bende yeni bir karar aldım. Senin gibi davranacağım. Senin taklidini yapacağım. Gerçi umursamazlığım arkadaşlarım tarafından çok söylenir. Ama gel gelelim bu umursamamazlığı sana yapamıyorum. Yapamıyorum işte elimde değil.

     Ben sana ne var ne yok en ince detayına kadar anlatıyorum. Sense benim yokluğumdan faydalanıp beni aldattın. Çok güzel! Süper bir hayat! Tam istenilen gibi... Hiç kimseden farkın yokmuş meğer senin. Farklı sanmıştım, aşıksın sanmıştım, seviyorsun sanmıştım. Aptallığım bir kes daha kanıtlandı işte. Her zaman ki gibi yanılmışım...

Kim bilir daha başka neler yaptın?
Kaç kişinin kollarına girdin.
Benden uzakta olmak, senin için başka kollar demek mi? 

     Aslında şu an üzülmem gereken tek konu ne biliyor musun? Sana gereğinden fazla değer vermem. Fazla üstüne düşmüşüm. Fazla şımartmışım.

     Suskunluğum değişim zamanı olduğunu söyler. Eğer kalbin acırsa, kendine önem vermeye ve başka insanlarda mutluluğu aramaya başlarsın.

Bakalım gelecek bize ne getirecek??

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Fallanmış Fal!

İlk kahve falı baktığım günden beri ucundan kenarından kıyısından köşesinden bir şeyleri tutturuyorum. Yani aslında gördüğüm şekilleri yorumluyorum kafamda. Gerçeğe dayalı hiç bir şey söylemiyorum. En azından ben öyle biliyorum.

Ama işte ne olduysa ilk falı baktığım günde oldu. O gün fala baktım. Dediğim şeyler gerçekleşti. Benimde o günden beri Türk Kahvesi içilen ortamlarda fal bakmam farz oldu. Aslında içimden gelirse bakıyorum falı. İstemezsem bakmıyorum. Zaten çok kısa anlatıyorum. En fazla yirmi cümle söylüyorum. Ama tutturuyorum.





BİLEN BİLİYOR KARDEŞİM, BAKTIĞIM FALIN BİR KISMI OLUVERİYOR.

24 Temmuz 2011 Pazar

Harry Potter!

Bizim kuşağın en nefes kesen sinema filmidir kuşkusuz. Daha 2001 yılında yeni çıkmıştı ilk filmi. Herkes çok heyecanlıydı. İlk iki filmini sinemada izleme şansını elde edemedim ben. Çünkü aileme göre o tarz filmler izlememeliydim. Hayal gücüm genişlememeliydi belkide...


İlk film: FELSEFE TAŞI



Ne kadarda masum bir afiş var karşımızda. Tam anlamıyla bir çocuk filmi. Güzel olaylar geçiyor filmde. Geçmişe dönüyor insan bir daha izleyince.


İkinci Film: SIRLAR ODASI


Filmlerle ilgili bilgiler vermeyeceğim. Zaten çoğu insan bu film serisini izlemiştir. 


Üçüncü Film: AZKABAN TUTSAĞI


Afişler giderek kararmaya başladı ve film artık çocuk filmi olmaktan çıkış için hazırlık yapıyor.


Dördüncü Film: ATEŞ KADEHİ


Artık büyüdüler, tehlikeler arttı. Film korku sahneleri daha çok olmaya başladı.


Beşinci Film: ZÜMRÜDÜ ANKA YOLDAŞLIĞI


Tehlikeler gittikçe arttı. Savaş artık kaçınılmaz. Kötü şeyler olacak.


Altıncı Kitap: MELEZ PRENS


Son yaklaşıyor. Tehlike daha çok artıyor. Karanlık yükseliyor, bazen umutlar tükeniyor.


Yedinci Film: ÖLÜM YADİGARLARI 1


Film artık +13 oldu. Korku heyecanı arttı. Son kitabı iki film halinde sunmaya karar verdiler. 

Sekizinci Film: ÖLÜM YADIGARLARI 2


Ve artık klasikler arasına girebilecek bir film serisi daha raflarda yerini almıştır. Tozlanabilirsin Harry!

14 Temmuz 2011 Perşembe

Bazen bazı şeylerde

zamansız oldu bazen bazı şeyler
istemsiz oldu bazen bazı şeyler
düşünmeden yapmıştım bazen bazı şeyleri
bencil davranmıştık bazen bazı şeylerde
aklımzdaydıı bazen bazı şeyler
okuyorum bazen bazı şeyleri
hala geliyor eskilerin bazen bazı şeylri
sen oluyorsun bazen bazı şeylerde
belki bazen bazı şeylerde hep biz oluyoruz

bölük pörçük geçti bazen bazı şeyler
iyiydi bazen bazı şeyler
belkide kötüydü bazen bazı şeyler
koskoca 4yıldı bazen bazı şeyler
yırtık günlerimizdi bazen bazı şeyler
birleşememiştik bazen bazı günler 
ama hep kalbimizdeydi bazen bazı kişiler
Hamsisi vardı bazen bazı dillerde 
Zeki Feyo'su vardı bazen bazı yazılılarda
Banu'su vardı bazen bazı telfonlarda
Dicle'si vardı bazen bazı uzunlukta
Azam'ı vardı bazen bazı YAZARLIKta
Ali'si vardı bazen bazı çapkınlıklarda
Ahmet'i vardı bazen bazı yağlamalrda
Hale'si vardı bazen bazı süsüyle
Evin'i vardı bazen bazı fondoteniyle
Bilal'i vardı bazen bazı türküsüyle
Sefa'sı vardı bazen bazı kimyalarda
Gökhan vardı bazen bazı ağır şakalarda
Volkan'ı vardı bazen bazı sago'larıyla
Nilay'ı vardı bazen bazı yemeklerde
Uğur'u vardı...
Betül'ü vardıı...
Şeyma'sı vardı...
Beyza'sı vardı...
Ümmü gülsüm'ü vardı...
sonradan gelen Hande'si vardı...
ve Egemeni vardı bazen bazı şeylerde...
12FEN-A vardı bazen bazı şeylerde
şimdi hepsi geçmişte
kalplerimiz umarım hep birbirmizle....
sevgimizle...

10 Temmuz 2011 Pazar

Dün Eğlendik be!

Fotoğraf çekildik dün. İzmit'in kalabalık caddelerine yakın olan 
küçük bir ara sokaktaki merdivenler bulduk.
Bir sürü fotoğraf çekildik. 




Fotoğrafların çekimi herzaman ki gibi Çağrı Bıkmaz yaptı. 
Güzel fotoğraf çekiyor çocuk.
Bizde Eymen'le birlikte poz verdik.
Tabi Çağrı, Eymen'in fotoğraflarını çekmekten
hoşlandığı için genelde onun fotoğraflarını çekti.




Yorulduk yorulduk.
Evler yüksek gölge yapıyor.
Ama ne fark eder ki sıcak insanı boğuyor.
Dar sokak sauna gibiydi.




Eymen güzel kız da bunun farkında değil :)

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Hastayım

Hastayım hasta!

Hemde nasıl hasta olmak. Günlerdir ateşim düşmedi. Bademcikler balon gibi. Ölebilirim. Allah kimseyi hasta etmesin hastanelere düşürmesin.

Bartın'dan Değirmendere'ye gelmeden bir önceki gün hafiften kendini göstermeye başladı hastalık. Ama ateş falan yoktu. Sadece sağ bademciğim şişikti. Ben beze çıktı falan sanmıştım. Durum böyle değilmiş, benim bademcik şişivermiş.

Şimdi ise penisilin vuruyorlar sabah akşam benim kalçalara. İlk başta bir yanma oluyor ama hastaneden eve gelene kadar bütün acısı geçiyor. Ben penisilini en çok acıtan, ağrı veren ilaç diye duymuştum ama sadece yapılırken bir yanma hissi oluşuyor hepsi bu.

Ben hala çok hastayım.

29 Haziran 2011 Çarşamba

Yarım Bardak Kalmış

Yarın kalmış şeyler vardır insanın hayatında. Başlarsın .... Belki sonrasında yorulursun, belki sıkılırsın, belki ağır gelir yükün. Bırakıverirsin birden. Atarsın bütün yükü sırtından. yorgunluktan ölmüşsündür. Sıkıntıdan patlamışsındır. 


Ama aslında bırakmaman lazım. Bırakmamalısın başladığın işi. Tam olmalısın her zaman. Neyi yarım bıraktıysan tamamlamalısın. Er yada geç... Neyi yarım bıraktım diye düşünüyorum. Aslında benim de yarım bıraktığım bir çok şey var. Sarhoşluğu tatmadım mesela... İçmeyi hep yarım bıraktım. Sarhoş olmamak için. Taklit yaptım bazen sarhoş olmuş gibi. Genelde de öyle yaparım zaten. Gecesini hatırlamadım bir sabahım olmadı benim.


Sigaram... Çoğu kez onuda yarım bırakmışımdır. Küllükte kendi kendine yanmıştır. Canım çekmemiştir. Neden içiyorum hala ben onu. Bir sebep yok açıkçası. Gerçi kime sorsanız hep aynı cevabı alırsınız. Boş olduğum her an elimde bir şey olsun olayındayım. Boşluktan içiyorum ben onu galiba. O an ki boşluğumu doldursun diye.


Ya İngilicze? Hepimiz şunda hemfikiriz. 4.sınıftan beri İngilizce dersi görüyoruz. aşağı yukarı 10yıldır İngilizce eğitimi verildi bana. Ne kadar biliyorum? "Çat pat" derler ya işte o kadar biliyorum. 10yıllık bir eğitimle insanlar neler neler yapar. Tamam belki okullarda verilen eğitimlerde tam değil ama genede öğrenirsin yani insaf. Yani sanki ilköğretimde İngilizce eğitimini tam veriyorlar bide liseye geçince, eğer anadolu lisesindeysen ikinci bir yabancı dil dersi veriyorlar. Al bide buradan yak. Bir yarım bardak daha... Sanki İngilizceyi çok iyi öğrettin yada öğrettiğini düşünüyorsun. Bir de ikinci bir dil olarak Almanca, Fransızca öğretiyorsun okullarda... Yarım kalmasa keşke tamamlansa. Ne demişler "bir dil bilen bir insan, iki dil bilen iki insan". 


Arkadaşlıklar? Dostluklar? Evet bazılarını yarım bıraktım. Gitmeleri gerekti, gittiler. Kimisi isteksizce gitti. Kimisiyle kavga ettik. Kimisiyle bir anda hatlar kopmuştur. Arayamamışızdır birbirimizi ve sadece bir sekmeye uğramıştır arkadaşlığımız. Çok iyi arkadaşlıklarım oldu bu zaman kadar. Çok iyi vakit geçirdiğim insanlar oldu. Her günümüzün birlikte geçtiği insanlar oldu. Ama bir şekilde bitiyor işte. Herşeyin bir sonu var.


Hayat bile bir yerde bitiyor. Belkide bir sürü yarım kalmışlıklarla bitiveriyor. Ne belli yarın ölmeyeceğimiz. Yarım kalmışlıklarla beraber göçüp gitmek... Tamamlamaktan korktuğumuz şeyler olabilir. 


Belki bir aşkınız vardı. Zorunluluktan ayrıldınız. Farklı şehirler girdi aranıza. Her ne kadar "uzaklık sorun değil" deseler bile... Uzak olduğunuz zaman ona karşı sorumluluğunuzun bittiğini düşünebilirsiniz. Ama öyle değil işte. Kalp bu! Eğer tekrar geri döneceğinizi biliyorsanız sımsıkı tutunun aşkınıza... Ama temelli ayrılmışsanız o şehirden bence bitirmek en mantıklısı. 


Bende de oldu. Şehirler ayırdı bizi de. Bir süre tutunmaya çalıştık. Demişlerdi ya "uzaklık bir aşk için engel değil" diye. O lafa sarıldık, sımsıkı tuttuk birbirimizi. Ama çok canımız yandı. Olmuyormuş... Küçük bir seyahat olsaydı bir sorun kalmazdı belkide. Seyahatin uzunluğu önemli değil, isterse 1-2 yıl olsun geri geleceğini bilmek bağlar insanı. Askerdeyken bekliyorlar mesela... Zor olmasa gerek.


Daha başka neler vardır kimbilir. Sizin hangi konuda yarımlarınız var? Hayatınızın hangi bardağını yarım doldurarak içtiniz ya da hangi bardağınız hala yarım? Neler vardır insanın içinde, yarım kalmışlıklarla bir bütün mü yapmaya çalışıyoruz? Ne kadar TAM'ız? Ne kadar tam gözüküyoruz. Artık bardakları doldurmak size kalmış. Ne kadar dolu olursanız o kadar iyidir. 

7 Haziran 2011 Salı

Ailem!

O benim bitanem. Hayatımın kadını.

Annem çok süslü bir kadındır. Laf aramızda yaşı baya var. Ama benle birlikte yan yana gezsek ablam falan zannederler. O derece genç gösteriyor. Kokoşlardan.

Genç kalmaya özen gösteriyor. Hergün sabah yürüyüşü yetmezmiş gibi bide akşam yürüyüşü yapar. Bunlarda yetmezmiş gibi bir de şimdi spora yazıldı. Fitness'a gidiyor. Ruhu zaten genç. Bedeni bu hummalı çalışmaları kaldırabiliyor.

Çılgın. Evet evet benim annem çılgın bir anne. Yani iyiki o benim annem.

Ortaokul ve lise dönemimde çok fazla sıkardı beni. Çok baskı uygulardı. Onun yüzünden zaten böyle oldum ya :) Onun sayesinden çalışkan sıfatını almıştım. Çok dürterdi beni. Okul arkadaşlarım bile bilirlerdi annemin bir dikta olduğunu. Kısmen bir diktatördü zaten, evde terör estiren kişiydi o. Şimdi kardeşime lafını geçiremiyor tabi o başka.

Aslında çok şey yazmak istiyorum. Annem annem annem...

Babam hep "anana çok benziyorsun, düşünceleriniz bile aynı sizin" der. Tabi aynı olacak anam o benim. Babamda kızını kendine benzetti. Ama kimse bu duruma birşey diyor mu? Hayır.

Annemle arada bir kavga ederiz. Genelde annem ufak tripler atar bana. Ama ben annemi bu triplerden çıkarma yollarını biliyorum. Annedir zaten fazla dayanamaz yüreği. İki güzel söz, üç beş iltifat yetiyor. Sonrasında hemen düzeliveriyor aramız.

Eylül??

Bu Eylül'de benim küçük kardeşim. Her ne kadar büyümüş olsa da o hala evimizin en küçük üyesi. Ayıptır söylemesi beni çok sever. Bende onu çok çok çok seviyorum. Ama bunu ona belli edince tepeme çıktığı için fazla belli etmemeye çalışıyorum. Hatta onu sinirlendirip kızdırmak hoşuma gidiyor. Bizzat zevk alıyorum onunla uğraşmaktan.

Beşiktaş manyağı tamamen. Tamamen erkek gibi... Futbolu o kadar çok seviyor ki okul takımına girse şaşırmayacağım.  Ben de tam aksine hiç sevmem futbolu. Hemde hiç...

Babama aşık. Evet babama aşık. Yani ben öyle görüyorum. Hep babasıyla olsun, gezsinler, tozsunlar, alışveriş yapsınlar, maç izlesinler, Egemen'i takip etsinler. Bunlar en büyük zevkleri. Bir araya gelince yapmaktan en keyif aldığı şeyler...

Babam...

Babamı yazmayı sona bıraktım. Eylül'ü en sona yazsaydım mırın kırın ederdi. Ama babam o kadarda aldırış etmez. Çok rahat bir adamdır kendisi. Çocuklarına tapar.

Ben annemle tartışıp kavga ettiğim kadar babamla tartışmamışımdır. Çünkü babama hiç bir zaman gerek kalmaz bu konuda :) bütün kavgayı, tartışmayı annemle yapar ve bitiririz.

Babamın tek isteği (aslında bunu her baba ister) çocuklarının bir baltaya sap olmasıdır.

En büyük zevki ise annemle birlikte çarşı pazar gezmektir. Alışverişini de yapar. Çünkü anneme dayanamaz. Annem bir mağazada bir şey beğensin "şunu alacağım" desin. Babam istemese bile parasını verir. Eğer vermezse, annem bir sonraki gün tek başına o mağazaya gider zaten beğendiğini alır ve çıkar. Babamın ruhu bile duymaz. Kim bilir kaç kere böyle yaptı annem.

Benden bu kadar :)

5 Haziran 2011 Pazar

Kız Babası



Babalar aslında en çok kızlarını severler
Ama inanmaz kimse buna
“Yalan” derler“imkansız” derler.
Her nedense kimse çıkıp da “neden?” demez.
...Nedendir bilir misiniz?
Çünkü kız babası olmak,
Farklıdır, özeldir bambaşka bir duygusallık verir babalara
Hayatında hiç ağlamayan babalar bile kızlarını ellerine aldıklarında
Tutamazlar göz yaşlarını…
Ama bir taraftan da zordur kız babası olmak.
Bir kız iki evlat demektir.
İki canı birden sırtına yüklenmek demektir.
Çünkü biri iki yapan da kadındır, ikiyi üç yapan da…

Bunu bildiklerinden babalar,
Onların üzerlerine daha da titrerler.
Onlara her baktıklarında annelerini,
Bazen kırdıkları ama her şeye rağmen onları yetiştiren
Annelerini anımsarlar…


Ama bir yandan da koruma iç güdülerine yenilirler
Kızlarına hiçbir şey olmasın
Onlar hiç üzülmesin,
Gözlerinden bir damla yaş gelmesin isterler
O bir damla yaş için koca dünyayı yıkacak olurlar…


Ama bu sevgilerini,
bu bağlılıklarını,
Asla gösteremezler, utanırlar.
Çünkü baba demek; güçlü, çatık kaşlı olmak olarak öğretilmiştir
Onlara…

Gülümsemek isterler o güzel kızlarına gülümsemek…
Ama rolünün dışına çıktıklarını düşünüp
Dönerler eski çatık kaşlı, gergin suratlarına…
Bazen ağlamak isterler
Ama “Erkekler ağlamaz” denmiştir onlara
Yapamazlar bu yüzden saklarlar gözyaşlarını…

İşte böylece her şeyi içlerine atarlar
Kız babaları
Yansıtmazlar asla duygularını…

Ama dayanamazlar gece yarılarına
Ve giderler o güzel kızlarının tatlı şirin odalarına
Uzun uzun bakarlar yüzlerine
Ve bir kez daha hayran olurlar
O muhteşem güzelliklerine
Gündüzleri dokunamadıkları gözlerine, ellerine
Hiç bırakmayacakmış gibi dokunurlar
İçlerindeki duygunun gözyaşlarını boşaltırlar
Ve yavaşça güzel kızlarını öpüp
“İyi geceler” derler
Derinden derinden…

Eğer siz de bir sabah uyandığınızda yanağınızda
Bir damla gözyaşı hissederseniz
Bilin ki babanız o gece de sizi izlemiş
Ve en sonun da “iyi geceler” deyip gitmiştir…

Yazan: SEZER KARAKUŞ