27 Aralık 2014 Cumartesi

yeni yıl dileği

bir yıl daha bitiyor. son günlerini yaşıyoruz artık. bitti bitecek. tüm duygularıyla geride kalacak tüm yaşanmışlıklar. tüm ihtiraslar birer anı olarak hafızamızda. cesaretimiz bizi ileri taşıyacak. geleceğimizi inşa ediyoruz geçmişimizin üzerine. temelimiz sağlam değilse geleceğimiz de sürekli sallantılı olur. o yüzden temiz kalmak önemli. ne kadar saf ve temiz duygularla yaşarsak yaşadıklarımızı o kadar berrak bir geleceğimiz olur. kötülük eden kötülük bulur diye boşuna dememişler. ve iyiler her zaman kazanır.

bazen bu cümleler insanları avutmak için söylenmiş safsatadan başka bir şey değilmiş gibime geliyor. temiz kalpli insanların başına sürekli kötü şeyler geliyor çünkü. hayatları hiç bir zaman olması gereken standartlarda olmuyor. hep bir sınanma durumu var. eğer sağ çıkabilirlerse, kötülerle olan savaşlarını kazanırlarsa mutluluk o zaman yapışıyor yakalarına. tabi pes etmezlerse.

artık gücümün kalmadığını hissediyorum. sürekli tökezlemekten, acı çekmekten, çırpınmaktan bıktım usandım. ne zaman mutluluğa erişeceğim? ne zaman engeller ortadan kalkacak? Allah'ım sana sığınıyorum. bana dayanma gücü ver. savaşmaktan bıktım usandım. değişmekten korkuyorum. kötülerin arasına katılıp bütün hayatım boyunca savaşmaktan korkuyorum. hayattan pes ettirme Allah'ım. savaşma gücü ver. iki bin on beş yılı barış içinde mutluluk dolu geçsin. herkes için başarı ve mutluluk diliyorum. benim dileğim budur. umarım kabul olur.

15 Aralık 2014 Pazartesi

Benim Aşka İnancım Kalmadı Hiç

Şu sıralar sanşım yok
Dünyam tersine dönmeye başladı
Herşey yolunda gidiyordu halbuki

Tökezledim sanırım
Makas onun elindeymiş
Bir anda kesiverdi aramızdaki bağı
Bağlantımız koptu anlayacağın

Ben anlamadım olanı biteni
Anlam veremedim yaptıklarına
Çekirdek gibi çitledi
Kabuğunu attı bi yere
Savurdukça savurdu rüzgar beni

Seni seviyorum derken ciddiydim
Sense korktun kendi duygularından
Gizledin her seferinde
Alışmıştım sana
Şimdi alışma sırası yokluğunda
Alışırım yokluğuna da

Nelere boyun eğdi gönlüm
Nerlere katlandı gönlüm
Neleri ezdi geçti
Neleri unuttu bitirdi

Biraz zamana ihtiyacın vardı
Sen zamanını kullandın sanırım
Sıra bende 
Bırak bende kullanayım
Zamanın ilacını
Açtığın yara canımı yakıyor
Son deşen sen oldun
Artık inancım kalmadı benim

Aşk yalan
Sevgi yalan
Zevk gerçek 
Sefa gerçek
Eğlenmek bize iyi gelecek
Hadi eğlenelim gönlümüzce

Egemengin

1 Kasım 2014 Cumartesi

Pişmanlık

Pişmanım
Keşke yapmasaydım
Demekle olmuyor
Zaman geçmiş oluyor
Keşkelerin bir anlamı kalmıyor
Pişmanlık içinde büyüyor
Susuyorsun
Anlatmıyorsun
Daha fazla "keşke" diyorsun
Daha çok pişman oluyorsun
Güneş doğmasın artık diyorsun
Gün geceye kavuşmasın
Çünkü her güneşin doğuşuyla
Büyüyor pişmanlığın
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
Bir şeye başladıysan devam etmelisin
Olmamış gibi davranamazsın
Ne olursa olsun 
Yaşamalısın
Başa çıkmayı öğrenmelisin
Zora göğüs germelisin

Egemengin

29 Ekim 2014 Çarşamba

O Gözler

Hani yolda yürürken
Dalarsın uzaklara
Farketmezsin insanları
Sen gibi biri daha vardır
Karşından gelen
Çarpışırsınız
Elinizdekiler düşer yere
Birlikte eğilirsiniz
Toplarsın eşyalarını
Kalkarsın
Özür dileyerek devam etmek istersin
Ama göz göze gelmişsinizdir
Alamazsın kendini 
Baktıkça bakasın gelir o gözlere
Tutulmuşsundur
O ise devam eder yoluna
Ayırır gözlerini gözlerinden
Sense kalırsın olduğun yerde
O uzaklaştıkça uzaklaşır senden
Kalbinin atışı gittikçe uzaklaşır
Kalbin onda çarpıyordur artık
Gözleri aklından çıkmıyordur
Onu bir daha unutamayacaksın
Bir daha ulaşamayacaksın
Bulamayacaksın
Hep hayalinde yaşayacak o gözler
Kalbinin atışını duyamayacaksın
Rüyalarında o gözleri göreceksin
Sıçrayarak uyanacaksın
Belkide ağlayacaksın
O gözleri asla tekrar göremeyeceksin

Egemengin

26 Ekim 2014 Pazar

Sevdiğin Koku

En sevdiğin yemeğin yemeği yaptım bugün
Uzun zamandır yoksun sen
Ama evde sevdiğin bir koku olsun istedim
Senin usulüne göre yaptım
Bana bu yemeği acele ederek yaptığımı söylerdin
Soğanları kestim önce
Biraz ağladım ama soğanlar yüzündendi
Kavurdum pembeleşeyinceye kadar
Herşeyi senin gibi yaptım
Baharatları sonradan attım
Bol bol kekik döktüm
Servis yaptım geniş tabaklarda
Masanın ucuna geçip oturdum
Öteki ucunada sana servis açtım
Eski günler canlandı yine gözümde
Ben masanın ucunda otururdum
Sense beni süzerek bi yandan yemek yapardın
Sevgini katıyordun galiba yemeklere
Ben senin gibi lezzetli yemek yapamıyorum
Marifetli değilim sen gibi
Olmamış zaten bu yaptığım 
Boğazıma dizildi resmen
Sen gelsen ya eskisi gibi
Eski günlere dönsek ya
Sen karşımda yemek yapsan
Ben sana günümü anlatsam
Aşkla doyursan beni
Soğanlar da keşke ağlatmasa

Egemengin

16 Ekim 2014 Perşembe

Sırılsıklam Aşk

Aşk mı dedi biri?
O aşka inanmazdı
Duyguları değil
Mantığı yönetirdi onu
Ta ki onunla karşılaşana kadar
Anlamadı ne hissettiğini
Hislerine ket vurmaya çalıştı mantığı
Duygular galip geldi bu sefer
Çünkü saklamaya çalıştıkça
Daha çok gün yüzüne çıktı duygusu
Aşık oldu
Sırılsıklam aşık oldu
Daha önce hiç yaşamadığı
Aşkı keşfetmişti
Ve hakim olamamaya başladı kendine
Ne yaptığını anlayamıyordu
Avare olmuştu
Leyla olmuştu
Ve şimdi gerçek duyguları yaşayacaktı
Aşkı
Acıyı
Özlemi
Kıskanmayı
Hepsini iliklerine kadar hissedecekti
Daha fazla yalpalanacaktı
Duygularını dizginlemeyi öğrenecekti
Öğrenmeliydi
O zaman duygu ve mantık dengesini kurabilecekti
O zaman tadında yaşayacaktı
Aşkı
Acıyı
Özlemi
Kıskanmayı
Anlayacaktı gerçek mutluluğu

Egemengin


13 Ekim 2014 Pazartesi

Sevmeye Devam

Yok artık
Günlerdir haber yok
Öldü mü kaldı mı 
Bilen yok
Ulaşmıyorum ona
İnadımdan
Aramıyorum onu
İnadımdan
O arayacak beni
Eninde sonunda arayacak
Alacak ağzının payını benden
Ama kıyamam
Çünkü seviyorum
O mesaj atsın ya da arasın
Hiç bir şey olmamış gibi
Konuşmaya devam ederim
Telefonu kapattığım gibi
Kendime kızarım
Ama sevmeye devam ederim seni

Egemengin

12 Ekim 2014 Pazar

RUTİN

Bugün ne mi yaptım?
Çay demledim kendime
Oturdum her zaman ki köşemde
Önce gazeteleri okudum
Sonra kitabımı
Bilirsin erken kalkarım ben
Az uyurum geceleri de
Dalmışım kitaba
Ne de güzel yazmış yazar
Saat çoktan öğleni geçmişti
Caddeye çıktım sonra
Bankın birine oturdum
Biraz insanları gözlemledim
Soğuktu biraz hava
Paltomu almamıştım
Köşedeki kafeye girdim
Karnım acıkmıştı
Bir iki parça birşeyler yedim içtim
Kalktım tekrar caddedeki banklara oturdum
İzledim durdum
Kimisi sarmaş dolaş geziyordu
Kimisi tartışıyordu
Kimisi yeni tanışıyordu
Kimi borsadan
Kimi eşinden bahsediyordu
Boşverdim kalktım yürümeye devam ettim
Adımlarım beni eve getirmiş
Fark etmemişim
Benim dönüp dolaşıp geleceğim yer belli
Senin ki de öyle olsun
Dön geri
Özlüyorum seni
Evin burası senin
Benim yerim senin yanın
Her günüm böyle bitmesin
Hadi gel
Hasretim bitsin

Egemengin

11 Ekim 2014 Cumartesi

Beni Bensiz Bıraktın

Standart bir iş günüydü yine
Ne yaptığımı hatırlamıyorum dahi
Çantamı aldım çıktım
Arabaya doğru gittim
Anahtarımı ararken çantamda
Senin bıraktığın notlardan birini buldum
Her yere not bırakmayı severdin
Bende onları bulmayı
Ama bu sefer buruşturup attım
Unutmam lazım seni
Eve geldim
Bu sefer beni 
"Hoşgeldin aşkım" notun karşıladı
Onu da yırttım attım
Odama gidip üzerimi değiştirdim
Kirli sepetinin üzerinde 
"Yıkamayı Unutma" yazmıştın
Onu da yırttım attım
Elimi yüzümü yıkadım
Aynada başka bir not vardı
"Çok Güzel Görünüyorsun"
Yırttım attım onu da
Mutfağa gidip yemek yapasım geldi
Ama yine notlarınla karşılaşacağım diye
Yapmadım o akşam yemek
Dışarıdan söyledim
Aradım bütün evi
Bulabildiğim kadarını yırttım ve attım
"Seni seviyorum aşkım"
"Sakın elini kesme"
"Evi havalandırmayı unutma"
"Bugün çok güzel olacak"
"Günaydın aşkım"
Kim bilir bulamadığım daha ne notlar vardı
Atabildiğimi attım
Sadece notlarını attım
Anılarını ne yapacaktım?
Evin her köşesinde sen vardın
Her yer SEN kokuyordu
Kendimi attım evden
Arkadaşımda gittim kaldım
Sen kal o evde
Sensiz kal o evde
Sessiz kal o evde
Beni bensiz bıraktın o evde

Egemengin

Buzsuz Geceler

Yine dellendim
Vurdum kapıyı çıktım evden
Boş sokakları soludum
Ayaklarım yürüdü gitti
Meyhanede aldım kokuyu
Severim anasonu
Oturdum masaya
Bir büyüğüm eşlik etti bana
Şarkılar çaldı
Oynayan oynadı
Bense bardakları doldurdum anılarla
Gözlerim doldu boşaldı
Mezeler birbirini kovaladı
Gözlerim kapanmaya başladı
Kalktım sandalyeden
Kalmamış mecalim
Savrula savrula çıktım
Karanlık caddelerde koştum
Haykırdım seni
Hiç birini duymadın sen
Kulaklarını dikip baktı kediler
"Deliymiş" deyip gittiler
Kıvrıldım bir kaldırıma
Kimse kaldırmadı
Ağlamaya devam ettim
Bardakları doldurdum
Buz getirenim olmadı
Bu sefer ben söyledim 
Issız sokaklar dinledi
Ay ilham verdi
Yıldızlar dilek hakkı
Ben diledim seni
Ellerim bomboş kaldı.

Egemengin

Senin Çakmağın

Yapayalnız yürüyorum
Yollarım denize çıkıyor
Sahilde yürüyorum
Dalgalar çarpıyor kordona
Martılar şarkı söylüyor
Bense yürüyorum durmadan
Ağır ağır yürüyorum
Biraz soğuk sahil
Üşüyorum
Ellerimi ceplerime sokuyorum
Senin çakmağın çıkıyor cebimden
Ağlamaklı oluyorum
Hafif bir rüzgar esiyor
Bir damla yaşı siliyor
Alıp götürüyor benden
Yürüyorum
Yorulduğumdan değil ama
Oturuyorum bir banka
Ceketimin cebinden çıkarıyorum sigaramı
Senin çakmağınla yakıyorum
Benim yüreğimi yaktığın gibi 
Çatır çatır tutuşuyor sigara
Bir nefes çekiyorum
Sigara azalıyor ama
Yanmaya devam ediyor
Yüreğim de yanıyor
Atmaya devam ediyor
Canım acıyor ama 
Nefes almaya devam ediyorum
İnsan nefes almadan yaşayamaz
Sen nefesim oldun
Son nefesim de ol

Egemengin




10 Ekim 2014 Cuma

DENİZ KABUĞU

Deniz kabuğuna aşık olacağım artık.
Onlar beni uçsuz bucaksız denizlerde,
okyanuslarda gezdirecekler.
Saklayacaklar,
kollayacaklar beni kabuklarının içlerinde.
Bense onları hep seveceğim en saf halimle.
Karanlık çöktüğünde birlikte izleyeceğiz yakamozu.
Gökyüzünde kayan yıldızları her gördüğümüzde
aynı dileği geçireceğiz aklımızdan.
Her doğan güneş ısıtacak bizi aşk gibi.
Balıklarla arkadaşlık kuracağız,
oyunlarına ortak olacağız.
Kaplumbağalarla seyehat edeceğiz.
Yunuslarla şarkılar söyleyeceğiz.
Köpek balıklarından kaçacağız birlikte.
Ama hep gözlerinde o deniz rengini göreceğim.

Ben deniz kabuğuna aşık olacağım.
Dalgalarla savrulacağız.
Kızgın kumlarda kavrulacağız.
Martılarla selamlaşacağız.
Oltaları kopartacağız seninle.
İçindeki inci gibi kalacaksın benim içimde.
Ben her denize baktığımda seni hatırlayacağım artık.

Egemengin

29 Mayıs 2014 Perşembe

Bundan Sonra Böyle

Aslında benim blog yazmamda ki amacım, biraz da olsa sıkıcı hayatımdan kurtulup farklı bir şey ile ilgilenmekti. Bunu da çok güzel bir biçimde gerçekleştirdim. Bu şehrin bana vermiş olduğu bütün sıkıntıları içimden söküp atar gibi yazdım. Hep yazdım. Ama artık pek sık yazmıyorum, yazamıyorum. Hayatımda ki sıkıntılardan kurtuldum mu? Hayır. Bu şehirden kurtuldum mu? Hayır. Ama çok yakın zamanda buralardan uzaklaşacağım. Kimsenin buna engel olmasına izin vermeyeceğim.

Önceden yaptığım şey mutsuzluklarıma boğun eğmekti. Bu mutsuzlukların bende oluşturduğu buhran durumlarını kaleme almaktı. Ama artık mutsuzlukları geride bırakıp mutluluğu kovalamaya başladım. Mutluluğu kovaladıkça mutsuzluk hep arkamda kaldı. Artık mutsuz olmuyorum eskisi kadar. Çünkü boşvermeyi ve umursamamayı öğrendim. Hemde çok iyi bir şekilde. Bu şehrin bana kattığı tek şey bu oldu. Ne kadar doğru bir özellik bunlar bilmiyorum ama bu şehirde çokça işime yaradı son zamanlarda.

Bundan sonra böyle...

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Entrikadan Tükendim

Bıktım gerçekten bıktım. O kadar çok entrika var ki hayatımda, hepsinin canı cehenneme! İnsanların arkadan konuşmalarını, olmamış şeyleri olmuş gibi göstermeleri, konuşulmuş cümleleri yanlış aksettirmeleri... Çok yoruldum artık. 

O onu yapmış, bu bunu yapmış, o öyle demiş bunun hakkında, şu şöyle demiş, bense "hani bana, hani bana" dedim.

Artık bunları duymak istemiyorum gerçekten. Ne olup bitiyorsa umrumda değil. Nasıl oluyorsa olsun, nasıl bitiyorsa bitsin, ne konuşuyorlarsa konuşsunlar. Artık ben kimseyle ilgilenmiyorum. Seni arıyorsam seninle konuşurum, senden-benden bahsederim. Başkasının muhabbetini yapmaya gerek yok bundan sonra. Bazen bir takım konulara açıklık kavuştursun diye zorunluluktan konuşuluyor. Ama yetti ! Bu kadarı geçekten bana fazlasıyla yetti. Artık dayanamıyorum, bu o kadar hızlı ilerleyen bir konu ki; yetişemiyorum. Yetişmek istemiyorum. Beni es geçin. Ben kendi halime geri dönüyorum. Bu kadar kalabalık bana pek yaramadı. Arkadaşımsınız hepinizi seviyorum tabiki de. 

Bundan sonra aramalarımda üçüncü bir kişiliğin hiç bir zaman konusu açılmayacaktır. Açılırsa kapatacağım. Çünkü ben artık tükendim ve bittim. 

29 Nisan 2014 Salı

Kara Mesaj


Evrene gönderdiğin mesajlar aslında çok önemli. İstesen de istemesen de; evren, yolladığın bütün mesajları iyi-kötü ayrımı yapmadan kabul ediyor. Bunun sonucunda ise beklenmedik tesadüfler ortaya çıkıyor. Evrene gönderdiğin mesajın duygu yoğunluğuna bağlı olarak gerçekleşiyor her şey. Duygularının seviyesi ne kadar yüksek ise o kadar tesadüfle karşılaşıyorsun.

Tıpkı bugün bana evrenin yaşattığı tesadüfler gibi... 

Dışarı çıkar çıkmaz karşılaşmak istemediğim insanlar geldi birden bire aklıma ve onlardan ne kadar çok nefret ettiğim. Onlara karşı nefret duygum o kadar fazlaymış ki hepsi birden bire karşıma çıktılar. Karşılaşmak istemediğim bütün insanlar. Halbuki güne başlarken ne kadar çok mutluydum, umutluydum. Şu an içimde nefretten başka bir duygu yok. Evrene gönderdiğim "yanlış mesaj" günümü alt üst etmeye yetti. Kabul edilmemesi gereken bir mesajdı. Aslında mesajda göndermek istememiştim. Dediğim gibi hepsi birer tesadüftü.



Bir sigara yanar bir sigara söner hayatta. Yaptığımız yanlışlar çıkar karşımıza. Geride kalan güzel ve mutlu anıların kötü bir şekilde bitişi gelecek için nefret duygusunun oluşumunu engellemez. Daha da kuvvetlendirir.

Böyle olmaması gerekiyordu. Sıradan ve basit bir insan olarak yaşamaya daha ne kadar devam edinilebilir? İntikam yemeğinin gerçek sıcaklığı nedir? Alev alev yakmak istiyorum onların canını. Bir kıvılcım bütün intikamı alabilir. Buna ne kadar cesaretim var? Epey... Bu kadar çok bekleyiş neden? Zaman kollamak...

Belki bir gün bu kıvılcım da tesadüf eseri düşer üzerinize. Dikkatli olun ve kendinizi koruyun. Benden söylemesi.


15 Nisan 2014 Salı

Yalnız Değilsın !

Bizler aslında hiç bir zaman yalnız değiliz. Ne kadar yalnız olduğumuzu düşünsek de, başımızı omzuna koyup ağlabileceğimiz biri yada bir şey vardır. Kimisi ağladığı duyulmasın diye başını yastığına gömer. Kimisi ise kendi içinde ki kendisinin omzuna koyar.

Ne kadar yalnız olduğunu düşünürsen, içindeki kalabalıkta o kadar artar!

Yalnız değilim. Bir çok arkadaşım, dostum, yastığım ve yorganım var. İçimde ise benden bir ordu var. Bir "ben" gider, başka bir "ben" gelir. Hangi "ben" yenilirse yenilsin yenisi doğar içimde. O yüzden ne olursa olsun yenilmezlerdenim. Sen ne kadar yendiğini düşünsen de, aslında yenilecek olan sensin. Ben yeniden doğarım, enerjimi yeniden toplarım. Sense enerjinin bitip yenileceğinin farkında bile olmazsın. Sen anlık galibiyetin tadını çıkar sadece. Son gülen iyi güler. Kazanan her zaman ben olurum.

Yalnız değilim. Ben yalnız olamam ki. Yalnızlık bir başına kalmak mi? Ben hiç bir zaman bir başıma değilim. Bütün sevdiklerim bir telefon kadar uzağımdalar. Ben onları kalbimde hissettikten sonra isterlerse Kanada'da olsunlar. Hiç bir şekilde uzaklıklarımızın bir önemi yok. Onlar benim kalbimde. Ben onların kalbindeyim. Yalnız olan kim?

Yalnız kalabilmen için tamamiyle unutulmuş olman lazım. Görünmez olarak yaşaman lazım dünyada... Kim görünmez bu hayatta? Daldan dala atladım yine bu gece. Her şeye bulaşasım var. Bulaşık yıkayasım var.

10 Nisan 2014 Perşembe

Herkes Mi Aşık ?

İnsanın çevresindeki herkesin "aşık" olması ne demek bilir misiniz?

Bunun cevabını ben biliyorum. Çünkü hepsi aşık ve bir birliktelikleri var. Kimisi daha yeni açıldı sevdiğine, kimisi büyük bir aşk yaşamaya devam ediyor, kimisi ayrılık sancıları çekiyor, kimisi de daha yeni ayrıldı büyük aşkından, kimisi de uzun zaman oldu ayrılalı ama unutamadı. Hepsine büyük aşk diyebilirim. Çünkü yaşadıkları aşklar gerçekten onların kalplerini için koskocamandı. 

Bir ben her zaman ki gibi onların yanında yapayalnızım. Dikiş tutturamayanlardanım. Aşk bana uğramıyor. Aşk-para-şans parametrelerinden illa ki biri hayatımda olmayacak. Üçünün aynı anda olması imkansız gibi duruyor. Bazen içlerinden sadece biri oluyor. Diğerleri vaktini bekliyor. İnsan hepsinin aynı anda olmasını bekliyor. Olmuyor işte !!!

Arkadaşlarımın hepsiyle konuşmaya çalışıyorum. Aşklarının nasıl ilerlediği konusunda fikir alışverişinde bulunuyoruz. Bu belki biraz yanlış ama sonuç olarak, anlam veremediği bazı konularda onlara farklı bakış açısı sağlıyorum. Ben onları yönlendirmiyorum yanlış anlaşılmasın. Ben sadece kendi fikrimi söylüyorum. Uygulayıp uygulamamak onlara kalmış.


Yeni aşktan bahsetmek istiyorum. Bu onun kalbini heyecanlandıran ilk aşk! Onu bir kuş gibi havada uçuşturan ilk aşk! O yüzden ilklerini yaşıyor. Her şey ilk olduğu için artık mantıkla değil duygularıyla hareket eder oldu. Bazen endişelenmiyor değilim ama ne olursa olsun o nasıl davranması gerektiğini iyi bilir. 

Bitmeye yaklaşan aşk ise artık acı çekiyor. Son çırpınışlarını yaşayan karaya vurmuş balık gibi. Çünkü birbirlerinden hiç bir şekilde haberdar değiller. Aslında bu durum onları içten içe kemiriyor. Çıldırıyorlar. Birbirlerini sevdiklerini sanmıyorum aslında, bu benim görüşüm. Aşk bitip ayrıldıktan sonra arkadaş kalma çabalarına girecekler ve bu da onlara daha çok acı çektirecek. Bi süre sonra hiç görüşmeyecekler. Ve bizimki çok büyük bir değişim yaşayacakmış gibime geliyor. Aşk adamı olmaktan çıkmasından korkuyorum açıkçası. 

Sırada yeni bitmiş aşk! Bunlar ise ayrı deliler. Ayrılmış olmalarına rağmen biliyorum ki ikisi de birbirine hala öküzler gibi aşık! Bunu kendileri de biliyor. "Evet aşığım, hala onu seviyorum ama bitmesi gerekiyordu." Ne demek ya bu "Bitmesi gerekiyordu." lafı? Kullanım süresini mi doldurdunuz ilişkinin? Aşıksan bir şeylerin üstesinden gelirsin. Böylece bırakıp gitmezsin. Seviyorsan onu kaybetmemek için elinden geleni yaparsın. Böyle bir anda çekip gitmek kolay değildir. Ha eğer kolay kolay bunu yapabiliyorsan gerçekten sevmemişsindir zaten. 


Bütün aşıklardan bahsetmek istemiyorum. Gizlilik şartı var bu yazının. Bu kadarının kafi olduğunu düşünüyorum. Ben de umarım bir gün aşık olurum da "Aşıklar kervanı" na bende katılırım.

4 Nisan 2014 Cuma

Beş Yıl Önce

Son beş yılımı üniversite yüzünden Bartın'da geçirmek durumunda kaldım. Kimler geldi, kimler geçti, kimler kaldı avucumda. Kimileri heveslendi gitti, kimileri saklandı, kimilerinin ise gözü yüksekten ayrılmadı. Elde avuçta hiç bir şey kalmadı. Nerede o sıkı fıkı olduğumuz samimi olduğumuz insanlar?

"Elma dersem çıkın, armut dersem çıkmayın."

Birinci sınıftayken kimseyi tanımadığım için kenarda köşede bekleyip sınıftakileri gözlemledim. Kendime uygun birileri ile arkadaşlık yapmak değildi amacım. Sadece onları gözlemliyordum. Ve zaten ikinci dönemin başında bi grup beni aralarına tesadüf eseri almıştı. Konuşuyorduk, sohbet ediyorduk, birlikte vakit geçiyorduk, ders çalışıyorduk, filmler izliyorduk.

Sınıf arkadaşlarımdan daha çok okuldaki başka bölümlerden fakültelerden arkadaşlarım vardı. Çok kalabalık bir arkadaşlık ortamıydı. Herkes nerde? Şimdi etrafıma bakıyordum hiç biri yok. Çoğunu görsem artık selam bile vermem sanırım. O oraya gitti, bu buraya gitti, o bununla kavga etti, şu şununla sevgili...

Birinci sınıftayken yapabileceğim en güzel aktivite bara gidip canlı müzik dinlemek, şarkılara eşlik etmek ve biraz alkol almaktı. Ama mekan bir tane olunca oranında okuldan pek bir farkı kalmıyordu. Üniversitede gördüğüm bütün herkes o gece oraya geliyordu. Okumaya öğrenmeye orada devam ediyorduk. İkinci sınıfa geldiğimizde zaten o barda kalmadı. Tek eğlence kaynağımızı da elimizden aldılar... Belkide iyi olmuştu bu. Çok kalabalık giderdik oraya. Üç masayı birleştirir öyle otururduk. Şarkılar söylerdik hep birlikte. Dans ederdik, tepinirdik. Geçmişten kalan fotoğraflara bakıyorum bazen de ne kadar eğleniyormuşuz yalancıktan.

"ARMUT!"

Olduğunuz yerde kaldın bence. Tekrar ortaya çıkmanıza gerek yok. Aklımda hatırladığım gibi kalın siz. Ben sizi öyle seviyorum. Eğer tekrar çıkarsanız karşıma canınızı sıkabilirim.

Yeni Bir Başlangıç

Biliyorum ilk defa bu kadar uzun bir ara verdim yazmaya. Ama şu sıralarda hiç bir şey yazasım yok. Gerçi hala daha yok diyebilirim. Artık yaşadıklarımı yazmak istediğim zaman kelimelere sığdıramıyorum çünkü. Bilgisayarımın başına oturup yazmaya heveslendiğim zaman aklımdan bütün kelimeler uçuyor ve cümleleri oluşturamıyorum.

Ama artık yazacağım, ben yazdıkça kendimi daha iyi hissediyorum. Yazmalıyım! 

Yeni yıla girdiğimizden bu yana çok şey oldu, çok şey değişti. Yavaş yavaş kendimi toparlamaya çalışacağım ve yazmaya başlayacağım hepsini. Bu bir başlangıç yazısı olsun !

18 Şubat 2014 Salı

Biraz Daha Uyu

Sadece çocukken uyanıksındır bunu bil.
Her şeyin farkındasındır, her sese dönüp bakarsın.
Büyümek; uyumak ve unutmak gibidir.. 
Ve büyüklerin dediği gibi: uyuman gerekli büyümen için... 
Sağır ediyorsa sessizlik 
ve kör ediyorsa aydınlık, 
sadece sana görünen 
ve kimseleri inandıramadığın bir hayalet gibi yanı başında oturuyorsa yalnızlık, bu gece.. 
Hep aynı saatte kapını çalan bir düşman gibi bekliyorsa seni 
ve canına kastedecek bir kılıç gibi sallanıyorsa tepende, unutabilmek için hepsini biraz uyu...

Hande Yener - Biri Var



Aklımda aşktan biri var
Kalbimde büyük yeri var
Aklımda biri var
Tesadüf diyemem
Kendimi,kalbimi yenemem
Belli ki kaderde
Büyük bir yeri var
Bir gizle hep var olmanın
Bu hisle seni bulmanın
Belli ki bir sebebi var
Buluşup hayat bulmanın
Ayrıyken kaybolmanın
Belli ki kaderde yeri var
Sen başka söylesende içinde
Seni kim görse yüzünde
Kalbinin Merkezinde yine
Benim benim izim var
Sen susmak istesende içinde
Seni kim görse gözünde
Kalbinin merkezinde yine
Benim benim izim var

18 Ocak 2014 Cumartesi

Usturalı Vurucu !

Aslında uzun zamandır aklımdaydı saçlarımı usturaya vurdurmak. Ama cesaret edipte kestiremiyordum. Çünkü ben hep uzun saçlıydım ve saçlarıma kıyamıyordum. Bu sefer kestirdim. Bir anda berbere söyleyiverdim: "Usturaya vur!".

Saçlarımı kestirme zamanım geldiğinden berberin yolunu tutmuştum o gün. İçinden bir seste "usturaya vurdursana" dedi. Bende düşünmeye başladım. Dediğim gibi zaten uzun zamandır böyle bi düşüncem vardı. Berbere gidene kadar düşündüm. Hatta berberde de sıra vardı biraz, orada beklerken de düşündüm. Koltuğa oturunca da söyleyiverdim. "Ben dazlak istiyorum, usturaya vurur musun?" diye. Berberde baya şaşırdı. "Emin misin? bak saçların uzun ve güzel, başka bi model de kesebiliriz" dedi. Ben ama kararımı vermiştim. Söz ağzımdan çıkmıştı bile. "Kazıyalım" dedim. Makineyi saçıma daldırmadan önce de defalarca sordu "Emin misin?" diye. "Kes kes" dedim bende ve kesti. Tam ortadan daldırdı makineyi. Geri dönüş şansım kalmamıştı zaten. Bir numara ile saçımı kestikten sonra, traş köpüğünü kafama sürüp köpürttü. Bi güzel de usturaya vurdu. Berberden çıkarken hiç saçım yoktu. Berbere girdiğimde orman kaçkını gibiydim. Çıktığımda  ise yeni yolunmuş tavuk gibiydim. 

İlk ben bile şaşırmıştım kendime. Nasıl yapabilmiştim ki bunu? Nasıl cesaret etmiştim. Bunun baya bi dalgasını geçtik ev ahalisi olarak. Üç-dört güne de saçlarım zaten çıktı. Şu an üç numara falan olması lazım. Uzamasının baya bi sıkıntı olacağını düşünüyorum. Bakalım bu dönem nasıl geçecek benim için. 

16 Ocak 2014 Perşembe

Yorgun Beden | Bulduklarım vol.20

"..... Çok yorgun bir beden. Her tür vücut sıvısına bulanmış her tarafı. Öpülüp ısırılmaktan, yalanıp emilmekten morarmış, kızarmış, bozarmış!.. Hırpalanmış her seferinde, durmadan daha fazlası olabilir demiş, gittikçe daha fazla acımış. "Tek"liğin "tek"düzeliğiyle sarsılınca daha çok beden istemiş üstünde. Bunun bir maharet olduğunaysa aklı biraz geç ermiş! Yetememiş önce hiçbirisine. Bir sanatçı azmiyle coşunca, giderek ona da alışmış ne var ki. Gururdan kabarmış, gururun en hastalıklısından hem de. "Yeterli" olmanın hastalıklı övüncü!.. "Hemen"ler, "hep"ler, "hepsi"ler girmiş devreye, hepsi hemen ve hep kendine istenmiş! Pelteleşip duyumsayamaz hale gelince, acının aslında deriden daha derinde de hissedilebileceğini, mazoşist bir zevkin insani bir üzüntüyle aynı kefeye konabileceğini fark etmiş... Üstünden, altından geçen tüm vücutları tek tek gözünün önüne getirdikçe, bir süredir attığının ayırdın da olmadığı kalbiyle yüzleşmiş. Film şeridine bir parmak hamlesiyle ivme kazandıran sağ eli, sol göğsünü hatırlamış. Çeşit çeşit elin avuçladığı göğsü, bu sefer kendi avcuyla buluşmuş. Bir farkla. Zevke getirmek için değil bu sefer... Gözlerinin önünden geçen her bedenle, parmakları kıvrılmış derinin üzerinde. Hafif uzun tırnakları her bir vücudun her dokunuşunda, her bir dil darbesinde kenetlenmiş derisine, meme ucunu sıyırarak çekilmiş aşağıya. büyük bir hırsla! Tırnaklar kan kırmızı... Kalp "dört yol"lu... Göbek deliğine doğru süzülen, yatağın elyafına emilen kan... Ama yüzünde "bebeksi" bir gülümseme!.. Şerit biterken, her şeyin başladığı yere döndüğünü fark etmiş. Kanlı baş parmağını ağzına götürüp emerken, yana kıvrılıp dizlerini göğsüne çekmiş. Gözünden süzülen tek damla yaş, suratındaki huzuru perçinlemiş. Ana rahmine düştüğünde, aklından geçen tek bir şey... Tek... Şey... Bir... "Keşke bu pozisyonda arkamdan sarılıp, haddimi bildirecek bir beden mi olsaydı?.."....."

5 Ocak 2014 Pazar

Sansasyonel Sıradışılık 3 Yaşında



Ben hala bunca zamandır yazdığıma inanamıyorum. Ben ki Edebiyat ve Türkçe derslerinden nefret eden insan, üç yıldır blog yazıyorum. Okunup okunmamak çokta önemli değil. Ben yazayım da kim okursa okusun, kim beğenirse beğensin, kim alınırsa alınsın. 

Ben yazmaya devam etmeyi düşünüyorum. Yazıcam, yazmalıyım. Çünkü bu zindan gibi şehirde yapabileceğim en güzel şey yazmak. Sizler beni takipte kalın. Kim bilebilir daha neler olacak bu yıl?

Üç maymunu oynamak yok. Olduğu gibi gördüklerimi duyduklarımı yazarım !

1 Ocak 2014 Çarşamba

2014 Başlasın !


Öncelikle yemekleri, mezeleri, içkileri ve ortamı hazırladık.



Rakı veya Bira eşliğinde yılbaşı yemeğimizi yedik.


Biraz çıldırdık, bugün sadece yılbaşı değil aynı zamanda Fikret'in doğum günüydü!


Yemekler bitti. Tekila faslına geçtik. ŞATŞATŞATŞATŞATŞATŞTŞATŞATŞATŞAT



Yeni yıla girerken Kadehlerimizi alıp sokağa çıktık ve şampanyamızı patlattık.


Tabi sokakta herkesin kafası bimilyondu.


Şerefeee!!!!


2014'te herkesin dilekleri yerine gelsin, mutlulukta boğulun!!