10 Kasım 2016 Perşembe

Üç Yıl Önce

Her zaman gittiğim çay bahçesine gittim. Sabahları işe gitmeden önce orada çay ve sigara içmek adetim olmuştu. Bir gün seni görmüştüm orada. Bundan tam üç yıl önceydi. Çok iyi hatırlıyorum tarihi 1 Eylül 1996. Havalar hala sıcaktı. Sonbahar yüzünü göstermeye utanmıştı o yıl ama sen saçlarını savurarak oturmuştun tam karşı masama. Farketmeden seni izlemeye başlamıştım. Elimdeki gazeteleri okuyordum güya. Gözlerimi senden alamıyordum ki... Sigarayı elimde unutmuş çayımı soğutmuştum. Elim yandığı zaman farkına vardım seni izlediğimin. Senin beni görüp görmediğinden bile emin değilim. Eğer gördüysen büyük bir utanç duyarım bundan. Çünkü sana bakmamışım, dalıp gitmişim.Farkına varınca hemen saate baktım. Az vaktim kalmıştı "acaba senin kalkmanı beklemeli miydim?" diye düşünmeden edemedim. Fakat işe geç kalamazdım. Seni orada öylece ulu orta bırakarak gittim. 
Sonraki günlerde uğramadın hiç sabahları. Gerçi ben oraya yıllardır her gün gidiyorum ve seni ilk defa görüyorum. Sonraki tüm günlerde seni tekrar görmeyi hayal etmek tam bir aptallıktı. Ben o aptallığı yaptım. Seni her gün orada bekledim. Bazen akşamları dahi gittim çay bahçesine. Belki o saatlerde gelirsin diye ama sen yine gelmedin. Günler geçti, haftalar geçti sen gelmedin. Tam dört ay sonrasına kadar... Dört ay sonra yine karşımda duruyordun ve benim bir tane daha dört ay bekleyecek kadar zamanım yoktu. Seninle bir an önce tanışmalıydım. Adını öğrenmeliydim, nerede yaşadığını sormalıydım ve seninle tekrar tekrar görüşebilmek için bir sürü bahane bulmalıydım. Masada duran çakmağımı cebime koydum ve ona doğru yönelip "çakmağınız var mı acaba?" diye sordum. "Üzgünüm, sigara kullanmıyorum." demesiyle hayat durdu benim için. İlk defa sesini duymuştum. Ne kadar da narin ve zarif bir sesi vardı... Adeta kelebekler şarkı söylüyordu benim için bu kış gününde. Sonra farkettim ki beni terslemişti, Başka şeyler sormalı ve biraz daha konuşmalıydım. O kelebeklerin şarkılarını tekrar dinlemeliydim. Hayatımda en çok yüzümün kızardığı gün, o gündür herhalde. O kadar çok utandım ki, onunla tanışmak istediğimi anlamamış olamaz. Çünkü ancak seven insan o kadar çok saçmalayabilirdi. 
Öğrenebildiğim her şeyi öğrendim. Bir sonraki gün görüşmek üzere vedalaştık. O işine gitti, bende tabi işe gittim. Aklımda o vardı sürekli. Sormam gereken her soruyu soramamıştım. Nerede yaşadığını bilmiyordum hala yada ona ulaşabileceğim herhangi bir telefon numarası yoktu elimde. Onu görebilme umudum "Yarın görüşürüz." dememdi. Evet ben söylemiştim "yarın görüşürüz" diye. Onun söylediğini hatırlamıyorum. Ya yarın da gelmezse? Tekrar beklemek zorunda kalacaktım. Öylede oldu zaten. Bu sefer onu iki hafta bekledim orada hemde her sabah. Artık çok daha soğuktu havalar. Kar yağmıştı yerlere dolu dolu. O ise bembeyaz karlar içerisinde adeta bir pamuk prenses gibiydi. Soğuktan yanakları al al olmuştu. Ellerindeki eldivenleri çıkarıyordu kapıyı iterken. O gün onu son görüşüm olmuştu. Bir daha hiç onu görememiştim ve bir daha onunla konuşma fırsatı bulamamıştım. Ta ki bugüne kadar...Kucağında bir bebek vardı. Yanında da eşi olduğunu düşündüğüm adam. Resmen yıkıldım. "Bi çay daha getir misin usta?" Bi sigara daha yakacağım hayallerimi küle çevirmek için. 

1 yorum: