20 Nisan 2013 Cumartesi

Leopar Desenli Saten Gecelik

Gece kulübüne gidiyordu arkadaşlarıyla o gece. Sevgilisi de yanındaydı. Hayatında ilk defa böyle bir deneyim yaşayacaktı. Aslında ne yaşayacağını da tam olarak bilmiyordu. Heyecanlıydı, hemde çok fazla...

Eğlenecekleri yere doğru ilerlerken bir kadın gördüler, gözlerinin önünden ışık hızıyla geçti gitti resmen. Kadın belli ki bir şeyden yada şeylerden kaçıyordu... Aniden arabasına bindi ve hızlıca oradan uzaklaştı. Kadının bir anda evden çıktığı, çok önemli ve acil bir olayın olduğunu üzerindeki kıyafetlerden anlamıştılar aslında. Çünkü kadının üzerinde sadece leopar desenli saten kumaştan bir gecelik vardı. Bir elinde hırkası, bir elinde anahtar ve topuklu ayakkabıları... Bu kadar acil bir şekilde evden çıkan kadının topuklu ayakkabı giymesine şaşırmışlardı hepsi. Ya gerçekten mühim birinden kaçıyordu. Yada gece gece işe çıkmıştı. Başka bir şey gelmemişti akıllarına çünkü.

Kadın tamamen uzaklaşıp gözden kaybolduktan sonra yürümeye devam ettiler. Gidecekleri yere hala varamamışlardı. Meğer ne kadar da uzaktaymış bu gidecekleri yer. Yürüdüler yürüdüler, dar sokaklardan geçtiler, ince merdivenlerden çıktılar, dik yokuşlardan çıktılar... Girdiler eğlendiler gece saat 01:00'den sabah saat 05:00'e kadar bütün kurtlarını döktüler. Hayatında hiç bu kadar dans etmemişti. Dökülecek kurtları kalmamıştı artık oynamaktan. Çok yorulmuştu. Zaten yorulmak için gelmemiş miydi oraya?

Gece kulübünden çıktılar, artık bacaklarında dans edecek güç kalmamıştı. Eve giderken de bir çok sefer oturup dinlendiler. Bir araba yanaştı yanlarına son dinlendikleri sırada. Baktı içine, zaten içerisi gözüksün diye arabanın iç ışığı yanıyordu. Bilinçli bir hareketti bu yani. İçine baktıklarında şaşırdılar zaten. O kadın vardı arabada. Kadın kafasını dışarı doğru uzatmış arkasından gelen arabaya bakıyordu. İç çamaşırının olmadığını o zaman farketti. Leopar desenli saten geceliği olması gereken yerin üzerinde duruyordu. Yan koltuktaki şeylerse cabası. Kadının ne olduğunu böylelikle anlamış oldular. Bir daha da yolda dinlenmek için mola vermediler. Kim bilir başka neler neler çıkardı karşılarına. Bu kadar eğlence bence onlara bir geceliğine yeterdi ve artardı bile...

19 Nisan 2013 Cuma

Kadıköy'de Bir Gece

Eğlenmeye gidiyordu arkadaşlarıyla birlikte o gece. Kendinden yaşlarca büyük bir sevgilisi vardı. Yakın bir zamanda ayrılmıştı ama hala daha kalbi onunlaydı. Onunla birlikte gezdiği sokaklarda, şimdi arkadaşlarıyla birlikte eğleniyordu. Bu onu ne kadar mutlu edebilirdi? Bunun cevabını bir tek o bilebilirdi.

Bütün gece onu aradı gözleri aslında. Arkadaşlarıyla konuşurken bile "acaba o buranın önünden geçer mi? Geçerse ne tepki veririm?" gibi sorularla boğuşuyordu. Gecenin ilk yarısını onu düşünmekle geçirmişti. Asıl olan zaten ikinci yarısında olmuştu. Bulundukları eğlence yerinden kalıp başka bir yere geçme kararı almışlardı. Tekrardan "o" aklına gelmişti. Acaba nerelerdeydi? Her geçtiği kafenin önündeki masalarına ve görünen iç kısmına bakıyordu. İstediği şey olmuştu aslında...

İçerde tek başına otururken gördü onu. Saniseler içerisinde aklından milyonlarca soru geçti. "Ne konuşmalıyım? Konuşmalı mıyım? Gitsem yanına ne tepki verir? Gerçekten bitmiş miydi aşkımız?"... Ve daha bir sürü soru vardı aklında... Ama o bi anda deli cesaretiyle gitti onun yanına. Açtı barın kapısını hızlıca. Etraftakiler ona baktı "höst" dercesine... O kimseye aldırış edecek bir durumda değildi zaten. O yüzden direk onun yanına oturdu. Kısa, öz ve mesafeli bir konuşma geçti aralarında... Bunun sonucunda ağlayarak çıktı bardan dışarıya. Çünkü hala aşkı için savaşmak istiyordu. Bitmesin istiyordu.

Dışarı çıktı ve arkadaşlarından biraz uzaklaştı. İlerleyen saatlerde onların yanına geleceğini söyledi ve her zamanın onunla gittiği sahildeki ağacın dibine gitti. Ağacın dibinde saatlerce ağladı. Sonunda üzüleceği kadar üzüldüğünü düşündü. Ama yeterince üzülmemişti. Üzülmekten çok, çok fazla acı çekmişti... Çektiği acılar artık onu üzmüyordu. Yaşantısının bir parçası olmuştu. Bunun farkına varması uzun sürmüştü aslında...

Neler yapacağına karar vermek için, birazcıkta kafasının dağılması için tekrar arkadaşlarının yanına döndü. Sadece onunla bir hayatının olmayacağını anlamıştı. Aslında çevresinde ona değer veren ona güvenen bir çok dostu ve arkadaşı vardı. Artık onlar için savaşacaktı. Onları kaybetmemek için arkadaşlarını daha çok sevecekti...

17 Nisan 2013 Çarşamba

Kalbim Oldu Paramparça

Bi başka aşktı bu. hiç bir cinsel güdü olmadan oluşmuş saf bir aşk. Kalplerimiz konuşurdu bizim. Sözlerimiz yetmezdi konuşmaya çünkü. Duygularımızı anlatabileceğimiz kelimeler bulmak çok zordu. Bulduğumuz kelimelerin duygularımıza olan tercümanlığı yetersiz kalırdı. Dediğim gibi saf aşktı bizimkisi. Bence gerçek olan aşkta buydu. Kırıldı kalbim yine her zaman olduğu gibi. Hüsranla sonuçlandı.

Benim beslediğim aşktı, ya onunkisi? 

Ben ilk defa bu tarz bi aşk yaşamıştım. Kısa vadeli olsada... 

İsyan ederim artık bu hayata
Elimden aldığı bu aşkla
Kalbim oldu paramparça

Parçalandıkça parçalandı artık kalbim. Yenilenmesi çok uzun sürecek gibi görünüyor. Karşılıklı her şekilde birbirimizi mutlu edebileceğim biri ne zaman benim karşıma çıkacak? Çok mu erken acaba bunun için? Ne zaman tuttuğum dal kırılmayacak?

16 Nisan 2013 Salı

Aşk - Libido

Gizli kaçamak yaptığın bir şey gün yüzüne çıktı mı hiç? Ne kadar gizlersen o kadar yüzeye çıkmaya çalışır sırlar. O yüzden orta yolu bulmak lazım bazı şeyler için.

Küçücük bir çocuktu o aslında. saf ve temiz bir kalbi vardı. Kötülük düşünemeyecek kadar iyi niyetliydi. Ergenlikle birlikte şeytanda ona yanaşmaya başlamıştı. İçindeki iyilik yavaş yavaş yok olmakta, yerini kötü düşünceler sinsilikler almaktaydı. Daha yeni yeni şeytan ona arkadaşlık ediyordu. 

Bir sevgilisi varmış meğersem bizimkinin. Bir gün yolda tesadüfen gördüm onları el ele. Öncesinde şaşırdım. Çünkü daha önce sevgilisinin olduğunu duymamıştım onun. Etrafındakilere aldırış etmeden önce yolun ortasında öpmüştü onu dudaklarından. Gelen geçenler umurunda değildi. Sanki nişanlı ve ya evlilerdi... Henüz daha on dört yaşındaydı. 

Bende çok meraklıyımdır aslında böyle şeylere ama boşverdim. Çocuğun sevgilisi var, gidip kulağını mı çekseydim? Ben gezmeye devam ettim. Bunlar yine benim karşıma çıktılar... Bir çocuk parkının içine girdiklerin gördüm. İçerisi görünmüyordu resmen. Bu sefer daha çok merak etmiştim. Eğer yolun ortasında öpüşecek kadar büyümüşseler, o parkta oynamak için de çok büyüktüler... Yavaş yavaş yaklaştım parka doğru... Yaklaşmaz olaydım... Gördüklerimi unutmak istiyorum...

İki gönül bir olunca samanlık seyran olur diye boşuna dememiş atalarımız. Yaşadıkları aşk mıydı yoksa ergenlikle birlikte onların bedenlerini ele geçiren libido muydu?

13 Nisan 2013 Cumartesi

Zirvede Aşk Var


Sevdanın ne olduğunu asla anlayamayacağını düşünürdü. Sevmek neydi açıklamak isterdi ama olmazdı yapamazdı. Ve her seferinde sevgiyi anlatmaya çalışıp da beceremeyince öyle bir şeyin olmadığına inanırdı. Her aşık oluşunda şiirler yazardı sevgililerine. Gerçi onlara sevgili denilmezdi, çünkü o hep platonik aşklar yaşardı. Aşkın somut bir şey olmadığının farkına çocukken varamazdı. Bir insan neden illa birini istesin ki diye düşünürdü. Hele bir erkek eğer kendisin çılgınca seven bir kadın varsa neden başkasını bulmak için uğraşsındı. 

Çocukken gördüğü her güzel kadına aşık olduğunu sanırdı ama sonradan acı bir şekilde öğrenecekti otla bok arasındaki farkı. Aşkı sakızlardan çıkan yazılarda tanımaya başlamıştı ve öğrendiği ilk İngilizce kelime ‘love’ olmuştu. ‘love is...’ diye başlayan bütün cümleleri okumaktı amacı. Yaşıtları gibi çıkartma veya araba resmi için değil aşkın ne olduğunu öğrenmek için sakız alırdı. Sonradan pişman olmayacaktı belki ama aşkı yanlış tanıdığını gözyaşlarını silerken anlayacaktı.

Aşk vardı elbet artık bunu anlayacak kadar büyümüştü ve artık gerçek aşklar yaşıyordu. Şiirler yazıyordu geceleri, defterlerinin her tarafına aşık olduğu kişinin adını yazıyordu. Onu görebilmek için sınıf kapısında bekliyordu ve soğuklara aldırmadan her teneffüs sevgilinin gözlerini arıyordu. Aşk neydi belki bunu açıklayamazdı ama soranlara verecek bir cevabı olurdu her zaman aklının bir yerinde. Yıllardır tanıdığı ve sadece arkadaş olarak gördüğü kişinin diğer arkadaşları arasında özel bir yer kaplamaya başlamasını hissederdi. Sadece ona şiirler yazardı,onunla ilgili hayaller kurardı geceleri bunalım şarkıları dinlerken. Söylediği her kelimeyi onun duyacağını düşünerek söylerdi ve saçma sapan yalanlar söylerdi sırf muhabbet olsun diye. Sevgilinin saçları ve gözleri süslerdi şiirlerini ve sonra yavaşlardı aşkın şiddeti. Aşkı bir dağa tırmanmaya benzetirdi her zaman. Önce hızla tırmanırsın,soluğun kesilmeye başlar,gün geçtikçe üşürsün ve gittikçe yavaşlayarak zirveye varırsın. Sonra farkına bile varmadan yuvarlanırsın oradan,yeni bir dağa tırmanmak için ayakların aşağıya kayar ve işte yeni bir dağ...

Sonra aşkı biterdi. Yani o öyle hissederdi. Yazdığı şiirleri, karşılıksız mektupları okurdu ve gülerdi. O zamanlar ne kadar aptal olduğunu düşünürdü. Bir zamanlar aşk için ölmeli diyen adam o değildi sanki. Aşkı sıradan bir şey gibi görürdü. Ta ki bir başka göz büyüleyene kadar onu. O zaman unuturdu her şeyi. Hani yazdığı şiirler kara saçlı kara kaşlı sevgiliye? Yoklar ,yerini çoktan mavi gözlerin derinliğine bırakılmış yazılar alır daha sonra belki de yeşil bir göz kim bilir. Ve tekrar inanmaya başlar aşk için ölme fikrine. Ve o aşkı da biter öncekiler gibi ve o yine sevmeyi unutur ve tekrar sevdalara yelken açar bu böyle sürüp gider. 

O hep platonik sever. Sever de söyleyemez yazdığı şiirleri kimi zaman okur ama asla ona yazdığını söyleyemez. Her aşık oluşunda mucizeler bekler yani hep o’nu bekler. Saatlerce fal bakar seviyor mu sevmiyor mu diye ve hep seviyor çıkar. Zaten sevmiyor çıksa da inanmaz. Ama o bu düşüncelere dalıp sabahı getirince ve o’nu başka ellerde görünce içinden kağıtları yırtmak gelir. Ama bir sonraki sefere inanmak için kaldırır bir kenara. Hep şarkılar söyler; öyle sıradan şarkılar değil aşk şarkıları sevgiliye söylenmek istenen aşk şarkıları. Aşkı hep dağa benzetir ya, bir dağdan inip ötekine tırmanmaya başlayınca bazen dönüp bakar tırmanmış olduğu dağlara ve ne kadar heybetli olduklarını düşünür. Asla zirvede kalamamıştır ve hep tırmanacağı en yüksek zirveden inmeyeceğini düşünür. Hayatı boyunca belki de on kez o dağı en büyük dağ sanacak ama her seferinde yanılacak. Ve bir gün ölmeden anlayamayacak hangisi en büyük sevdası,hangisi en güzel aşkı. 

Dostlarla paylaşacak acılarını, o’nu başka kollarda görmekten gocunmadığını söyleyecek ama içinde hep aynı şarkı çalacak ‘seni kimler aldı kimler öpüyor seni’ diyecek ebediyen ve o her zaman yalnız aşık rolünü üstlenecek baş rolünü oynadığı bu oyunun. Acı acı sövecek kimi zaman rüzgara kimi zamanda kendi tiyatrosunun senaristi olamayışına... Ve her seferinde aşkını başka ellerde görünce balonunu elinden kaçıran bir çocuk gibi ağlayacaktı ve her aşık oluşunda kumdan kaleler yapacaktı ve sonra insafsız aşıklarca yıkılacaktı. O’nu tanıdığındaysa çok geç olacaktı...

11 Nisan 2013 Perşembe

Tek Gecelik

Tek gecelik aşklara inanır mısın?
Sonuna kadar yalan olduğunu bile bile, hiç bir şey sormadan her şeyi kabullendin mi?
Delicesine aşık oldun mu ona?
Bir daha hiç göremeyeceğini bile bile ilk ve son kez öptün mü onu dudaklarından?

Nerede buldun yüreğini sonra?
Çalındığını zannettiğin kalbinin parçalarını nerede buldun?
Ya da bulabildin mi kalbinin herhangi bir parçasını?
Bulduysan birleştirebildin mi paramparça olmuş kalbini?

Söyle bakalım tekrar aşık olur mu bu kalp?
Yarısını anca bulup birleştirdiğim bu kalp sevebilir mi tam olarak?
Yoksa hep yarım mı kalacak bundan sonraki aşk?
Kim yarım seven birini tam sevebilir ki?

Ne zaman kapanır yaralarım?
İyileşir mi dersin birleştirmeye çalıştığım parçalarım?
Birleşir mi ki acaba paramparça kalbim?
Sevebilir mi yeniden eskisi gibi delicesine?

İnanırsan her şeyi yaparsın
Yeniden sevip aşık olursun
Kalbindeki aşk kozasından çıkan kelebeği serbest bırakıp uçurursun
Böylelikle dünyanın belkide en mutlu insanı sen olursun


02:25
09.02.2013


10 Nisan 2013 Çarşamba

Öz Eleştiri vol2

Belkide ilk defa aynaya bu denli içten baktım. Gördüğüm şeyse gerçekten hiç hoşuma gitmemişti. Neden mi? Koskoca bir boşluk gördüm. Çevresinde ki herkese yalan söyleyen, beleşten yaşayan bir adam...

Hani derler ya "Elindekinin değerini kaybettiğin zaman anlarsın!" diye. Neden kaybetmeyi bekliyoruz ki biz? Yada ben? Elimde harika fırsatlar var. Çevremdeki herkes bunu biliyor zaten. Yeterli fiziksel ve ruhi donanıma sahibim bence. Daha neyi bekliyorum. Hiç bir şey çabalamadan, bir parmak şıklatmakla her şeyin ayağıma geleceğini mi sanıyorum acaba?

Gelecekteki beni gördüm bugün aynada. Aynı bu durumda devam eden Egemen'in sonunu gördüm sanırım. Ve çok korktum. Yalana boğulmaya devam eden bir hayat. Çevresindeki arkadaşları halbuki onu ne kadar mutlu bir insan olarak bilirdi. Kim bilir beni nasıl tanımlardınız?

Hayatımda yalan söylemediğim hiç kimse yok. Herkese rengi ne olursa olsun bir yalan söylemişimdir. Söyledim. Ama kime nasıl yalanlar söylediğimi artık ben bile hatırlamıyorum.

Elimdekilerin farkına vardım bu gece aynanın karşında. Daha ne kadar bekleyeceğimi sordum kendime. Sonra ben cevap verdim kendime. Sanki aynadaki Egemen konuşmuştu o an benimle. "Böyle devam ederse, gelecekte bombok bir hayatım olacak" dedi bana. Çok korktum. Neden bu zamana kadar böyle bir şey yapmadım ben! Hayatımı yok yere saçma sapan insanlar yüzünden bombok ettim. Şimdi bunun acısını çıkarmanın vakti geldi diye düşünüyorum.

Aynada gördüğüm gelecekteki Egemen beni korkutuyor. Büyük bir bela başıma gelmeden işleri yoluna koymam gerek! Ve bunu acil bir şekilde yapmalıyım. Sanırım yardıma ihtiyacım var. Yardım etmek isteyen var mı?


22.01.2013
04:56   

5 Nisan 2013 Cuma

Maskeli Hayat

Kaçak yaşamaya mecburuz bu hayatta. Kapalı kapılar ardında her şey gayet güzel ilerlerken, kapılar açıldığı zaman toparlanmak için bir sürü çaba sarf ediyoruz.

İnsanlardan gerçekleri saklamak mı hoşumuza gidiyor yoksa olmadığımız biri gibi gözükmek mi?

Bunun cevabını kim verebilir ki? Kaç kişi olduğu gibi yaşıyor hayatını? Bu kadar yürekli olanlar vardır tabi ki de bu hayatta. Ama kaybedecek bir şeyleri olmayan insanlar bence bu kişiler. Herkesin kendisine ait sırları vardır. Yalnız başımıza kaldığımız zaman vurur bütün sırlar yüzümüze. Belki biraz tokatlar bizleri. Yüzümüz kızarır, utanırız. Sonra odadan çıkıp, insan içine gireceğimiz vakit bir maske geçiririz suratlarımıza. Utandığımız belli olmasın diye.

Kaçak yaşamaya mecburuz bu hayatta. Çünkü herkes mükemmel bir yaşantısı olduğunu göstermeye çalışır insanlara. Aldıklarıyla zengin olduğunu göstermeye çalışır. Gittiği yerlerle gösteriş yaptığını zanneder. Halbuki evlerine döndüklerinde maskelerini çıkardıkları zaman fark ederler; vücuda yayılan bir yara gibi sarmıştır bedenlerini söyledikleri bütün yalanlar.

Kim cesaret eder o maskeyi çıkarıp yaralarından saklanmayarak, başı dik bir şekilde gezmeyi?

Ne kadar gerçeksek, bence o kadar cesaretliyiz.

4 Nisan 2013 Perşembe

Aşk;


Birini sevmemeye çalışmaktır aşk. İlk elini tuttuğunda, heyecandan ne yapacağını bilememektir. Heyecanlanmaktır, heyecanını durduramamaktır. Gece yatakta tavana bakarak saatlerce düşünebilmektir. Öpüşmek için utanmak, bir zaman sonra ise dudaklarına alışabilmektir. Dudaklarının tadına alışabilmek. Biraz daha aşık olmak için, biraz daha müzik dinlemektir. Biraz daha öpmektir, biraz daha sarılmak, “hadi biraz daha” demektir. Onun gittiği yerlere koşa koşa giderken, bir zaman sonra gitmemektir. Ama gizliden gizliye takip etmektir; aşk. Bazı şeyleri sürekli düşünüp, kendine yedirememektir aşk. Yalan söylemektir aşk, kaybetmemek için büyük büyük yalanlar söylemektir. “Tabii ki de çoktan unuttum” cümlesinin ta kendisidir; aşk. Sırf hayatında biraz daha kalmasını istediğin için arkadaşça davranmaya çalışmaktır. Arkadaş olamamaktır, aşk. Kıskandırmaya çalışmaktır, kıskanmaya çalışmaktır, kıskanmamaya çalışmaktır. Gülerek dinlediğin şarkıların gerçek anlamlarını, yalnızken anlayabilmektir. Onunla gittiğin yerleri hatırlamaktır aşk. Hatırlamak istememektir ama hatırlamaktır. İnatla hatırlamaktır aşk. Ama şayet o hatırladığın mekanda olursan, hatırladığın şeylerin lafını bile etmemektir. Bilerek hata yapmaktır, bilerek yanlış yapmak. Konuşmamaktır aşk, susmaktır. Aşk böyle bi’ şeydir işte. Kendini kandırmaktır, kendine yalan söylemektir, yalan söylemeyi istememek ama zorunda kalmaktır. Herkesin ortasında öpüştüğün birine hissettiklerini bir zaman sonra saklamaktır. Kendinden saklanmaktır. Artık sadece kendinle konuşmaktır aşk, kendi kendine anlatmaktır. Buraya yazmaktır aşk. Etrafında az kişinin kalmasıdır. Artık üzülmemektir, ağlayamamaktır. Artık ü-zü-le-me-mek-tir, aşk. Gözlerinin dolamamasıdır. “Ağlamak isterdim ama ağlayamıyorum nedense” cümlesidir. İçinden geçen cümlelerin başka, yazmaya çalıştıklarının başka, konuştuklarının başka olmasıdır. Bunu bana yazdıran kişidir belki de aşk, belki de bunu okuduğunda aklına gelen ilk kişidir.

3 Nisan 2013 Çarşamba

Baydınız Bayanlar

Bayanlarla konuşabilmek zor iş arkadaşım. 
Senin söylediğin cümlenin alt yazısını da okuyorlar. 
Kafalarında yorumlayıp, stratejik cevaplarla sizi köşeye kıstırmaya çalışıyorlar. 
Kaçın onlardan! 
Biz çok analoguz, onlarsa çokça dijital.