14 Eylül 2013 Cumartesi

Sadece İlk Kararı Vermekte Özgürsün | Bulduklarım vol.18

Adamın biri bilge bir kral olmakla ün salmış kralın yanına gider. Krala şunu sorar "Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?" Kral "Elbette" der "Kaç bacağın var senin?" Adam soruya şaşırarak "İki efendim" der. Kral "Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin?" "Elbette" diye cevap verir adam. Kral "O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver". Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir. "Tamam" der kral "Şimdi de öteki bacağını kaldır." Adam şaşırır "Bu imkansız kralım" der. "Gördün mü?" der kral " Özgürlük budur. Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil."

Tiziano Terzani'nin Atlıkarıncada Bir Tur Daha adlı kitabında okuduğum bu küçük öykü yıllardır tartışılan özgürlük kavramı üzerinde bir kez daha düşünmeme yol açtı. Hayat gerçekten böyleydi. İlk kararı alıyordun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak gerçekleşiyordu. Hayat hata kabul etmiyordu. ilk kararın doğruysa işler yolunda gidiyordu ama eğer yanlış bir karar aldıysan, herşey zincirleme yanlış gidiyordu.

Mesela mesleğini seçerken... Hasbelkader, iyi düşünmeden, yeteneklerinin farkında olmaksızın bir meslek seçtiğinde ömür boyu işini zorla yapmaya mahkum oluyordun. İşinin başındayken başka bir iş yapmayı özlüyordun. Ama biliyordun ki; özgürlüğünü kullanmış ilk kararı vermiştin ve yeniden başlama cesaretin yoktu. Bazı insanlar vardı hayatta...Onlar ise herşeyi ardlarında bırakıp yeniden başlayacak kadar cesurlardı. Ama sen onlardan biri olamıyordun. Bunca emek bunca çalışmayı sanki çöpmüş gibi bir çırpıda atıveremiyordun. Oysa göz ardı ettiğin bir şey vardı. Hayat çok kısaydı ve mutsuz olduğun işlerle zaman öldürmek aynı zamanda ruhunu öldürmekle eş anlamlıydı.

Evlilik konusunda da iyi karar vermek gerekiyordu. Yanlış bir karar aynı evde yaşayan iki düşman yaratabilirdi. Aşk zorunluluğa dönüşebilir ve hayatını cehenneme çevirebilirdi. İlk kararı alıyordun, bu konuda özgürdün ama devamında senin kararına bağlı olmayan pek çok şey gerçekleşiyordu.

Hayat kararlardan ibaretti ve kararlar birer kibritti. Doğru yerde ateşlediğinde seni ısıtacak ateş, çorbanı kaynatacak ateş oluyordu, yanlış yerde ateşlediğin vakit ise içinde bulunduğun evle birlikte seni de yakıyordu.

Hayat öyle basite alınacak bir oyun değildi. Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyordu. Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyordu. Çok daha önemli olan başka bir şey vardı. Kendini bilmek... Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler yapabileceğini bilmek zorundaydın. Ancak o zaman doğru kararlar veriyor ve mutlu bir hayata sahip oluyordun.

Ve kararlar birer kibritti... Ya kendini yakıyordun ya da ısıtıyordun...

12 Eylül 2013 Perşembe

Hayatla Oynama Çocuğum | Bulduklarım vol.17

Hayatla oynama çocuğum; düşün öldürmeden, öldürmeye karar vermeden önce: İstediğin zaman katil olabilirsin ama istediğinde masum olamazsın. Bir canlıyı öldürebilirsin ama bir ölüye can veremezsin. Canın çektiği zaman hapse girebilirsin ama canın çekti diye dışarı çıkamazsın. İstersen kirlenirsin ama her lekeyi temizleyemezsin.

Hayatla oynama çocuğum; hayatı bugünden ibaret sanma. Hayat dediğin değişir. Dikkatli bakarsan görürsün nasıl değiştiğini. Hiçbir şeyi görmüyorsan kendine bak. Daha dün, “off, bir an önce sakalım çıksa da hava atsam” diye geçiriyordun aklından, bak bugün ne kadar da hızla uzuyor yüzündeki o kıllar. Bu defa da kesmekle başedemiyorsun. İnaçların değişir. Bugün doğru bildiğin şeyin yarın o kadar da doğru olmadığını anlarsın. "O zaman ne kadar da cahilmişim!" diye gülersin kendine. Ama bunları düşünüp gülebilmen için yaşaman ve geri dönmenin mümkün olduğu bir yerde bulunman gerekir. Unutma, ölümün çaresi yoktur sadece.

Dostların değişir; tabii düşmanların da.. Bugün dost bildiklerinin aslında sana pek de öyle dost olmadığını görürsün. Öte yandan aslında dünyada hiçkimsenin düşmanın olmayabileceğini de... Ya da bugünkü dostunun asıl düşman, düşmanın asıl dostun olduğunu. Ama bunları anlaman için önce hayatta, masum ve özgür olman gerekir.

Hayatla oynama çocuğum. Kimsenin hayatıyla oynama. Döktüğün ya da dökmeyi göze aldığın o kan öyle çıkmaz bir lekedir ki hiçbir temizlik malzemesinin gücü yetmez arıtmaya. İnanmazsan lafımı unutma da son nefesini verirken ellerine bak, o zaman göreceksin.

Öyle herşeye kolay inanma çocuğum. O reislerin, abilerin, "serok"ların, hocaların, yazarların, şeyhlerin sana bir emir verdikleri zaman onu kendilerinin yapmasını iste mesela. Bakalım yapabilecekler mi?

Kendini dört yanın düşmanla çevrilmiş gibi hissedersen, şehrin dışına çık şöyle bir... Doruğu bulutlarla dans eden dağların heybetine bak. Uzanıp giden bozkırın sonsuz genişliğine bak. Ömrünü kimseyi öldürmeden bitiren ağaçların bir müjde verir gibi çiçek açışına, kimseden bir şey beklemeden meyve verişine bak. Kıpır kıpır devinen masmavi denize bak. İnsanın doymak bilmez açgözlülüğüne bereketiyle karşılık veren toprağa bak. Hiçbir yere çıkamıyorsan kaldır da başını gökyüzüne bak, onun sana vaat ettiği özgürlüğe bak.

Kitaplara fazla inanma çocuğum; o gazeteci - yazar abilerinin her gün köşelerinden üzerine üzerine kustuğu paranoyalara kapılma. Onların geçim kapısıdır paranoya ticareti. “Biz bu kadar tehlikedeysek, siz de bunu bu kadar iyi biliyorsanız siz ne duruyorsunuz?” de mesela. Bakalım kuruldukları köşeden kalkabilecekler mi?

Hayatta hiçbir şeyin kolay cevabı yoktur çocuğum. Sana reçete sunanlara inanma. Onlar kocakarı ilacıdır en yararsızından. Zehirdir hatta, kanına işler, farkında bile olamazsın. Ah bir bilsen, "Beyaz Türklerin Büyük Sırrı"na niçin o kadar kolay vakıf olabildiğini... Basit bir matematik problemini bile çözmekte zorlanırken birden hayatın anlamını kavradığını hissettiren adamlara kanma. İşin püf noktasını bilirler; o kitapları yazarken kaç baskı yapıp ne kadar kazanacaklarını hesaplar onlar sadece...

Hayatla oynama çocuğum, hayatını zindan etme. Zindana düşünce anlarsın ancak sokaklarda başıboş yürümenin değerini. Etrafa baktığın zaman bir duvardan başka şeyler de görebilmenin değerini. Sabah sevdiklerinle kahvaltı yapabilmenin sıcaklığını... Oraya düşünce anlarsın ancak günlerin yıl, saatlerin gün, dakikaların saat kadar yavaş geçtiğini. Ama senin bu yavaşlığın tersine büyük bir hızla yaşlandığını...

Hayatla oynama çocuğum. Öldürdün, bak hepimiz daha kirliyiz şimdi; daha günahkâr, daha zalim. Sen cana kıydığın için; o çok sevdiğin büyüklerin teşvik ve azmettirdiği için; biz de seni onların eline bıraktığımız için... Uğruna gırtlak kestiğin, kurşun sıktığın Allahın huzuruna çıktığında o öldürdüklerinin affına sığınmaktan başka da çaremiz yok aslında.

Hayat değişir, insanlar, fikirler, saflar değişir. Bir gün birine yakın hissedersin kendini bir gün bir başkasına. Devrim için yola çıkarsın. Belki bu yolda ölmeyi öldürmeyi göze alırsın bir bakarsın devrim diye bir şeye aslında gerek de yokmuş. Tanrı için öldürdüğünü sanırsın, ama öldürmekle aslında tanrının en önemli eserini öldürdüğünü anlarsın zamanla.

Kahramanlara fazla inanma çocuğum. Kahramanlığa özenme. Hayal üründür hep Süpermenler, Polatlar... Yine de amacın kahramanlıksa eğer, unutma; yaşatmak en büyük kahramanlıktır. Hem hepiniz kahraman olmaya kalkarsanız hangi birinizi besleyeceğiz biz?

"Hayat"la oynama çocuğum, hayatınla oynama. Kimsenin dolduruşuna gelme; gaza gelme, saza gel. Saz çalmayı öğren mesela. Bu hayatın sekiz notaya bile ne sonsuz bir ezgi sığdırabildiğini düşün de kendi sesinden başka sese tahammül edemediğin için utan...

11 Eylül 2013 Çarşamba

Göz Ameliyatım

Neler oldu neler?
Gözlüğümle eskisi kadar iyi göremediğim için doktora gittim. Ben sadece gözlük numaralarımın büyüdüğünü düşünmüştüm. Ama velev ki öyle değilmiş. Çünkü doktor hangi merceği takarsa taksın, benim görüşüm düzelmedi. Meğersem bende keratokonus diye bir rahatsızlık varmış.

Hemen kısaca anlatayım bu rahatsızlığı size. Gözün önünde bulunun kornea dediğimiz kısımda bozulmalar varmış. Daha sivri ve inceymiş normalde göre. Bunun üzerine ben bir iki doktora daha gittim. Göz topografısi falan çektirdim. Gözle alakalı  çok makineye girdim işte. Sonunda bana her doktor ameliyat dedi. Crosslinking ameliyatı olacakmışım. Ben iğneden korkan adama, sen gel "ameliyatı olman lazım" de. önce bi yusuf yusuf oldum tabi. Günlerce ameliyat moduna girmekle uğraştım. Ameliyat öncesi iki gece uyuyamadım.

Gel gör ki ameliyat günü geldi çattı. Bana "saat 11:00'de ameliyathane önünde ol seni çağırırız biz" dediler. Ben beklemeye başladım. Beklerken de uyumuşum zaten. Saat 14:00'da uyandım. Ameliyata aldılar beni. Girdim içeriye. Aman öyle korkulacak bişi değilmiş. Hatta hiç korkulacak bir şey değilmiş yani. Beni soydular yatırdılar. Gözüme "tel" diye bir şey geçirdiler. Gözümü kırpmamam içinmiş. Sonra zaten damla damlatmaya başladılar. Önce uyuşturdular damla damlatarak. Sonra B2 vitaminini damlatmaya başladılar. İlk yarım saat böyle geçti. İkinci yarım saatte UV ışınını gözüme doğru yönelttiler. Tabi damla damlatmaya devam ediyorlardı. Sonrada gözüme kontak lens yerleştirdiler ve ameliyat masasından kalktım. Korkulacak hiç bir şey yokmuş aslında. Ben biraz güzümde büyütmüşüm olanları.

Tabi bu ameliyat herhalde en basit ameliyattır. Hatta bence ameliyat bile denmemeli ya neyse...

7 Eylül 2013 Cumartesi

Altıncı His

Boşuna üzülmüşüm, boşuna ağlamışım. Hiç birinden farkın yokmuş seninde. Aynı şeyler başıma gelecek diye korkuyordum. Korkularım gerçekleşmeye başladı. Nereden başlasam bilemiyorum anlatmaya. Değişecek hayatım sanmıştım. En önemlisi de sana inanmıştım. İnanmak istemiştim koşulsuz şartsız. Bunu da sana söylemiştim.

Senin de isteğin benim istediğim gibi bi hayat ise neden o zaman bu tarz bi olayla beni karşılaştırıyorsun? Artık ağzımdan çıkan her "aşkım" kelimesi yalan. Sana söylediğim bütün sevgi dolu cümleler yalan. Çünkü ben artık sana güvenmiyorum. Güvenmek hayatımın en önemli parçası. Ve altıncı hissim beni hiç bir zaman yanıltmaz. Aldatıldığımı hissediyor oluşum, benim için bir ilişkinin bitmesi demektir. Ki sen bu hissi çoktan hissettirdin bana.

Neden böyle davrandığını kestiremiyorum. Kafam karıştı. Boş yere ümitlenmişim ben yine. Senle yaşadığım herşey boşmuş, yalanmış. Bundan sonra da ben yalan olacağım. Dişe diş kana kanla cevap vermesini iyi bilirim aşkım.

6 Eylül 2013 Cuma

Kıskan & Sev & Özle

Kıskan ya. 
Biriyle konuştuğumu görünce trip at bana. 
Bi tek benimle konuş de. 
Gecenin bir yarısında uyandır, sesini özledim de. 
Hep senin sesinle uyuyup senin sesinle uyanayım. 
Olmuyor başka türlü, rahat uyuyamıyorum de. 
Benden bir saat haber alamadığında ortalığı ayağa kaldır. 

Yap yani. 
Sahiplen. 
Kıskan. 
Sev. 
En çokta özle. 

Yüzünü görmek istiyorum de. 
Görüşelim olmuyor sensiz de. 
Haberim olmadığında kapıma kadar gel, çık dışarıya de. 
Tek başıma evin önüne bile çıkarma beni. 
Hep benden bekleme, biraz da sen özle. 
İhtiyacım var sahiplenmeye sahiplenilmeye. 
Hep bir şeyler eksik oluyor aradığım O kisi olmayınca . 
Hadi çıkta gel artık...