11 Şubat 2013 Pazartesi

Düşmeden Bilemezsin


Gökyüzünden yeryüzüne yolculuk eden bir yağmur damlası gibiyim bu gece. Çok bulutlu bir hava var. Ayı bulutların üzerinde gördüm. En son baktığımda ordaydı yani. Ne kadar güzel eğleniyorduk halbuki bulutların üzerinde. Ne kadar güzel günlerimiz geçiyordu birlikte. Nerden bilebilirdim ki bir gün birinin ayağımı kaydırıp beni bile bile yeryüzüne göndermek isteyeceğini.

Ben düştüm aşağıya. Her şey aslında çok güzeldi. Aşağıya düşüşüm bile… Benimle birlikte düşen çok yağmur damlası vardı. Ve sanki çoğu istekli atlamış gibiydiler. Hiç birinin suratında tek bir damla göz yaşı yoktu. Ben ağlıyordum sadece. Düştükçe parçalanıyordu bedenim. Yavaş yavaş küçüldüm. Gözümün önünden geçti bütün yaşadıklarım. Kimseye çarpmadan yeryüzüne doğru ilerliyordum. Onlarla konuşacak fırsat bile bulamadım bu gece.

Düştüm. Çok hızlı çarptım yeryüzüne. Parçalandım daha fazla. Bütün hücrelerim ayrıldı bedenimden. Ama o kadar kalabalıkmışız ki, ben bunu düştüğümde anladım. Yalnız değildim orda. Yeryüzü kötü bir yer diye çok korkutmuşlardı beni. Korkmuştum, düşmek istememiştim. Ama çok kalabalık bir yermiş. Beni bu bile mutlu etmeye yetti. Yediğim kazığı bile unutur oldum adeta.

Yeryüzüyle tanışmamız pek hoş olmamıştı. Parçalamıştı beni. Ama başka bedenlerle bütünleşeceğimi bilmiyordum ki… Başkalarının parçalarıyla bütünleşmiştim. Kiminin kolunu, kiminin gözünü, kiminin kalbini almıştım. Yola öyle devam etmeye başlamıştım. Burada herkes benim gibiydi ve hiç kimse hiç kimsenin kusurunu görmüyordu. Çünkü herkes kusurluydu. Herkes de bunun farkındaydı.

Büyük bir okyanustu burası,  gökyüzünden bizi çığlıklarla çağıran bir okyanus. Aslında bu doğanın yalvarışıydı. Yardım bekleyen bir doğa. Kendinden çalınanları geri almaya çalışan bir doğa…

Ait olduğum yerdeyim. Burayı seviyorum. Yaşadıklarım olmasaydı nasıl şükrederdim. Teşekkür ederim bana bunları yaşatanlar. Sizin yüzünüzden ben mutluyum işte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder