25 Temmuz 2012 Çarşamba

Mahalle Konuşmaları vol1

Nasıl bir mahalledir burası? Her gün çok eğlenceli. İnsanlar çok hareketliler, bitmeyen bir enerjileri var. Bu aralar çok fazla tartışmaya ve kavgaya şahit oluyorum. Bunlardan birisini yazmak istedim sadece.


Kadın bir anda telefonu açtı ve bağırmaya başladı "Arama beni bir daha!"... 


"Evli bir adamsın, 2 tane çocuğun var. Ayıp artık. Arama beni bir daha! Facebook'tan mesaj gönderme. Telefonlarını açmıyorum diye annemi aramışsın. Sen kimsin ki annemi arıyorsun? Sen benim annemi tanıyor musun ki? Evet, çok rahatsız ediyorsun beni. Hamile olup olmadığımı mı merak ediyorsun? Hamile değilim! Kocam var benim ve sürekli 'neden bu adam sana bu kadar ilgili davranıyor?' diyor. Evliliğimi mi sallantıya sokacaksın! Arama artık bir daha beni lütfen!"


Kim bilir telefonun öteki ucundan konuşan adam neler diyordu?... Ne kadar ilginç insanlar var. Her iki tarafta evli. Görüştükleri ortada, açık ve net! Ama önceden görüşmelerine mani olmayan şeyler, bir süre sonra engel teşkil etmeye başlıyor. 


Kardeşim genel ahlak diye bir şey var. Zaten evli kişilerin bir başka kişiyle görüşmesi etik değil. Aldatmaktan daha kötü bir şerefsizlik yoktur herhalde... hadi şimdi "Arama beni bir daha"...

24 Temmuz 2012 Salı

Mutlu Olmaz mıydık?

Hala sendeydi aklım
Aradan beş yıl geçmişti
uykularımda sen
aynalarda ben vardım
hep mutluydu yüzüm
ikincisiydi yüzümün
geceleri yatakta
yastığına sarıldım

hep başka kollarda aradım seni
hep başka tenlerde bulamadım seni

çok aradım
çok aradım
olmuyor sensiz olmuyor
yatağın diğer tarafı hep soğuk kalıyor
üşüyorum sensizken buralarda
gelip sarılsan bana

içim ısınır
yüreğim kabarır
gözlerim dolar
belkide ağlarım
gitmeseydin
kalsaydın benle
mutlu olmaz mıydık?

17 Temmuz 2012 Salı

Gece - Bana Bir Şarkı Söyle



Tatlı bir uyuşukluk hissi bahsettiğim 
Ayak parmaklarından kafatasına kadar uzanan 
Bazıları berrak bir su gibidir bazıları da benim gibi 
Çamurlu bir göl merak ettiğin dibini



Tutuşturmayı merak ediyorsan tutkuyu 
Peki ya korkuyu bunun neresine koymalı 
Her kararla ilişkiye girebilecek kadar kahpedir ah bu korku 



Bana bi şarkı söyle yolumuz uzun 
Sözlerden kurtul derdimiz bir olsun 
Bana bi şarkı söyle yolumuz uzun 
Onlardan kurtul derdimiz bir olsun 



Dipsiz bir yalnızlık kuyusu bahsettiğim 
Umutsuzluğu okşayan bi gölge içini kaplayan 
Bazıları berrak bir su gibidir bazıları da benim gibi 
Çamurlu bir göl merak ettiğin dibini 



Bana bi şarkı söyle yolumuz uzun 
Sözlerden kurtul derdimiz bir olsun 
Bana bi şarkı söyle yolumuz uzun 
Onlardan kurtul derdimiz bir olsun


 
Bana bi şarkı söyle yolumuz uzun 
Sözlerden kurtul derdimiz bir olsun 
Bana bi şarkı söyle yolumuz uzun 
Onlardan kurtul derdimiz bir olsun 



Tatlı bir uyuşukluk hissi bahsettiğim 
Ayak parmaklarından kafatasına kadar uzanan

6 Temmuz 2012 Cuma

Yalancı Aynalar

Çok taninmiş özel bir hastahanede sezaryen ile dünyaya açtı gözlerini. Doktorlar ameliyat masasının etrafinda fir dönüyor, hemşireler adeta titriyorlardı. Dünyaya gelisi çok görkemliydi, bütün yüksek tirajli gazetelerin ilan sayfalarında kocaman kupürlerle; adeta dosta, düşmana, sevene, sevmeyene ilan edildi. Düşman çatlatıldı, dostlar sevindirildi...

O, olanların farkında değildi. Annesinin sıcacık kucağında mışıl-mışıl uyuyordu babasinin bol yakit harcayan, bol silindirli makam otomobilinin arka koltuğunda... Şoför her zamankinden çok daha dikkatli kullanıyordu aracı...Özel hemşiresi yanı başında, mimikleri sık sık değişiyor, sevinçten uçuyordu adeta, çünkü ona göre bu bebek rahatlık, para, huzur, daha daha çok şey demekti... Bakıcısı konvoyun ardından seyreden diğer araçtaydı ve o da; aynı mutluluğun mağrurluğu içindeydi... Babasının ağzı kulaklarına değecek gibi, gözleri çakmak çakmak parlıyor, içi içine sığmıyordu. Konvoy malikaneye ulaştı sonunda. Püfür püfür deniz yeli esiyor, deniz de sanki onların bu sevinçlerine katılırcasına usul, usul dalgalanıyordu... Yalı denize sıfır ve civardakilerden de oldukça büyüktü. Koskocaman bahçede bir anda insanlar biriktiler. Hareket arttıkça arttı. Dış kapıyı ardına kadar açan genç bahçıvan; başıyla selam verip, esas duruşa geçti. Aşçılar ve diğer hizmet erbabı da bahçedeydiler o sıra...

Cins kurt köpekleri kulübelerinin dışına çıkmış, zincirlerini şıkırdata şıkırdata sağa sola koşuyor, dillerini sarkıtarak garip iniltiler çıkarıyorlardı. Vapur düdükleri yalının duvarlarında bir başka yankılanıyor gibiyken, o, özel odasındaki kuş tüyü yatağına yatırılmıştı artık...


Yıllar çabucak geçti sanki, emekledi, sonra yaşını doldurdu. Özel öğretmenler tutuldu, çünkü; küçük hanım idi o ve sanat öğrenmeliydi. Müzik, resim, bale derken, babası onun için tenis kortunu da yenilettirmişti. Spor yapacaktı küçük hanım, dinç, dinamik, zarif, güzel olmalıydı her zaman... Serpildi ve genç bir kiz oldu. 20. doğum gününde babası ona, spor ve yeni bir otomobil almıştı. Hız ve eğlence tutkunuydu da... Etrafında sürekli babasının kalantor dostlarının evlatları kur üstüne kur yaparak, sanki birbirleriyle yarışıyorlardı. Su gibi para harcar, kumarın en alasını oynardı daima... Gece kulüplerinde, barlarda eğlenir, başına buyruk davranır, dağıtırdı sık sık. Karakollara düşerdi sürekli, küfür ederdi çünkü insanlara. Küçümser, beğenmez, susmaz, uslanmazdı. Kıtalar arası gezintilere çıkar, eğlenir, gezip tozar ve beş parasız olarak hep "babişko"suna dönerdi... Kadınların güzel olanlarını asla çekemez, erkeklerin yakışıklı olanlarını isterdi ama, kısa zamanda da terkederdi... 


Bir gün zil zurna olana dek, içti de içti. Yalnız kalmak istediğini söyledi yanındakilere. Öylede yaptı, yürüdü kalabalık bir caddede, insanlara dudak büktü, yüzlerini, giysilerini küçümsedi yürüdükçe. Yorulur gibi hissetti kendini ve bir aynacı mağazasının vitrinine yaslanıp soluklandı. Aynada kendini görmüştü, ama bu aynada bir eksiklik var galiba diye düşündü. Mağaza sahibinin gönderdiği genç işçi ona beğendiği bir ayna varsa girip içeride görebileceğini, ancak vitrine yaslanmamasını söyledi... Hışımla girdi içeri, aynaları teker teker yokladı, hep kendine baktı. Beğenmedi hiç birini de... Sordu kızgın kızgın, söyleyin dedi, benden güzeli var mi ha ? Cevap veremezdi aynalar ama, o, hep cevap bekledi ve asla da alamadı... Çıldırdı apansız, eline ne geçirdiyse aynalara savurdu, kırıp döktü, yaraladı kendini. Bağırdı avazı çıktığı kadar, bu aynalar, bu aynalar yalancı. Kan revan içinde kalmış, gözlerini doğduğu hastanenin ameliyathanesinde bulmuştu ama, fazla sürmedi direnci, doğduğu yerde öldü...