21 Kasım 2012 Çarşamba

Rengimiz

Bizim ilişkimizin rengi mavi
Gökyüzünün rengidir mavi
Sonsuz görünür
Baş döndürür

Benim rengim lacivert
Deniz dibi gibiyim
Soğuk ve ışıksız
Yaşam zordur oralarda
Vurgun yedirir bazen

Sense sarı gibisin
Güneş gibi parlarsın istersen
Çöl gibi kavurursun
Sımsıcaksın
Şöyle de bir özelliğin var
Her gün doğar
Her gün batarsın

Yol Yakınken

Gerçekten ne kadar seviyesi düşük insanlar varmış... İnsanlar kalitelerini ayrıldıktan sonra daha iyi belli ediyorlar. Ayrılma kelimesine pek takılmayın, arkadaşlığın bitmesi durumunda da aynı şey geçerlidir.

Mutlu olduğun her anın aslında yalan olduğundan
Öpüştüğün her dakikada tiksindiğinden
Anlattığın her sırrının uydurma olduğundan
Bahsettiğin geçmişinin olmayışından

Tamamen yalanlar üzerine kurulu bir dostluk bir arkadaşlık yaşamışız da haberimiz yokmuş meğerse... Allah'ım sana şükürler olsun ki başımıza daha kötü şeyler gelmeden öğreniyoruz bazı şeyleri... Ya daha kötü şeyler olsaydı.. Ya ben onu daha içten bağrıma basıp her şeyimi anlatsaydım... İşte o zaman her şey daha kötü olurdu. Şimdiyse yol yakınken dönmek en güzeli oldu.

9 Kasım 2012 Cuma

William Fitzsimmons - I Don't Feel It Anymore


Bu şarkı son zamanlarda beni çok fazla etkilemiş durumda. İçten ve derinden gelen duygularımı ortaya çıkartıyor


William Fitzsimmons - I Don't Feel It Anymore



Hold on this will hurt more than anything has before
What it was, what it was, what it was
I've brought this on us more than anyone could ignore
What I've done, what I've done, what I've done

I've worked for so long just to see you mess around
What you've done, what you've done, what you've done
I want back the years that you took when I was young
I was young, I was young, but it's done

Oh take it all away
I don't feel it anymore
Oh take it all away
Oh take it all away
I don't feel it anymore
Oh take it all away

We'll fall just like stars being hung by only string
Everything, everything, here is gone
No map can direct how to ever make it home
We're alone, we're alone, we're alone

Oh take it all away
I don't feel it anymore
Oh take it all away

Bence Ben


Çekici kişilik
Utangaç ve tutucu
Esrarengiz
Cömert ve sempatik
Rahatına düşkün
Duyarlı
Hizmet etmekten zevk alır
Kolay sinirlenmez
Güvenilir
Nezakete önem verir
İyi bir gözlemcidir
İntikamcıdır
Seyahat etmeyi sever
Dikkat çekmeyi sever
Dekorasyona meraklıdır
Tempolu müzikleri sever
Çok değişkendir

5 Kasım 2012 Pazartesi

Eşek Şakası





Korkunun ecele faydası yoktur dedik ve eeEEeşŞşŞşşşEEeEeekkkkkK şakası yapmaya karar verdik. Madur olarak Çağdaşı seçmiştik. Artık her şey için çok geçti.





Voltage Music (Gerilim Müziği)



4 Kasım 2012 Pazar

Yalanların Ağırlığı

Yalanlarla dolu bir dünya üzerinde aylar aylar önce tanışmışlar. Yalanlarla beslemişler arkadaşlıklarını. Yalanlar büyütmüşler birlikte mutlu olduklarını zannedercesine. Bu yalanlar yavaş yavaş yerini doğrulara bırakmaya başlamış. Doğrular girmeye başlamış hayatlarına. Korkar olmuşlar bir yerden sonra. Doğrular ağır gelmeye başlamış bunların omuzlarına. En sonunda bana geldiler. Yalanlarla dolu olan dünyada doğruları söyleyen bir insana ihtiyaçları olmuş. Anlayacağınız onlara ağır gelen yükü başkasıyla paylaşmak istemişler. Ama bende paylaştım onlarla "doğru" yüklerimi. Onlara bu "doğru yük" daha ağır gelmeye başladı. Daha çok korkar oldular "doğru" olanlardan. Saklanmaya çalıştılar bir süre karanlık odalarına. Olmadı. Doğrular onları çıkarmak zorunda kaldı sokağa. Omuzlarındaki yükle kambur bir şekilde yürür oldular sokaklarda. Utandılar çoğu zaman. Kuytu köşelerdeki cafelere oturdular ilk önce. Ama bu yeterli olmadı. Taşıdıkları doğrular onları gitgide ezmeye başlamıştı. Karar verdiler doğrulardan vazgeçmeye.  Bu sayede beni de basit bir yalanla hayatlarından çıkartacaklarını sandılar. Büyük bir yanılgı içine düşmüşlerdi. O yalanlarla dolu olan dünyadan çıkmıştım bende. Kanar mıydım basitliklerine? Ama "insanlar nasıl ve nerede mutlu oluyorlarsa öyle yaşamalıdırlar" dedim kendi kendime. Sonra ben de onları kendileriyle baş başa bıraktım. Şimdi yalanların yarattığı ağırlıkla tüy kadar hafifler. Benden uzak, yalanlarına yakın olsunlar... 

2 Kasım 2012 Cuma

Elifadonica


Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum.
Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum.
Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi
Ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun
Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık.
Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve
hak edenlere saklıyorum enerjimi.
İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var
'Ben demiştim', 'ben bilirim', 'ben zaten anlamıştım'
Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun.
İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor.
Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.
İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.
Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.
Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.
Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.
Kestirmeleri de öğrendim gide gele.
Boş geçen her saniye değerli artık.
Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde 'HAYIR' demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.
Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.
Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.
Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum.
Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor
Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.
Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .
Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı.
Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.
Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.
Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.
İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.
Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.
Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.