30 Ekim 2012 Salı

Yusufçuk (Dragon Fly)



Yusufçuk ruhuna sahip olmanın anlamı, hiç durmaksızın kendi rüyalarının, umutlarının dileklerinin ve ihtiyaçlarının ifadesi için çabalamadır.

Kırma

İçimde kalmasına izin verdim duygularımın
Bu sefer dışarı vurmadım
Önceden vurdum da ne oldu
Gelen bana vurdu giden bana vurdu
Belkide pişman olacağım
Sadece mantığımı kullandım
Kalbimi susturdum
Ben geleceği düşünerek hayaller kurarım
Biteceğini bile bile başlamam artık bir aşka
O yüzden yalnızım zaten
Yaşayamıyorum
Kırılmasına izin vermiyorum kalbimin
Mantığım böyle olmasını istedi aşkım
Kalbimi sana verdim geçen gün
Bundan senin bile haberin yok
Hatta mantığımı bile kandırdım
Onunda haberi yok aşkım
Aşkım diyorum sana
Çünkü bu kalp açık sana
Sen ne hissediyorsun bilmiyorum
Eğer aynı duygulardaysan
Ve eğer söylersen bana
Ben zaten şimdiden aşkım demeye başladım
Belkide kendi kendime kuruntular yaratıyorum
Aşkım beni duyuyorsan
Nereye gideceğini biliyorsun

28 Ekim 2012 Pazar

Eyvallah

Adamım ilk önce. Bir gruba ve aileye dâhil değilim ama bir duruşa sahibim. Her insan gibi huzur veririm. Ya gelince; ya da gidince. Yaşadığımın farkındayım. Çünkü hayatımda inişler ve çıkışlar var kalbimizin ritmi gibi. İnsanlarla yüz yüze konuşarak tanımaya ve her sorunu halletmeye yönelik çaba gösteririm. Ama bazı insanlar geliyor önüme, hangi yüzüne konuşacağımı bilmiyorum :( Bu yüzden yanlış bildiğim yolda herkesle yürüyeceğime, doğru bildiğim yolda tek başıma yürümüşümdür hep. Hayatımda bir kalbime aldıklarım vardır; birde kaale almadıklarım :) İsrafı sevmem. Tabağıma yiyebileceğim kadar yemek, hayatıma sevebileceğim kadar insan almışımdır. Sonradan karın ve baş ağrısı çekmemek için :) Güzel bir duygudur AŞK; sandığımız kadar değil, yandığımız kadardır. Kimine göre de alt tarafıdır AŞK; kimine göre sol tarafı. Kadere inanır ya nasip derim :) Nasip de istenen değil, hep verilendir. Nasipse gelirmiş Çin’den, Yemen’den; nasip değilse senin olsa bile kayar gidermiş elden. Cehaletin mutluluk olduğu bu ortamda, akıllı olmak deliliktir :) İnsanları geçimsiz yapan sevgisizliktir. Birbirine düşman eden iletişimsizliktir. Güzellikten yana ne varsa yok eden de ilgisizliktir. Bu nedenle insanlar hep birbirlerini yaralar. Sakın aklınızdan çıkarmayın. Açtığınız her yaradan, hesap soracak Yaradan. Bu hesaptan korktuğum için hep bende kalmıştır insanlık. Sanki gidecek başka kimsesi yokmuş gibi :) Yıkılırım sananlar, sarsılmam bile ben. Cam gibiyim; ne kadar kırarsanız kırın, kırıldıkça keskinleşirim. Canım yansa da sabrederim. Canımı yakanın, canının yanacağı günü beklerim. Kısacası; 
YAŞAYAMADIKLARIMA EYVALLAH. 
YAŞADIKLARIMA ELHAMDÜLİLLAH. 
YAŞAYACAKLARIMA BİSMİLLAH. 
HATALARIMA ESTAĞFİRULLAH.

24 Ekim 2012 Çarşamba

Şu Seni Deli Gibi Seven Kişi


Hani şu senin deli gibi sevdiğin kişi bir gün sana “seni seviyorum” der de, çıkarsanız, anlatayım neler olacak:

İlk önce sana seni sevdiğini söyleyecek, senin için uğraşacak, seni mutlu edecek, sana sarılacak, seni öpecek, sana istediğin herşeyi verecek. Hediyeler alacak, seninle uyuyacak, gezecek, birlikte kahkahalar atacaksınız. Sonra yemek, sonra resim, herşeyi birlikte yaşayacaksınız. Ayakların yerden kesilecek, herkese onu anlatacaksın, hatta ondan başka hiçbir şeyi konuşmayacaksın. Onun sonsuza dek yanında olacağını düşünüp, onun için herkesi karşına alacaksın. Hayatını, ondan ibaret gibi anlatacak ve yaşayacaksın. Gözlerinde kaybolacaksın, ellerini bırakmak istemeyeceksin, üşüdüğünde ona sarılacaksın, kalbinin atışını hissedeceksin, kokusunu ciğerlerine kadar ezberleyeceksin. Ne zaman ne yaptığını, mimiklerini, kirpiklerini, ellerini aklına gelecek ne varsa bir bir aklına işleyecek hepsinin şekli şemali.

Herşey güzel gidiyor diyeceksin, sonra bir şey olacak. Bir soğukluk girecek araya, bir umursamama, bir takmama. İşte o zaman yerden kestiği ayaklarınla çakılacaksın yere. Bir şey olmayacak vücuduna ama kalbin parçalanacak. Öleceksin her gün. Çünkü o senden sıkılmış olacak. Çünkü o senden bıkmış, artık başka tatlar arıyor olacak. Çünkü o, çoktan bir başkasıyla konuşmaya başlamış, senden kurtulmanın yolunu arıyor olacak. Sen ne mi olacaksın? Hayatına giren her kişiye onun sana yaptığı bu şerefsizliği ödetmeye çalışacaksın. Canı yansın isteyeceksin, senin mutluluğunu duysun, kahrolsun diye dualar edeceksin. Onsuz mutlu olabileceğini kanıtlamaya çalışacaksın, nefret ede ede seveceksin. “Bir gün bana gelirse asla dönmeyeceğim” yalanına kendini inandıracak, ama hep gelmesini bekleyeceksin.

Sen ne mi olacaksın? Sen, yaşarken öleceksin.

23 Ekim 2012 Salı

Bana Sor


Sen özlemeyi bir de bana sor
Gece olunca yalnızlık sarınca bedenimi
Onun, eli tutsun ellerimi diye beklemeyi
Bana sor severken özlemeyi
Bir ses ararken kulaklarım
Sevdiğini söylerken fısıldamanı
Gözlerim seni ararken
Karanlıkta hayalini görmeyi
Karakaşını kara gözünü…
Sen bana sor
Aslında bana çok yakın
Ama bir o kadarda uzak oluşunu
Elimi göğsüme sokup okşamayı
Seni özleyen kalbimi…
Yüreğimin titremesini
İçimin aniden ürpermesini
Şefkatin ve üzerime titremen
Aklıma gelirken benim mutluluğum
Hasretimden süzülen birkaç damlayı
Bana sor sensiz sessiz ağlamayı
Yanımdaymışsın gibi yatakta yorgana sarılmayı
Bedenimi sarmayı beklemeyi
Teninin kokusunu içime çekmeyi
Sensizken seninle sevişmeyi
Bana sor bitanem
Bana sor sen özlemeyi
Özlemenin en acı en yalnız çığlıklarını
Ben iyi bilirim
Özlemle şu yüreğimin
Her defasında aynı şekilde
Heyecanla atmasını
Sen bana sor birtanem

19 Ekim 2012 Cuma

Suskunuz


Suskunuz... Hem de çığlık çığlığa bir suskunluk bizimkisi...

Bu konuşacak bir şeyimiz olmadığından değil. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin, alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında bizim korkumuz...

İkimiz de cesaret edemiyoruz. Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz yalnızlığımıza. Seviyoruz onu. Bekli de yaşandığında yok olacağı korkusu bizi tereddütte düşüren. Kaybetmekten korkacağımız bize ait bir şey oluşturma kaygısı...

Sen yapamadığın hamlenin, hayatin boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden başka bir şey olmayacağını düşündün hep...

Bense yılların verdiği bir alışkanlıkla içinde var ettiğim bana daha fazla acı vermemek için susmayı tercih ettim...

İçimden çiğlik atarak susuyorum... Susuyorum... İçimde o kadar güzelsin ki... Sana susuyorum...

Demiştim ya "yüreğim susmayı öğreniyor". Asli yok. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çiğliğin yankısı hiç bitmiyor. O hiç susmayacak... Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak, parçalayacak içimi. Benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek tekrar...

Her soğuk üşütemediği gibi, her ateş de yakamazmış insani... Üşüyorum; alev alev üşüyorum... Hani saatlerce sessiz, tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya; gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir şey değil...

Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler... Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam... Suskunuz... Hem de çığlık çığlığa bir suskunluk bizimkisi...

İçimden çiğlik atarak susuyorum... Susuyorum... İçimde o kadar güzelsin ki...Sana susuyorum...

18 Ekim 2012 Perşembe

Bak Buda Başlık: Çağdaş

Kimse bilmezdi onun gerçek duygularını. Kapalı bir kutu gibiydi adeta. Kilitlemişti kendini dışarısının barbarlığına. Korkuyordu. Küçücüktü yüreği. Daha önce emanet etmişti kalbini, biliyordu acı çekmenin ne demek olduğunu. Bu yüzdende korkuyordu. Acı çekmek istemiyordu mutluluğun sonunda. Mutlu olmuştu hemde çok mutlu olmuştu. Kimsenin bozamayacağını düşünüyordu mutluluğunu. Hiç bitmeyecekmiş gibi yaşadı mutluluğunu. Her gün her dakika... Nerden bilebilirdi ki aşkın vermiş olduğu mutluluğun en sonunda ona acı çektireceğini. Fitil fitil burnundan geleceğini nerden bilebilirdi ki?

Neyse gidelim de meze alalım bari. Çok alaklı oldu biliyorum. Ama yanınmda o kadar salak bi çocuk oturuyor ki bütün konsantrem dağılmış durumda. Bok ye emi Çağdaş!


15 Ekim 2012 Pazartesi

..... bir insanım


Aynı şarkıyı 100 kere dinleme manyaklığı olan,sabah suyu yüzüne çarparken suyun bileklerden dirseklerine akmasına uyuz olan, buzdolabını açıp boş boş baktıktan sonra kapayan, kulağında mp3 ile gezerken klip tadında yürüyen,elleri...ni bir türlü ısıtamayan, çift bölmeli çakmakta her iki tarafta gaz seviyesini dengeleme ihtiyacı duyan, girdiği kapalı bir mekanda ilk önce çıkış kapısının nerede olduğunu arayan, masaya oturduğu zaman ilk olarak ayaklarını koyacak yer arayan, küçükken radyodan kaset dolduran iki eli birden doluyken elektrik düğmesini burnuyla açıp kapayan, kedinin miyavlamasını bakışlarıyla susturmaya çalışan, otobüsü kaçırınca gurur yapıp arkasından koşmayan, çorap giymeyip biraz hava alsın diyen,hiçbir bebeğin ağlamasına tahammül edemeyen, hayatında hiç lost izlememenin eksikliğini hissetmeyen, arabayı müzik olmadan hareket ettiremeyen, limonun tekbir damlasına bile uyuz olan, eşek kadar kızların 3 yaşındaki kızlar gibi konuşmalarına sinir olan, yolda giderken kaldırımdaki karo taşların çizgilerine basmamaya özen gösteren, sınavlarda bir türlü kopya çekmeyi beceremeyen, gülünmemesi gereken yerde gelen gülme krizinin verdiği haz ve acıyı birçok kez yaşamış olan, bir türlü insanlara güvenmemesi gerekirken her seferinde aynı hatayı yapan,, bir benzerimin daha olmadığını düşünen ((değişik)) bir insanım... ♥ :))

14 Ekim 2012 Pazar

Kahkaha - Karınca - Koreli

Güldüm, kahkahalara boğuldum. Dikkatini çekmiş olmalıyım. Bana baktı uzun uzun, süzmeye çalıştı beni. Kafamı çevirmedim bilerek. Benim dikkatli bir şekilde baktığımı görünce çevirdi aniden kafasını. Ben Koreliler gibi bakmaya devam ettim. O da arada bir kafasını çevirip çevirip bakmaya çalıştı. Bakışlarımla buna müsaade etmemiştim ezip geçmiştim adeta. Ama sonrasında bende arkadaşlarla muhabbette öyle bir dalmışım ki onun varlığını bile unutmuşum. O pis bakışlarını yakaladım yine. Kötü kötü bakıyor gibiydi. Akşam tenhada kıstıracak gözlerle bakmıştı sanki.

Biraz sinirlerim bozulmuştu. Masasından kalktı, kapıya doğru giderken yanımdan geçecekti ki; ben birden dikiliverdim önüne. Ben aniden ayağa kalkınca biraz gözlerim bulandı. Miyop olduğumu unutmuşum, uzağı göremiyordum. Gözlüğümü taktım bir daha baktım. Bana bakan o sinsi ve kötü gözleri görmeye çalıştım. Ama nafile başaramadım. karşımda o kadar küçülmüştü ki onu görebilmek için çömelmem gerekiyordu. Ve bu duruma bir kahkaha daha patlatmıştım. Ve o gün bir kez daha kahkahamda boğulmuştum. O ise karıncaların peşine gitmişti. Acaba onları da mı yoldan çıkarırım ümidi vardı içinde... Kim bilir insanların ona yaptığı bunca şeyden sonra belkide yapabileceği en güzel şey; eskiden büyüteçle yakıp öldürdüğü karıncanın arkadaşı olmaktır.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Kendi Kendinle Düello

Özeleştiri, özün, nefsin, insanın kendisini eleştirmesidir; duygu, inanç, düşünce ve davranışlarını belli bir gerçeklik ve değerler tablosu/şablonu içine yerleştirerek test etmesi, denemesi ve değerlendirmesidir. 

Yukarıdaki tanım aslında her şeyi özetlemiş bir şekilde anlatıyor. Çoğu insan aslında kendisini eleştirmez, kendisini eleştirenleri de hiç sevmez. Hep saldıracak, eleştirecek başka insanlar bulmaya çalışır hayatında. Kimse mükemmel değildir önce bunun farkına varalım. "Hatasız kul olmaz" demiş Orhan baba. 

İnternette öz eleştiri ile ilgili biraz araştırma yaptım. Çok ilginç yazılara rastladım. İşte bunlardan bir kaç tanesi:

"Özümü niye eleştireyim iyi,peki eleştireyim özüm mükemmelsin. Ben üzümü eleştireyim onun çöpü var." 
"Kendiyle yüzleşebilen insan hayatla daha kolay yüzleşir ve bir çok olumsuzluktan galip çıkar." 
"Kendi kendinle düello" 
"Kişinin kendi davranışlarını objektif bir şekilden gözden geçirmesidir. Bunun sonucu hiç hata bulamayanına bencil denilmektedir.


Bence önce insanlara öz eleştiri yapmayı öğretmek gerek. Yoksa o küçük insanlar kendilerinin mükemmelliklerinden, burunlarının büyüklüklerinden kendilerinin yaptıkları hataları bir türlü göremezler, görmemeye devam ederler.

Lütfen başkalarına dil uzatmadan önce dönüp bir aynaya bakın. Önce kendinizle yüzleşin. Tabi buna gerçekten cesaretiniz varsa...

3 Ekim 2012 Çarşamba

Şizofrenik Bir Şey

birden gökyüzü aydınlandı ve bir yıldız düşüverdi gökten yeryüzüne. aslında o kadarda uzakta değillermiş. hepsi bir göz yanılgısıymış. burnumuzun ucunu bile yanlış görüyormuşuz. aslında görmüyormuşuz bile sadece bakıyormuşuz. elimizi uzatsak alacakmışız elmayı, armudu... tahmin ettiğimiz kadar ulaşılması güç bir yer değilmiş antartika. Bir adımlık mesafeymiş. Bir nefeslik hava varmış aslında dünyada. sadece benim için olan. İşte bu konuda iyi bir çözüm yolu bulmuşuz kendimize. Yanılgılara devam etmişiz yanılmışız sürekli. Dünyaya gelmiş bir çok insan, bir çok bebek, bir çok kadın, bir çok yaşlı, bir çok ceset... Kullanmışlar dünyadaki havayı. Sadece bana kadar varmış aslında. Atmosfer o kadar küçükmüş dünyada. Gerçi nefes bile almaya ihtiyaç yokmuş. Çok uzun zaman nefessiz kalabiliyormuşum ben. Mesela şu an 34dakika 325saniyedir nefesimi tutuyorum. Bir gariplik yok bunda. Her şeyin daha iyiye gittiği bir yermiş önceden burası. Ben dinledim dünyayı, anlattı bana her şeyini. Mavi ve yeşil varmış her yerde. Şimdiki gibi internet yokmuş. İnternet mi yokmuş... İyi ki var şu an. Yoksa dünya ile konuştuğumu kime anlatabilirdim ben. Hele ki bir tek nefeslik hava varken dünyada, kime anlatmaya çalışırdım. Öteki Dünyalara anlatırdım. Gördüm onları da geçenlerde. Mektup göndermişler bana. bir de mail adresi bırakmışlar. Çok garip bir alfabeleri vardı. ama çözmem uzun zamanımı almadı. Sanki doğuştan biliyordum o alfabeyi. 1 gecede onların dilini bile konuşur oldum. Hemen bir mail gönderdim ona. Çok merak etmiştim. Acaba beni almaya gelir miydi? Nefesimi tutuyorum hala 27gün 12saat 3dakika 1991saniyedir nefes alamadım. Pek değişen bir şey hala yok işte. Ne zaman öleceğimi de biliyorum. Aslında pek vaktim kalmamış. Son nefesimi de uzun zamandır tutuyorum. En iyisi bırakayım da bitsin bu Dünya oyunu.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Acele az kullanılmış sevgili arıyorum (!) | Bulduklarım vol9


Bugünkü konuma geçeyim. Konum; Acele Az Kullanılmış Sevgili Arıyorum... Ne demek bu şimdi diyebilirsiniz. En doğal hakkınız tabii bunu söylemek. Şöyle diyeyim ben sürekli sitelere üye olan, bilgilerimi sağa sola bırakan birisiyim ve ne zaman bıraktığımı hatırlamadığım bir arkadaşlık sitesinden birisinin profilimle ilgilendiğine dair bir e-posta gelmiş. Ben de meraklıyım girdim baktım...

Siteye girdiğimde ortamın çok garip olduğuna şahit oldum. Kişiler videolarını da ekleyebiliyorlarmış. Ve merakım bir kat daha arttı acaba insanlar kendilerini nasıl tanıtıyorlar diye. Ve arama alanına gidip, tüm videoları görebilmek için en geniş arama aralıklarını seçtim ve ara dedim. Karşıma erkeklerin %90'unu oluşturduğu bir sayfa geldi ve incelemeye başladım.
Yurdumun erkeklerinin neresine düşkün olduğunu gayet iyi bildiğimden onların kendilerini övmeleri, saçma saçma ve sanki oraya video bırakmakla adam olmuş gibi gerile gerile konuşmalarını "güleriz ağlanacak halimize" modunda izledim.
Sırada bayanların videosundaydı ki zaten sadece 8 bayan videosunu yayınlamıştı. 2'sinin ki çalışmıyordu. Evet oturdum vakit kaybı demedim izledim. Zaten çok kısa çekimler. Ama hallerini bir görseniz, sanki et pazarı da kendilerini görücüye çıkarmışlar.
Hele bir tanesi var ki kendini tanıtma cümlesi de şu "Eminim ki aradığım o temiz kalpli insan dünyada bir yerlerde." İçimden dedim ki kendi kendime, "Ah kızım aradığın o temiz kalpli insan burada değil, hem yanlışlıkla buraya düştü ise de senin bu kendini beğendirmeye çalışan salak videonu gördükten sonra sana asla uğramaz."
Yüzlerce arkadaşlık sitesi var, herkes birbirine yazıyor. Ortamı kızıştırmak isteyen site sahipleri ise en çok ziyaret edilen profillere ödül veriyorlar. Eee bu durumda da akıllarının yavaş yavaş ufaldığını düşündüğüm dünyalılar türlü şebeklikleri yapıp türlü taklalarla profillerini ziyaret ettirip, hediyeleri kapıyorlar.
Bundan en çok para kazananlar ise, gsm operatörleri. En çok bu tür smslerle erkeklerin zayıf yanını kullanıp para kazanmak isteyen şirket ise Turkcell. Ne zaman kontör yüklesem, artık nereye telefonumu verdiysem oradan gelen bir smsle ötüyor telefonum. Sms aynen şöyle : DEMET34 YILLARDIR ARADIĞIM LÜTFEN SEN OL. Şimdi bu nedir? Karşı taraf nereden bildi benim kontör yüklediğimi sizce? Elbette Turkcell'in bir oyunu. Bazen gerçek de olabiliyorlar. Ama sonu gelmeyen bir gerçeklik. Eğer şöyle muhabbetlik arıyorum derseniz ya da başka bir niyetiniz varsa (orasını ben bilemem o sizin içinize kalmış), cep numaranızı verin karşı tarafa ve deyin ki "Bana bu hat üzerinen mesaj at." Eğer gerçekten sizle görüşmek istiyorsa atacaktır. (Tüyo da veriyoruz.)
Neyse toparlayayım yazımı...
Arkadaşlık sitelerinden bulacağınız kişilerden medet umanlardansanız, ya da yaşamınızın bir kısmını bu sitelerde geçiriyorsanız, sizi sokaklara davet ediyorum...
Çünkü gerçek aşkı sadece, gerçek hayatta bulabilirsiniz...

Boşa Vakit


Boşa geçirdiğim zamanları düşünüyorum aslında şu an. Bir anda da yazma isteği geldi nedense. Uzun bir yazı olacağını düşündüğümden olsa gerek.

Çok boşluklu bir hayat hepimizinki aslında. Şu an burda bunu yazıyor oluşum bile bazılarınız için "boşa vakit geçirmek" diye yorumlanabilir. Ben şu an öyle görmüyorum ama... Herkes kendi yaptığı şeyleri "dolu" bulur ve yapar. Bana göre bomboş olan bir şey belki senin olmazsa olmazlarındandır.

Boş arkadaşlıklarımda oldu. Hepimizin olmuştur zaten. Kimseye bir şey kazandırmayan boşlukta asılı duran arkadaşlıklar. Yavaş yavaş onlardan kurtulmaya başladım ben zaten. Çıkartıyorum bana bir yararı dokunmayanları ya da bir yararım dokunmayanları. Ha eğer sizde(ya da sende) bir yararımı görmüyorsanız beni çıkartın hayatınızdan. Laf olsun torba dolsun diye bir sürü arkadaş edinmişim zamanında. Şimdi ise ayıkla pirincin taşını!

Artık dolu dolu bir hayat yaşamak istiyorum zaten. Az olsun arkadaşlarım ama öz olsun! O kadar kuru kalabalığa neden ihtiyaç olsun ki?

Sadece arkadaşlık konusunda boşa harcanmış zamanlarım yok tabikide. Boşuna gittiğin şehirler var mesela. Sadece istediğim için. Gerçi şu an düşünüyorum da... Boşa arkadaşlık ettiğim her kişi ile geçirdiğim tüm vakitler boşa vakitmiş. Onlarla oturmalarım, sohbetlerim, gittiğimiz yerler, çektiğimiz fotoğraflar... Çekilen fotoğraflar geçmişten birer hatıra. Adeta boşa geçirdiğimiz vakitleri gözümüze gözümüze sokar gibi...

Neyse umarım bu aldığım kararları uygularım. Bi değişik oldum gene gece gece. Merhaba GELENLER!