30 Aralık 2012 Pazar

2013 Dileklerim

2013'ten isteklerim var :

1.Başarı
2.Mutluluk
3.Para
4.Aşk

Aslında daha çok dileğim var ama bu ilk dört dileğim gerçekleşirse ötekilerin hepsini yaparım.


28 Aralık 2012 Cuma

İyi Geceler!

Uzun zamandır özlediğim bir şey varmış. Bu gece bunun yokluğunu çok daha fazla hissettim. Geçtiğimiz 4 yıl boyunca her gün bunu yaptım çünkü. Her ne kadar aradan 1 yıl geçmiş olsa da...

Uyurken yanında birinin olmasından bahsediyorum. O hep yanımdaydı. 4 yıl boyunca birlikte yaşadık biz onunla. Ben işe gittim sabah erkenden, o evde kalmayı tercih etti hep. Bazı zamanlar sıkıntıdan iş bulup çalışmıştıda. Ama bunların pek önemi yok çünkü, artık uyurken iyi geceler diledikten sonra sarılıp uyuyabileceğim bir sevgiliye sahip değilim. İşte bunu; sevdiğim kişinin "iyi geceler" demesini özlüyorum.

Geçmiş geçmişte kaldı. Orada kalan kişileri özlemiyorum. Üzeri yazılmış olan bir kağıda tekrar bir şeyler yazamazsın. Yazsan da hiç bir şey anlaşılmaz, çok karmaşık olur her şey.

Benim özlediğim tek şey bu iki kelimeden oluşan ve bazen çok şey ifade eden tek bir dilek cümlesi:
İYİ GECELER!

18 Aralık 2012 Salı

Eurovision 2013 | Türkiye




KAMUOYU DUYURUSU

Kurumumuz, üyesi bulunduğu EBU’nun (Avrupa Yayın Birliği) Eurovision Şarkı Yarışmasına, 1975 yılında ilk kez katılmış ve bu güne kadar toplam 34 yarışmada yer almıştır.
Ancak; 1976-1977 – 1979 ve 1994 yıllarında ise çeşitli sebeplerle yarışmaya katılmama kararı almıştır.
Şarkı yarışması dönemi içerisinde ilk defa 1997 yılında Şebnem Paker’in yorumladığı “Dinle” adlı eserle alınan 3.lükle Türk kamuoyunun bu yarışmaya ilgisi artmış ve hep üst dereceler beklenir olmuştur.
2003 yılında Letonya/Riga’da Sertab Erener’in yorumladığı “Everyway That I Can” isimli eserin 1. Olması, Türk Kamuoyunun tüm dikkatlerini üzerine çekmiştir..
TRT son 10 yıl içerisinde; bir 1.lik( 2003), üç 4.lük (2004, 2007,2009) iki 7.lik (2008, 2012), bir 2.lik (2010)’le tarihi bir başarıya imza atmıştır.
2000’li yıllarda Türkiye’yi temsil eden yarışmacıların başarısında oylama sisteminin değiştirilmesinin, e izleyici oylamasının (televoting) etkisinin büyük olduğu değerlendirilmektedir.
Nitekim izleyici oylamasına geçilen 2003-2010 arasında yıllarda sanatçılarımızın elde ettiği başarılar daha yüksektir.
2011 yılından itibaren izleyici oylarının etkisi %50’ye indirilmiştir. (%50 izleyici, %50 jüri)
Bu kararın alınmasında EBU’nun ayrıcalıklı üyesi 5 ülkenin (Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya) son yıllarda elde ettiği başarısız sonuçların etkili olduğu değerlendirilmektedir.
Nitekim ayrıcalıklı bu 5 ülke (Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya) yarı final elemelerine katılmadan doğrudan finalde yarışmaktadır.
Bu durumun haksızlığını her fırsatta belirttik.
2013 yılında İsveç/Malmö şehrinde yapılacak 58. Eurovision Şarkı Yarışması için bir ön hazırlık çalışması yapılmış ve bunun için 2 Kasım 2012 tarihinde müzik sektörünün ve medyanın yer aldığı ve geçmişteki yarışmalar katılarak belirli derece almış sanatçı, besteci, aranjör, vb. kişilerden oluşan Eurovision Şarkı Yarışması 2. Özel Danışma Kurulu İstanbul Radyosunda toplamış ve katılımcıların Eurovision Şarkı Yarışmasına hangi yöntemle eser seçerse daha iyi bir sonuç elde edeceği konusunda görüşlerine başvurulmuştur.

TRT, BU YIL YARIŞMAYA KATILMAYACAK ÇÜNKÜ YARIŞMANIN HAKSIZLIKLARINA KARŞI ÇIKIYOR.

Bu yıl İsveç/Malmö’de yapılacak olan 58. Eurovision Şarkı Yarışmasına ekonomik nedenlerle bazı ülkelerin katılamayacağı yönünde de duyumlar alınmıştır.
TRT’nin EBU (Avrupa Yayın Birliği) üyeliği çerçevesinde iştirak ettiği Eurovision Şarkı Yarışmasına katılım kararı her yayıncı kurumun kendi inisiyatifindedir.
Bu kapsamda Kurumumuz, 2013 yılında İsveç’de düzenlenecek 58. Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmama kararı almıştır.
Bundan sonraki süreç içerisinde, Eurovision Şarkı Yarışması 2. Özel Danışma Kurulu Üyelerinin görüşleri de dikkate alınarak, Kurumumuzun daha sağlıklı ve faydalı değerlendirme yapması ve ileriki yılların stratejisini oluşturması planlanmaktadır.

TRT Genel Müdürlüğü

14 Aralık 2012 Cuma

Kıyamet Kopacak(mış)



Yani bu mayalar bir takvim yapmışlar, son gün 21 aralık 2012 imiş. Yok canım daha neler? Ölmeye niyetim yok benim. Daha gencim yaşayacak çok şeyim var benim. 21 aralıkta kıyametin kopacağına inanlar ölsünler. Bide neymiş efendim "dünya üzerinde iki yere kıyamet kopmayacak"mış.. ba ba ba ba!!! La salaklar kıyamet bu, nereye gidersen git öleceksin, ne kurtulmasından bahsediyorsun sen arkadaş. Zaten o yerlere gidenlere Allah akıl fikir versin. Bol para saçsınlar, bıraksınlar oralara. Kerizler.

Yani gündem ne kadar saçma bir konu. Kıyamet kopacak... Öleceğiz zaten bu Allah'ın emri. Öyle bir anlatılıyor ki; ağızları açık olan biteni dinliyor millet. Gerçekten kıyamet kopacağına inananlar var. Yazık gerçekten yazık...

9 Aralık 2012 Pazar

Get Out Of My Life!

Ben onlara ne yaptım da hayatlarından beni çıkarma kararı aldılar? Bunu bilmek en doğal hakkım diye düşünüyorum. Ne yaptığımı bilmeden böyle bir anda atılmak pek hoşuma gitmedi açıkçası, zaten kimsenin hoşuna gitmez böyle bir şey.

Bazı insanlarla kavga ettik, tartıştık ve karşılıklı olarak birbirimizi birbirimizin hayatlarından çıkardık. Bu olması gereken zaten. Benim için sorun teşkil eden şey ise; tek taraflı hayattan çıkarma! Bana sebeplerini söyledikten sonra istediğin uzaklıkta durabilirsin bana karşı. Neyin tribindesiniz siz bazı insanlar? Bu kadar korkak ve zayıf olmayın lütfen. Bir gün gelecek ve herkes birbirinin hayatlarından çıkmış olacak. Sende de kimse kalmayacak, sen de kimseye kalmayacaksın...

5 Aralık 2012 Çarşamba

Aptal Sevinç

İçimdeki aptal sevincin nasıl bir açıklaması olabilir? Bu kadar çok mutlu olabileceğimi nereden bilebilirdi ki? Tek küçük bir laf o kadar çok mutlu etti ki beni... Umarım bütün vaat edilenler doğru olur da, bende büyük bir mutluluk yaşarım... Şu an bu mutluluğa çok ihtiyacım var. 

3 Aralık 2012 Pazartesi

Şşşşşşşş! Sakinleş biraz!

Şşşşşşşş! Sakinleş biraz
Nasıl ama ?
Bu kadar üzerine gitme. Belki kötü bir döneme girdi. 
Yaptıklarını görmüyor musun?
Biraz oluruna bırak. Düzelir belki kendi kendine.
Beni çıldırtmak için elinden geleni yapıyor.
Yıpratma kendini boş yere. Boşver.
Elimde değil. Onu önemsiyorum.
Bunların farkındayım. Bir süre böyle idare et.
Bana bu kadar bulaştıkça rahatsız oluyorum.
Üstesinden geleceksiniz, emin ol.
Bizim üstümüze üstümüze gelirken mi?
Evet. Bu zamana kadar hangi sorunu aşamadınız?
Ne kadar zorlandığımın farkındasın. Bardak taşmak üzere.
O bardağı alır kafanda kırarım, yeni bir bardak alıp öyle devam edersiniz hayatınıza.
Sen ne dediğinin farkında mısın?
Asıl sen neler söylediğini biliyor musun?
Kimden yanasın sen?
Aşktan yanayım.
Belli, anlayabiliyorum.
Bana inanmalısın. Bu da ötekiler gibi geçecek.
Eğer tabi ben bazı şeylere son vermezsem.

Çıplak

Kar yağsa ya artık. Bu ihanet dolu topraklara. Belki biraz güzel görünürler gözümüze. Her şeyin üzerini örtsün yağan kar. Benim bile... Kapatsın içimdeki bütün korkuyu, nefreti, aşkı, öfkeyi... Saf ve temiz olduğumu düşünsün herkes. Bende herkesin öyle olduğunu düşüneceğim.

İçimdeki ateş eritecek mi üzerimdeki karları acaba? 

İçimde olan bütün duyguların ateşi, eritir diye korkuyorum temizliği. İşte bundan da korkuyorum ben. Günahlarımız daha çok diye, hiç bir zaman temizlenemeyeceğiz diye.

Çıplak olsun herkes, üzerlerine kar yağsın. Çıplak ayaklarla bassınlar toprağa. Konuşmasınlar kimseyle, nefesleriyle eritmesinler karları. Ağızlarından yalan çıkmasın artık. Doğrularda sussun yalanlarla birlikte.

Çıplağım ve korkuyorum hala daha
Üzerime yağan kar
Üşütmesi gerekirken beni
Her kar tanesi değdiğinde vücuduma
Sanki benden bir şeyler götürür gibi
Çıplağım ve çıplağım daha fazla
Kanımda alkol var
Isıttıkça ısıtıyor beni
Her yudumladığımda
Daha çok gevşeyip sarılıyorum kara

21 Kasım 2012 Çarşamba

Rengimiz

Bizim ilişkimizin rengi mavi
Gökyüzünün rengidir mavi
Sonsuz görünür
Baş döndürür

Benim rengim lacivert
Deniz dibi gibiyim
Soğuk ve ışıksız
Yaşam zordur oralarda
Vurgun yedirir bazen

Sense sarı gibisin
Güneş gibi parlarsın istersen
Çöl gibi kavurursun
Sımsıcaksın
Şöyle de bir özelliğin var
Her gün doğar
Her gün batarsın

Yol Yakınken

Gerçekten ne kadar seviyesi düşük insanlar varmış... İnsanlar kalitelerini ayrıldıktan sonra daha iyi belli ediyorlar. Ayrılma kelimesine pek takılmayın, arkadaşlığın bitmesi durumunda da aynı şey geçerlidir.

Mutlu olduğun her anın aslında yalan olduğundan
Öpüştüğün her dakikada tiksindiğinden
Anlattığın her sırrının uydurma olduğundan
Bahsettiğin geçmişinin olmayışından

Tamamen yalanlar üzerine kurulu bir dostluk bir arkadaşlık yaşamışız da haberimiz yokmuş meğerse... Allah'ım sana şükürler olsun ki başımıza daha kötü şeyler gelmeden öğreniyoruz bazı şeyleri... Ya daha kötü şeyler olsaydı.. Ya ben onu daha içten bağrıma basıp her şeyimi anlatsaydım... İşte o zaman her şey daha kötü olurdu. Şimdiyse yol yakınken dönmek en güzeli oldu.

9 Kasım 2012 Cuma

William Fitzsimmons - I Don't Feel It Anymore


Bu şarkı son zamanlarda beni çok fazla etkilemiş durumda. İçten ve derinden gelen duygularımı ortaya çıkartıyor


William Fitzsimmons - I Don't Feel It Anymore



Hold on this will hurt more than anything has before
What it was, what it was, what it was
I've brought this on us more than anyone could ignore
What I've done, what I've done, what I've done

I've worked for so long just to see you mess around
What you've done, what you've done, what you've done
I want back the years that you took when I was young
I was young, I was young, but it's done

Oh take it all away
I don't feel it anymore
Oh take it all away
Oh take it all away
I don't feel it anymore
Oh take it all away

We'll fall just like stars being hung by only string
Everything, everything, here is gone
No map can direct how to ever make it home
We're alone, we're alone, we're alone

Oh take it all away
I don't feel it anymore
Oh take it all away

Bence Ben


Çekici kişilik
Utangaç ve tutucu
Esrarengiz
Cömert ve sempatik
Rahatına düşkün
Duyarlı
Hizmet etmekten zevk alır
Kolay sinirlenmez
Güvenilir
Nezakete önem verir
İyi bir gözlemcidir
İntikamcıdır
Seyahat etmeyi sever
Dikkat çekmeyi sever
Dekorasyona meraklıdır
Tempolu müzikleri sever
Çok değişkendir

5 Kasım 2012 Pazartesi

Eşek Şakası





Korkunun ecele faydası yoktur dedik ve eeEEeşŞşŞşşşEEeEeekkkkkK şakası yapmaya karar verdik. Madur olarak Çağdaşı seçmiştik. Artık her şey için çok geçti.





Voltage Music (Gerilim Müziği)



4 Kasım 2012 Pazar

Yalanların Ağırlığı

Yalanlarla dolu bir dünya üzerinde aylar aylar önce tanışmışlar. Yalanlarla beslemişler arkadaşlıklarını. Yalanlar büyütmüşler birlikte mutlu olduklarını zannedercesine. Bu yalanlar yavaş yavaş yerini doğrulara bırakmaya başlamış. Doğrular girmeye başlamış hayatlarına. Korkar olmuşlar bir yerden sonra. Doğrular ağır gelmeye başlamış bunların omuzlarına. En sonunda bana geldiler. Yalanlarla dolu olan dünyada doğruları söyleyen bir insana ihtiyaçları olmuş. Anlayacağınız onlara ağır gelen yükü başkasıyla paylaşmak istemişler. Ama bende paylaştım onlarla "doğru" yüklerimi. Onlara bu "doğru yük" daha ağır gelmeye başladı. Daha çok korkar oldular "doğru" olanlardan. Saklanmaya çalıştılar bir süre karanlık odalarına. Olmadı. Doğrular onları çıkarmak zorunda kaldı sokağa. Omuzlarındaki yükle kambur bir şekilde yürür oldular sokaklarda. Utandılar çoğu zaman. Kuytu köşelerdeki cafelere oturdular ilk önce. Ama bu yeterli olmadı. Taşıdıkları doğrular onları gitgide ezmeye başlamıştı. Karar verdiler doğrulardan vazgeçmeye.  Bu sayede beni de basit bir yalanla hayatlarından çıkartacaklarını sandılar. Büyük bir yanılgı içine düşmüşlerdi. O yalanlarla dolu olan dünyadan çıkmıştım bende. Kanar mıydım basitliklerine? Ama "insanlar nasıl ve nerede mutlu oluyorlarsa öyle yaşamalıdırlar" dedim kendi kendime. Sonra ben de onları kendileriyle baş başa bıraktım. Şimdi yalanların yarattığı ağırlıkla tüy kadar hafifler. Benden uzak, yalanlarına yakın olsunlar... 

2 Kasım 2012 Cuma

Elifadonica


Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum.
Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum.
Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi
Ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun
Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık.
Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve
hak edenlere saklıyorum enerjimi.
İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var
'Ben demiştim', 'ben bilirim', 'ben zaten anlamıştım'
Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun.
İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor.
Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.
İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.
Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.
Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.
Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.
Kestirmeleri de öğrendim gide gele.
Boş geçen her saniye değerli artık.
Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde 'HAYIR' demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.
Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.
Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.
Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum.
Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor
Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.
Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .
Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı.
Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.
Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.
Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.
İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.
Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.
Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.

30 Ekim 2012 Salı

Yusufçuk (Dragon Fly)



Yusufçuk ruhuna sahip olmanın anlamı, hiç durmaksızın kendi rüyalarının, umutlarının dileklerinin ve ihtiyaçlarının ifadesi için çabalamadır.

Kırma

İçimde kalmasına izin verdim duygularımın
Bu sefer dışarı vurmadım
Önceden vurdum da ne oldu
Gelen bana vurdu giden bana vurdu
Belkide pişman olacağım
Sadece mantığımı kullandım
Kalbimi susturdum
Ben geleceği düşünerek hayaller kurarım
Biteceğini bile bile başlamam artık bir aşka
O yüzden yalnızım zaten
Yaşayamıyorum
Kırılmasına izin vermiyorum kalbimin
Mantığım böyle olmasını istedi aşkım
Kalbimi sana verdim geçen gün
Bundan senin bile haberin yok
Hatta mantığımı bile kandırdım
Onunda haberi yok aşkım
Aşkım diyorum sana
Çünkü bu kalp açık sana
Sen ne hissediyorsun bilmiyorum
Eğer aynı duygulardaysan
Ve eğer söylersen bana
Ben zaten şimdiden aşkım demeye başladım
Belkide kendi kendime kuruntular yaratıyorum
Aşkım beni duyuyorsan
Nereye gideceğini biliyorsun

28 Ekim 2012 Pazar

Eyvallah

Adamım ilk önce. Bir gruba ve aileye dâhil değilim ama bir duruşa sahibim. Her insan gibi huzur veririm. Ya gelince; ya da gidince. Yaşadığımın farkındayım. Çünkü hayatımda inişler ve çıkışlar var kalbimizin ritmi gibi. İnsanlarla yüz yüze konuşarak tanımaya ve her sorunu halletmeye yönelik çaba gösteririm. Ama bazı insanlar geliyor önüme, hangi yüzüne konuşacağımı bilmiyorum :( Bu yüzden yanlış bildiğim yolda herkesle yürüyeceğime, doğru bildiğim yolda tek başıma yürümüşümdür hep. Hayatımda bir kalbime aldıklarım vardır; birde kaale almadıklarım :) İsrafı sevmem. Tabağıma yiyebileceğim kadar yemek, hayatıma sevebileceğim kadar insan almışımdır. Sonradan karın ve baş ağrısı çekmemek için :) Güzel bir duygudur AŞK; sandığımız kadar değil, yandığımız kadardır. Kimine göre de alt tarafıdır AŞK; kimine göre sol tarafı. Kadere inanır ya nasip derim :) Nasip de istenen değil, hep verilendir. Nasipse gelirmiş Çin’den, Yemen’den; nasip değilse senin olsa bile kayar gidermiş elden. Cehaletin mutluluk olduğu bu ortamda, akıllı olmak deliliktir :) İnsanları geçimsiz yapan sevgisizliktir. Birbirine düşman eden iletişimsizliktir. Güzellikten yana ne varsa yok eden de ilgisizliktir. Bu nedenle insanlar hep birbirlerini yaralar. Sakın aklınızdan çıkarmayın. Açtığınız her yaradan, hesap soracak Yaradan. Bu hesaptan korktuğum için hep bende kalmıştır insanlık. Sanki gidecek başka kimsesi yokmuş gibi :) Yıkılırım sananlar, sarsılmam bile ben. Cam gibiyim; ne kadar kırarsanız kırın, kırıldıkça keskinleşirim. Canım yansa da sabrederim. Canımı yakanın, canının yanacağı günü beklerim. Kısacası; 
YAŞAYAMADIKLARIMA EYVALLAH. 
YAŞADIKLARIMA ELHAMDÜLİLLAH. 
YAŞAYACAKLARIMA BİSMİLLAH. 
HATALARIMA ESTAĞFİRULLAH.

24 Ekim 2012 Çarşamba

Şu Seni Deli Gibi Seven Kişi


Hani şu senin deli gibi sevdiğin kişi bir gün sana “seni seviyorum” der de, çıkarsanız, anlatayım neler olacak:

İlk önce sana seni sevdiğini söyleyecek, senin için uğraşacak, seni mutlu edecek, sana sarılacak, seni öpecek, sana istediğin herşeyi verecek. Hediyeler alacak, seninle uyuyacak, gezecek, birlikte kahkahalar atacaksınız. Sonra yemek, sonra resim, herşeyi birlikte yaşayacaksınız. Ayakların yerden kesilecek, herkese onu anlatacaksın, hatta ondan başka hiçbir şeyi konuşmayacaksın. Onun sonsuza dek yanında olacağını düşünüp, onun için herkesi karşına alacaksın. Hayatını, ondan ibaret gibi anlatacak ve yaşayacaksın. Gözlerinde kaybolacaksın, ellerini bırakmak istemeyeceksin, üşüdüğünde ona sarılacaksın, kalbinin atışını hissedeceksin, kokusunu ciğerlerine kadar ezberleyeceksin. Ne zaman ne yaptığını, mimiklerini, kirpiklerini, ellerini aklına gelecek ne varsa bir bir aklına işleyecek hepsinin şekli şemali.

Herşey güzel gidiyor diyeceksin, sonra bir şey olacak. Bir soğukluk girecek araya, bir umursamama, bir takmama. İşte o zaman yerden kestiği ayaklarınla çakılacaksın yere. Bir şey olmayacak vücuduna ama kalbin parçalanacak. Öleceksin her gün. Çünkü o senden sıkılmış olacak. Çünkü o senden bıkmış, artık başka tatlar arıyor olacak. Çünkü o, çoktan bir başkasıyla konuşmaya başlamış, senden kurtulmanın yolunu arıyor olacak. Sen ne mi olacaksın? Hayatına giren her kişiye onun sana yaptığı bu şerefsizliği ödetmeye çalışacaksın. Canı yansın isteyeceksin, senin mutluluğunu duysun, kahrolsun diye dualar edeceksin. Onsuz mutlu olabileceğini kanıtlamaya çalışacaksın, nefret ede ede seveceksin. “Bir gün bana gelirse asla dönmeyeceğim” yalanına kendini inandıracak, ama hep gelmesini bekleyeceksin.

Sen ne mi olacaksın? Sen, yaşarken öleceksin.

23 Ekim 2012 Salı

Bana Sor


Sen özlemeyi bir de bana sor
Gece olunca yalnızlık sarınca bedenimi
Onun, eli tutsun ellerimi diye beklemeyi
Bana sor severken özlemeyi
Bir ses ararken kulaklarım
Sevdiğini söylerken fısıldamanı
Gözlerim seni ararken
Karanlıkta hayalini görmeyi
Karakaşını kara gözünü…
Sen bana sor
Aslında bana çok yakın
Ama bir o kadarda uzak oluşunu
Elimi göğsüme sokup okşamayı
Seni özleyen kalbimi…
Yüreğimin titremesini
İçimin aniden ürpermesini
Şefkatin ve üzerime titremen
Aklıma gelirken benim mutluluğum
Hasretimden süzülen birkaç damlayı
Bana sor sensiz sessiz ağlamayı
Yanımdaymışsın gibi yatakta yorgana sarılmayı
Bedenimi sarmayı beklemeyi
Teninin kokusunu içime çekmeyi
Sensizken seninle sevişmeyi
Bana sor bitanem
Bana sor sen özlemeyi
Özlemenin en acı en yalnız çığlıklarını
Ben iyi bilirim
Özlemle şu yüreğimin
Her defasında aynı şekilde
Heyecanla atmasını
Sen bana sor birtanem

19 Ekim 2012 Cuma

Suskunuz


Suskunuz... Hem de çığlık çığlığa bir suskunluk bizimkisi...

Bu konuşacak bir şeyimiz olmadığından değil. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin, alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında bizim korkumuz...

İkimiz de cesaret edemiyoruz. Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz yalnızlığımıza. Seviyoruz onu. Bekli de yaşandığında yok olacağı korkusu bizi tereddütte düşüren. Kaybetmekten korkacağımız bize ait bir şey oluşturma kaygısı...

Sen yapamadığın hamlenin, hayatin boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden başka bir şey olmayacağını düşündün hep...

Bense yılların verdiği bir alışkanlıkla içinde var ettiğim bana daha fazla acı vermemek için susmayı tercih ettim...

İçimden çiğlik atarak susuyorum... Susuyorum... İçimde o kadar güzelsin ki... Sana susuyorum...

Demiştim ya "yüreğim susmayı öğreniyor". Asli yok. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çiğliğin yankısı hiç bitmiyor. O hiç susmayacak... Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak, parçalayacak içimi. Benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek tekrar...

Her soğuk üşütemediği gibi, her ateş de yakamazmış insani... Üşüyorum; alev alev üşüyorum... Hani saatlerce sessiz, tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya; gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir şey değil...

Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler... Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam... Suskunuz... Hem de çığlık çığlığa bir suskunluk bizimkisi...

İçimden çiğlik atarak susuyorum... Susuyorum... İçimde o kadar güzelsin ki...Sana susuyorum...

18 Ekim 2012 Perşembe

Bak Buda Başlık: Çağdaş

Kimse bilmezdi onun gerçek duygularını. Kapalı bir kutu gibiydi adeta. Kilitlemişti kendini dışarısının barbarlığına. Korkuyordu. Küçücüktü yüreği. Daha önce emanet etmişti kalbini, biliyordu acı çekmenin ne demek olduğunu. Bu yüzdende korkuyordu. Acı çekmek istemiyordu mutluluğun sonunda. Mutlu olmuştu hemde çok mutlu olmuştu. Kimsenin bozamayacağını düşünüyordu mutluluğunu. Hiç bitmeyecekmiş gibi yaşadı mutluluğunu. Her gün her dakika... Nerden bilebilirdi ki aşkın vermiş olduğu mutluluğun en sonunda ona acı çektireceğini. Fitil fitil burnundan geleceğini nerden bilebilirdi ki?

Neyse gidelim de meze alalım bari. Çok alaklı oldu biliyorum. Ama yanınmda o kadar salak bi çocuk oturuyor ki bütün konsantrem dağılmış durumda. Bok ye emi Çağdaş!


15 Ekim 2012 Pazartesi

..... bir insanım


Aynı şarkıyı 100 kere dinleme manyaklığı olan,sabah suyu yüzüne çarparken suyun bileklerden dirseklerine akmasına uyuz olan, buzdolabını açıp boş boş baktıktan sonra kapayan, kulağında mp3 ile gezerken klip tadında yürüyen,elleri...ni bir türlü ısıtamayan, çift bölmeli çakmakta her iki tarafta gaz seviyesini dengeleme ihtiyacı duyan, girdiği kapalı bir mekanda ilk önce çıkış kapısının nerede olduğunu arayan, masaya oturduğu zaman ilk olarak ayaklarını koyacak yer arayan, küçükken radyodan kaset dolduran iki eli birden doluyken elektrik düğmesini burnuyla açıp kapayan, kedinin miyavlamasını bakışlarıyla susturmaya çalışan, otobüsü kaçırınca gurur yapıp arkasından koşmayan, çorap giymeyip biraz hava alsın diyen,hiçbir bebeğin ağlamasına tahammül edemeyen, hayatında hiç lost izlememenin eksikliğini hissetmeyen, arabayı müzik olmadan hareket ettiremeyen, limonun tekbir damlasına bile uyuz olan, eşek kadar kızların 3 yaşındaki kızlar gibi konuşmalarına sinir olan, yolda giderken kaldırımdaki karo taşların çizgilerine basmamaya özen gösteren, sınavlarda bir türlü kopya çekmeyi beceremeyen, gülünmemesi gereken yerde gelen gülme krizinin verdiği haz ve acıyı birçok kez yaşamış olan, bir türlü insanlara güvenmemesi gerekirken her seferinde aynı hatayı yapan,, bir benzerimin daha olmadığını düşünen ((değişik)) bir insanım... ♥ :))

14 Ekim 2012 Pazar

Kahkaha - Karınca - Koreli

Güldüm, kahkahalara boğuldum. Dikkatini çekmiş olmalıyım. Bana baktı uzun uzun, süzmeye çalıştı beni. Kafamı çevirmedim bilerek. Benim dikkatli bir şekilde baktığımı görünce çevirdi aniden kafasını. Ben Koreliler gibi bakmaya devam ettim. O da arada bir kafasını çevirip çevirip bakmaya çalıştı. Bakışlarımla buna müsaade etmemiştim ezip geçmiştim adeta. Ama sonrasında bende arkadaşlarla muhabbette öyle bir dalmışım ki onun varlığını bile unutmuşum. O pis bakışlarını yakaladım yine. Kötü kötü bakıyor gibiydi. Akşam tenhada kıstıracak gözlerle bakmıştı sanki.

Biraz sinirlerim bozulmuştu. Masasından kalktı, kapıya doğru giderken yanımdan geçecekti ki; ben birden dikiliverdim önüne. Ben aniden ayağa kalkınca biraz gözlerim bulandı. Miyop olduğumu unutmuşum, uzağı göremiyordum. Gözlüğümü taktım bir daha baktım. Bana bakan o sinsi ve kötü gözleri görmeye çalıştım. Ama nafile başaramadım. karşımda o kadar küçülmüştü ki onu görebilmek için çömelmem gerekiyordu. Ve bu duruma bir kahkaha daha patlatmıştım. Ve o gün bir kez daha kahkahamda boğulmuştum. O ise karıncaların peşine gitmişti. Acaba onları da mı yoldan çıkarırım ümidi vardı içinde... Kim bilir insanların ona yaptığı bunca şeyden sonra belkide yapabileceği en güzel şey; eskiden büyüteçle yakıp öldürdüğü karıncanın arkadaşı olmaktır.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Kendi Kendinle Düello

Özeleştiri, özün, nefsin, insanın kendisini eleştirmesidir; duygu, inanç, düşünce ve davranışlarını belli bir gerçeklik ve değerler tablosu/şablonu içine yerleştirerek test etmesi, denemesi ve değerlendirmesidir. 

Yukarıdaki tanım aslında her şeyi özetlemiş bir şekilde anlatıyor. Çoğu insan aslında kendisini eleştirmez, kendisini eleştirenleri de hiç sevmez. Hep saldıracak, eleştirecek başka insanlar bulmaya çalışır hayatında. Kimse mükemmel değildir önce bunun farkına varalım. "Hatasız kul olmaz" demiş Orhan baba. 

İnternette öz eleştiri ile ilgili biraz araştırma yaptım. Çok ilginç yazılara rastladım. İşte bunlardan bir kaç tanesi:

"Özümü niye eleştireyim iyi,peki eleştireyim özüm mükemmelsin. Ben üzümü eleştireyim onun çöpü var." 
"Kendiyle yüzleşebilen insan hayatla daha kolay yüzleşir ve bir çok olumsuzluktan galip çıkar." 
"Kendi kendinle düello" 
"Kişinin kendi davranışlarını objektif bir şekilden gözden geçirmesidir. Bunun sonucu hiç hata bulamayanına bencil denilmektedir.


Bence önce insanlara öz eleştiri yapmayı öğretmek gerek. Yoksa o küçük insanlar kendilerinin mükemmelliklerinden, burunlarının büyüklüklerinden kendilerinin yaptıkları hataları bir türlü göremezler, görmemeye devam ederler.

Lütfen başkalarına dil uzatmadan önce dönüp bir aynaya bakın. Önce kendinizle yüzleşin. Tabi buna gerçekten cesaretiniz varsa...

3 Ekim 2012 Çarşamba

Şizofrenik Bir Şey

birden gökyüzü aydınlandı ve bir yıldız düşüverdi gökten yeryüzüne. aslında o kadarda uzakta değillermiş. hepsi bir göz yanılgısıymış. burnumuzun ucunu bile yanlış görüyormuşuz. aslında görmüyormuşuz bile sadece bakıyormuşuz. elimizi uzatsak alacakmışız elmayı, armudu... tahmin ettiğimiz kadar ulaşılması güç bir yer değilmiş antartika. Bir adımlık mesafeymiş. Bir nefeslik hava varmış aslında dünyada. sadece benim için olan. İşte bu konuda iyi bir çözüm yolu bulmuşuz kendimize. Yanılgılara devam etmişiz yanılmışız sürekli. Dünyaya gelmiş bir çok insan, bir çok bebek, bir çok kadın, bir çok yaşlı, bir çok ceset... Kullanmışlar dünyadaki havayı. Sadece bana kadar varmış aslında. Atmosfer o kadar küçükmüş dünyada. Gerçi nefes bile almaya ihtiyaç yokmuş. Çok uzun zaman nefessiz kalabiliyormuşum ben. Mesela şu an 34dakika 325saniyedir nefesimi tutuyorum. Bir gariplik yok bunda. Her şeyin daha iyiye gittiği bir yermiş önceden burası. Ben dinledim dünyayı, anlattı bana her şeyini. Mavi ve yeşil varmış her yerde. Şimdiki gibi internet yokmuş. İnternet mi yokmuş... İyi ki var şu an. Yoksa dünya ile konuştuğumu kime anlatabilirdim ben. Hele ki bir tek nefeslik hava varken dünyada, kime anlatmaya çalışırdım. Öteki Dünyalara anlatırdım. Gördüm onları da geçenlerde. Mektup göndermişler bana. bir de mail adresi bırakmışlar. Çok garip bir alfabeleri vardı. ama çözmem uzun zamanımı almadı. Sanki doğuştan biliyordum o alfabeyi. 1 gecede onların dilini bile konuşur oldum. Hemen bir mail gönderdim ona. Çok merak etmiştim. Acaba beni almaya gelir miydi? Nefesimi tutuyorum hala 27gün 12saat 3dakika 1991saniyedir nefes alamadım. Pek değişen bir şey hala yok işte. Ne zaman öleceğimi de biliyorum. Aslında pek vaktim kalmamış. Son nefesimi de uzun zamandır tutuyorum. En iyisi bırakayım da bitsin bu Dünya oyunu.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Acele az kullanılmış sevgili arıyorum (!) | Bulduklarım vol9


Bugünkü konuma geçeyim. Konum; Acele Az Kullanılmış Sevgili Arıyorum... Ne demek bu şimdi diyebilirsiniz. En doğal hakkınız tabii bunu söylemek. Şöyle diyeyim ben sürekli sitelere üye olan, bilgilerimi sağa sola bırakan birisiyim ve ne zaman bıraktığımı hatırlamadığım bir arkadaşlık sitesinden birisinin profilimle ilgilendiğine dair bir e-posta gelmiş. Ben de meraklıyım girdim baktım...

Siteye girdiğimde ortamın çok garip olduğuna şahit oldum. Kişiler videolarını da ekleyebiliyorlarmış. Ve merakım bir kat daha arttı acaba insanlar kendilerini nasıl tanıtıyorlar diye. Ve arama alanına gidip, tüm videoları görebilmek için en geniş arama aralıklarını seçtim ve ara dedim. Karşıma erkeklerin %90'unu oluşturduğu bir sayfa geldi ve incelemeye başladım.
Yurdumun erkeklerinin neresine düşkün olduğunu gayet iyi bildiğimden onların kendilerini övmeleri, saçma saçma ve sanki oraya video bırakmakla adam olmuş gibi gerile gerile konuşmalarını "güleriz ağlanacak halimize" modunda izledim.
Sırada bayanların videosundaydı ki zaten sadece 8 bayan videosunu yayınlamıştı. 2'sinin ki çalışmıyordu. Evet oturdum vakit kaybı demedim izledim. Zaten çok kısa çekimler. Ama hallerini bir görseniz, sanki et pazarı da kendilerini görücüye çıkarmışlar.
Hele bir tanesi var ki kendini tanıtma cümlesi de şu "Eminim ki aradığım o temiz kalpli insan dünyada bir yerlerde." İçimden dedim ki kendi kendime, "Ah kızım aradığın o temiz kalpli insan burada değil, hem yanlışlıkla buraya düştü ise de senin bu kendini beğendirmeye çalışan salak videonu gördükten sonra sana asla uğramaz."
Yüzlerce arkadaşlık sitesi var, herkes birbirine yazıyor. Ortamı kızıştırmak isteyen site sahipleri ise en çok ziyaret edilen profillere ödül veriyorlar. Eee bu durumda da akıllarının yavaş yavaş ufaldığını düşündüğüm dünyalılar türlü şebeklikleri yapıp türlü taklalarla profillerini ziyaret ettirip, hediyeleri kapıyorlar.
Bundan en çok para kazananlar ise, gsm operatörleri. En çok bu tür smslerle erkeklerin zayıf yanını kullanıp para kazanmak isteyen şirket ise Turkcell. Ne zaman kontör yüklesem, artık nereye telefonumu verdiysem oradan gelen bir smsle ötüyor telefonum. Sms aynen şöyle : DEMET34 YILLARDIR ARADIĞIM LÜTFEN SEN OL. Şimdi bu nedir? Karşı taraf nereden bildi benim kontör yüklediğimi sizce? Elbette Turkcell'in bir oyunu. Bazen gerçek de olabiliyorlar. Ama sonu gelmeyen bir gerçeklik. Eğer şöyle muhabbetlik arıyorum derseniz ya da başka bir niyetiniz varsa (orasını ben bilemem o sizin içinize kalmış), cep numaranızı verin karşı tarafa ve deyin ki "Bana bu hat üzerinen mesaj at." Eğer gerçekten sizle görüşmek istiyorsa atacaktır. (Tüyo da veriyoruz.)
Neyse toparlayayım yazımı...
Arkadaşlık sitelerinden bulacağınız kişilerden medet umanlardansanız, ya da yaşamınızın bir kısmını bu sitelerde geçiriyorsanız, sizi sokaklara davet ediyorum...
Çünkü gerçek aşkı sadece, gerçek hayatta bulabilirsiniz...

Boşa Vakit


Boşa geçirdiğim zamanları düşünüyorum aslında şu an. Bir anda da yazma isteği geldi nedense. Uzun bir yazı olacağını düşündüğümden olsa gerek.

Çok boşluklu bir hayat hepimizinki aslında. Şu an burda bunu yazıyor oluşum bile bazılarınız için "boşa vakit geçirmek" diye yorumlanabilir. Ben şu an öyle görmüyorum ama... Herkes kendi yaptığı şeyleri "dolu" bulur ve yapar. Bana göre bomboş olan bir şey belki senin olmazsa olmazlarındandır.

Boş arkadaşlıklarımda oldu. Hepimizin olmuştur zaten. Kimseye bir şey kazandırmayan boşlukta asılı duran arkadaşlıklar. Yavaş yavaş onlardan kurtulmaya başladım ben zaten. Çıkartıyorum bana bir yararı dokunmayanları ya da bir yararım dokunmayanları. Ha eğer sizde(ya da sende) bir yararımı görmüyorsanız beni çıkartın hayatınızdan. Laf olsun torba dolsun diye bir sürü arkadaş edinmişim zamanında. Şimdi ise ayıkla pirincin taşını!

Artık dolu dolu bir hayat yaşamak istiyorum zaten. Az olsun arkadaşlarım ama öz olsun! O kadar kuru kalabalığa neden ihtiyaç olsun ki?

Sadece arkadaşlık konusunda boşa harcanmış zamanlarım yok tabikide. Boşuna gittiğin şehirler var mesela. Sadece istediğim için. Gerçi şu an düşünüyorum da... Boşa arkadaşlık ettiğim her kişi ile geçirdiğim tüm vakitler boşa vakitmiş. Onlarla oturmalarım, sohbetlerim, gittiğimiz yerler, çektiğimiz fotoğraflar... Çekilen fotoğraflar geçmişten birer hatıra. Adeta boşa geçirdiğimiz vakitleri gözümüze gözümüze sokar gibi...

Neyse umarım bu aldığım kararları uygularım. Bi değişik oldum gene gece gece. Merhaba GELENLER!

25 Eylül 2012 Salı

Kurbağa Prens (Zeliha Sunal)



Zaman seni beklemez
Gecikirsen hiç iplemez
İzin vermezsen eğer
Kimse seni üzemez

Her şart her koşulda
Kendini elden bırakma
Eylemsiz olma
Her şeye susmaDengemi bozmaE fazla konuşma

Her aşk için bin kere öldük
Dimdik kendimize döndük
İçinden prens çıkacak diye
Bilsen kaç kurbağa öptük

Söz: Neslihan DemirtaşMüzik: Neslihan Demirtaş

Öz Eleştiri: Umursamazlık

Bu "umursamaz" kelimesi ölsün gebersin istiyorum. Bana yapışıp kaldı resmen. Çıkartamıyorum üzerimden. Neler neler kaçırdığımın farkında değilim. Farkındayım aslında... Ne kadar lanet bir huy bu!

Umursamaz olmayı ben istemiştim. O zaman daha az acı çekeceğimi düşünmüştüm. Evet aynen öyle...Daha az acı çekiyorsunuz. Tabi sadece ilk başlarda... Sonra bu umursamazlık yerinde durmuyor. Sürekli seviyesini yükseltiyor yükseltiyor yükseltiyor... Bir yerden sonra gerçekten durdurulamaz bir hal alıyor. Büyüyor git gide. Ve hiç bir şekilde buna müdahale edemiyorsun.

Bulaşıcıdır umursamazlık. Umursamazlılığı kabul edenlere bulaşıverir. Çabukcak öğrenirler onlarda bu huyu. Kabul etmek istemeyenler zaten uzaklaşırlar. Yavaş yavaş insanları kaybedersin. Kaybettiğin insanlar çoğalır çevrende... Çoğu zaman yalnız kalırsın. Bunu kendim istemiştim. Umursamaz olmayı ben seçtim. Ben yaptım bunu. Acısını ben çekiyorum tabikide...

Yeni edindiğim arkadaşlarımı da bu yüzden kaybediyorum işte... Umursamaz oluşum onlara fazla geliyor. Normal bir insanda olması gerekenden daha fazla çok daha fazla umursamazlık var bende.

Bir zamanlar "umrumdışı" kelimesini duymuştum. Uzun bir süre bu kelimeyi kullanmıştım. Beni gerçekten çok etkilemiş olmalı ki bu kadar derinlerde bir yerde onu besleyip büyütmüşüm. Nasıl kurtulacağım bundan? Kim bana bu konuda yardımcı olacak? Nasıl aşacağım?

İnsanların kalplerini kırmaktan başka bir şey yapmıyorum. Her yeni tanıştığım insanla ilk başlarda her şey normalmiş gibi gidiyor. Ama sonrasın da benim "umursamazlık" devreye giriyor ve her şey yerle bir oluyor. İnsanları incitiyorum, kırıyorum... Bu artık bana rahatsızlık vermeye başladı. Hemde çok fazla. Bir psikologa danışmam gerektiğini düşünüyorum artık. Çünkü yazın başından beri bu "umursamazlık"ımın yok olması için denemelerde bulunuyorum. Olmuyor. Tek başıma yapamadım, beceremedim. Yardım almalıyım "umursamaz" olmayan birinden. Tabi bu kişi benim über büyük umursamazlığımla baş edebilecek biri olmalı.

"Herkes ikinci bir şansı hak eder." Bence bu cümleyi söyleyen kişinin çevresinde hiç "umursamaz" biri olmadı. Verilen ikinci hakkı da aynı şekilde "umursamazlık" yerdi. Önce umursamazlığı yok etmeli daha sonrasında ikinci bir hakkı vermelisiniz.

Nefret etmeye başlıyorum kendimden. Ben böyle bir insan değildim. Neden böyle oldum? Ne yaşadım da bu kelimeyi benimsedim. Beni "umursamaz" yapan şey basit bir kelime olamaz. Düzelmeye ihtiyacım var. Normal bir hayat sürmek istiyorum. Bende aşık olabilirim. Bende dost olabilirim. Sadece bunu şu an gerçekleştiremiyorum. Çünkü "UMURSAMAZIM!"


Bu bir öz eleştiridir. Egemen ENGİN

21 Eylül 2012 Cuma

Gün İçinden

Sabah olur gün ağırır
Bir yanın hala uykuludur
Gözlerin kapalıdır hala
Her yanın uykuludur aslında
Üşürsün o yok diye yatakta
Yıkarsın elini yüzünü
Duş alıp kahvaltını yaparsın
Bir kahveyle açarsın uykunu
Otobüse binersin tıklım tıklım
Ondan ayrılınca arabanı sattığını hatırlarsın
Üç durak önce inersin
Yürüyüp temiz hava almak için
Önceden öyle yapardın çünkü
Arabanı üç sokak öteye park ederdin
Onun bıraktığı bir alışkanlıktı
Rüyanı hatırlarsın
Neden uyanmak istemediğini hatırlarsın
O vardı rüyanda güzellikler içinde
Masana oturursun aklın bir karış havada
Bazen işleri karıştırırsın
"Aman boşver!" dersin
Kapatırsın gözlerini 
Onun hayali....
Aynaya baktığında
5yıllık geçmişin bıraktığı izleri görürsün
Yan masanda oturan kişiyi o zannedersin
Telefonda konuşan sanki o
Delirdiğini düşünüyorsun
Çıldırmadın sen ama
Sadece aşıksın hala
Gidenin arkasından ağlama
Artık hiç bir zaman dönmeyecek sana...

9 Eylül 2012 Pazar

Başlıksız

sade kahve 
gece ışıkları 
sokak hayvanları 
çikolatalarım
kaldırım üstü kafeler
şehirler arası otobüs yolculukları
deniz kıyısı
fahişeler
arabam
bol mayonez ve ketçaplı makarnalar
canını acıttıklarım
canımı acıtanlar
yanlış anlaşılmalar
kitaplarımdaki dükkanlar
çantam
üstü kapalı sohbetler
zoraki gülümsemeler
peşimdekiler
yetişmeye çalıştıklarım
geç kaldıklarım
her sabah uyanmak zorunda olmak
kırmızı ışıkta bekleyen dilenciler
gökdelenler
parfüm kokuları
kuşlar
hafta sonu tatilleri
yarım kalan hikayelerim
balıkçı ahmet amca
tuzlu fıstık ve bira
trafikte dur kalk yapmaktan ağrıyan bacaklarım
arkadaşlarımın üzerimde bıraktığı fondoten ve ruj izleri
sessiz kalmayı beceremeyen telefonum
aradığım huzur
"farkında olmak" her şeyin
ve empati yaparken
içini okuduğumda insanların
gözlerine baktığımda
gördüğümde bütün yaşadıklarını
ve hayat
hayat
hayat
kendimi hep kaçarken buluyorum...

24 Ağustos 2012 Cuma

Ölmedim İşte | Bulduklarım vol8

Ölmedim işte. Ölmedim. Demek ki yaşamam gerekliydi. Bir gizli kuvvet olmalı bizi yaşatan. Yaşamakla ölmek arasındaki maceramızı düzenleyen, Çaresizliğimizi her yerde yüzümüze tokat gibi indiren bir kuvvet olmalı.

Şimdi seni daha çok seviyorum. Meğer ölüm senin kadar güzel değilmiş. Şimdi güzelliğin daha yakıcı, daha alımlı. Bütün neden'ler senin için yaşamayı gerektiyor şimdi.

Nasıldım nasıldım o gece, o gün bilemezsin? Eski, taş binalar üstüme yıkılıyordu, başımda parçalanıyordu vitrinlerin camları. Her taşıt beni ezip geçiyordu yanımdan. İnsanlar anlımda yürüyordu çamurlu, pis ayaklarıyla. Rüzgar gırtlağıma yapışmış bir el gibiydi. Kitaplar dergiler, gördüm boyalı dükkanlarda. Hepsi ölmek diyordu. Yalnız ölümdü gördüğüm kaldırımlarda.

Artık her şey boştu, yalındı.

Kirli bir çamaşırdı üzerimde yaşamak. Umutlarımı yitirmiştin. Arayıp bulacak gücüm kalmamıştı. Öyleyse yorgundum, bitkindim. Ellerimi sevmiyordum, gözlerim utanç veriyordu gözlerime. Damarlarımdaki kan rahatsız ediyordu beni. Ölmek, gitgide bir umut haline geliyordu içimde. Büyüyor, büyüyordu.

Boşlukta bir tel gerilemeye başladı... Gerildi, gerildi. Sonra kan rengi bir karanlığa düştüm. duvarlar kırmızıydı. yerler, masalar, sokaklar, insanlar hep kırmızıydı. Ama karanlıktı yine, korkunç bir karanlıktı. Kırmızı sisler içimdeydi. Dört yanım denizdi, kıpkızıldı.

Sonra rengi değişti çevremin. Bulutlar dağılmaya başladı. İlk gün ışığı merhaba dedi pencereden, Yeşil yapraklar el salladı. Bir kişi uzun uzun öksürdü.

İlk ellerimi buldum vücudumda, derken ayaklarımı, gözlerimi dudaklarımı, saçlarımı buldum.

Ve seni düşündüm. İşte o zaman yaşadığımı anladım, utandım

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Şimdi Sen Yan

Küçücüktü yüreğim… Korkak, tedirgin. Küçücüktü, avuçlarına bıraktım. Saftı, güven doluydu. Korkaklığı, kırılganlığı dışarıda öylece kalakalma ihtimaliydi. İhtimali küçük yüreğinden de küçüktü. Oysa öylesine güvenle bırakmıştım ki ellerine yüreğimi küçücük bir ihtimal bile yoktu öylece kalakalmaya.

Yüreğim ne kadar küçücükse ellerin kocaman ama sıcacıktı. Yüreğim üşürken avuçlarının sıcaklığıyla ısınırdı. Yüreğim ellerindeyken ben sadece tek yürektim ellerinde. Sen ellerindin, bense yüreğimdim. Başka hiçbir şey yoktu. Ne seni sen yapan kafesin, ne beni ben yapan ten evim vardı. Ben küçük bir yürek sen kocaman, sıcacık bir el. İsteseydi(k)n sonsuzluğa küçük bir yürek ve sıcacık bir el gidebilirdik.

Dalgalar kıyıya neden gelir gider acep. Tam kavuşmuşken sahiline kendini neden geri çeker. Geri çektiğinde sebep ne ki tekrar gelir hasretlisinin kucağına. Bu böyle neden devran eder. Kavuştuğunda niye kalmaz, geri çekildiğinde niye geri gönder…

Tıpkı yaralı titreyen yürekler. Önce çekersin kendini derin nefes alarak, titrek yüreğin hep titrer, zemheride kalan ten misali. Sonra tutulmaz derinden alınan nefes, bırakılır, yürek yine üşür, hep üşür… Gelirsin sahiline titreye titreye, sonra tekrar geri çekilirsin yine titreye titreye… Sessizleşir yürek… Kimse duymasın diye değil sessizliği. Kollarına bırakırken ki sevinç çığlığını duyanlara inat, ayrılıklar acılaşmasın diye…sessiz yürek, sessiz kırılganlık… Sessiz sensizliğim….

Şimdi kocaman oldum, yüreğim ten evimde benim. Senin ellerinse bomboş kaldı. Şimdi yüreğim ne korkak ne tedirgin. Korkaklığı, kırılganlığı öylece kalakalma ihtimaliydi ya.. ihtimali yaşadığından beri ellerin olmadan, ellerinin sıcaklığını hissetmeden güven dolu yüreğim.

Kocaman yüreğim… Üşümüyor artık. Sen ellerinle bomboş kalakalmışken ben bütün oldum kocaman yüreğimle. Sen azalırken ben çok oldum. Gel gitlerim yok artık dalgalar misali. Kıyılarında olmak istemiyorum artık. Gelmemek için acı da çekmiyorum. Daha dündü belki küçücük yürek olup ellerine bırakıverme arzum. Daha dündü belki gözlerini gözlerimde hissetmem. Şimdi…

Şimdiyse sana dair her ne varsa büyüyen yüreğimde kayboldu. Yaptıklarınla sen kaybettin. Kolay mı avuçlarına kendini bırakıverecek bir yürek bulabilmek. Kolay mı aşkla atan, titreyen yürek bulabilmek, kolay mı ellerinin arzusunu hep hisseden bir yürek bulabilmek…

Şimdi sen yan… Yan ellerinin bomboş kalışına. Bil ki hangi yürek ellerine yüreğini bıraksa benim yüreğimin titremesi gelecek aklına. Geç kalmışlığına yanacaksın.

Şimdi sen yan, bomboş kalakalmış ellerinle…

13 Ağustos 2012 Pazartesi

İzmit Sahili Peyzaj ve Kentsel Tasarım Proje Yarışması

Proje Müellifi:

Dr. Mimar Ervin GARİP(Ekip başı)-(İTÜ)

Yüksek Mimar Banu GARİP-(İTÜ)

Y. Şehir Plancısı Alev Özkan ALBAYRAK-(İTÜ)

Peyzaj Mimarı Kamer ÖZAYDIN-(BİLKENT ÜNİV.)
Yardımcılar:
Y. Mimar D. Başar EROL

Mimar Turan ALTINTAŞ

Mimar Didem SAĞLAM
Proje Açıklama Raporu

Genel Tasarım Kararları
Alanı bütünsel olarak ele aldığımız proje, birbirine bağlı meydanlardan ve alt meydanlardan oluşmaktadır. Önerilen tasarım, davetkar kurgusu ile çevredeki yaya akışlarını içine alır ve park içine dağıtır. Genel tasarım kararları, aşağıdaki amaçlar doğrultusunda verilmiştir:

Kıyıyı şehre bağlamak ve kıyıda kesintisiz yaya sürekliliğini sağlayarak kıyıyı gündelik kent yaşantısına kazandırmak.

Alanın batısında seka park ile beraber gelen yeşil alan sürekliliğini devam ettirmek, alanın "yeşil alan dengesi"ni düzenleyerek güneydeki kıyı yeşiline bağlamak.

"Meydanlar" ve "alt meydanlar"dan oluşan, kesintisiz yürüme, koşu ve bisiklet yolları ile desteklenen, ""yeşil" içinde eritilmiş bir bütünsel kurgu oluşturmak.

Meydanları, günlük aktivitelerle destekleyerek su ile ilişkili, kamusal kullanımı zengin ve yoğun mekanlar oluşturmak. Fonksiyonel sürekliliği vurgulayarak oluşturulan kentsel aks ve koridorlarda her yaş için aktivite çeşitliliği ortaya koymak ve kentlinin gündelik yaşantısını zenginleştirmek.

İnsancıl ve çevreci ulaşım çözümleri ile yaya akışını kesmeyen, tam tersine destekleyen ve besleyen bir "entegre ulaşım şeması" ortaya koymak.

Alan içinde mevcut bulunan ve gabari ve fonksiyonları korunan yapıları, meydan ve alt meydanlarla genel kurgu içinde eritmek, onları genel yerleşim düzeninin parçası haline getirerek çevreye insancıl şekilde bağlamak.

Birbirine bağlı olarak zonlanan alanlarda yeşilin baskınlığını bozmadan fonksiyonel ve kullanımsal çeşitliği sağlamak.

Alan içinde yer alan sulak alanın bitki restorasyonunun yapılarak "sulak alan bahçesi" haline getirilmesi ve oluşturulan tampon bölgelerle korumaya alınması.
İzmit Kongre ve Kültür Meydanı
"Kent"in "su" ile buluştuğu noktada oluşturulan "ana meydan", önerilen "izmit uluslararası kongre ve kültür merkezi"nin eylem ve açık aktivite alanına ev sahipliği yapmaktadır. Söz konusu aktivite meydanı, kentlinin su ile buluştuğu bir buluşma ve günlük eylem meydanıdır. kongre ve kültür yapısı, meydan ile bütünleştirilerek meydanın yapının içine girmesi, yapının da meydana yarı kapalı alanlar sağlaması öngörülmüştür. meydan ve yapı, bu bağlamda bir bütün olarak ele alınmıştır. Kongre ve kültür yapısının üst kota yükselen meydanı, yarı açık bir kamusal kullanım alanıdır. Yapının zemin katında oluşturulan "aralık" yapıyı zemine bağlamakta, ölçeklendirmekte ve aralıktan "müze gemi" nin görünmesini sağlamaktadır.
Yapı, hem meydanın hem de izmit körfezi'nin imajını güçlendiren "parlak inci"si dir. Heykelimsi görünüşünün yanında yapı, insancıl, ölçekli ve çevresi ile bütündür. Yapının aynı zamanda deniz tarafından ve diğer kıyılardan da algılanabilmesi mümkündür. Bu sayede bulunduğu meydana da geceleri ve gündüzleri kimlik ve karakter kazandırmaktadır.

Spor Parkı
Mevcut "atletizm" ve "futbol" sahası korunarak proje kurgusunun bir parçası haline getirilmiş, bu sahaya ek olarak tasarlanan "örtü" ve tribün ile de genel tasarım diliyle bütünleştirilmiştir. Kentlilerin "doğa içinde spor keyfi" konsepti ile hem körfezi, hem de müsabakaları aynı anda izlemeleri amaçlanmıştır. spor parkı, genel yerleşim kurgusunun önemli bir parçasıdır. Bu park, araç yolu, ve noktasal otoparklarla desteklenerek koşu, basketbol, jimnastik, tenis, uzun yürüyüş gibi sporların yapılabileceği yoğun insan kullanımlı alanlardır.